Rojava’nın işgali ve ulusal birlik tartışmalarında Lozan Antlaşması

Lozan’da bugün otel olan Ouchy Şatosu’nda sekiz ay süren yoğun ve gergin tartışmalardan sonra, 163 maddelik anlaşma ve buna ek Montreux (Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 1934) sözleşmesi gibi konvansiyon ve protokoller eklenerek tamamlandı. Lozan Antlaşması metninde Kürtler’in durumu, ”çözülme- yen sorun” bölümünde yer aldı. Ve bir asır geçmesine rağmen halen çözüm bekliyor.

İhsan KURT*

Üzerinden 96 yıl geçen 24 Temmuz 1923 ‘Lozan Barış Antlaşması’ Türkler için bir şan ve şöhret günüyse Kürtler, Ermeniler ve Süryaniler için bir matem günüdür diye yazar bağımsız tarihçiler. Birinci Dünya Savaşını resmen sona erdiren ve Kemalist Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü egemenliğini teşkil eden bu antlaşma, Anadolu’da (Küçük Asya) Helenizme son verirken, tarih tekerrür edercesine Kürtlerin özgürlük davası da Rumine Sarayı’ndaki imza masasında kurban ediliyor.

İsviçre’de Vaud kantonunun başkenti Lozan, 24 Temmuz 1923 günü tarihin en büyük savaşını sona erdiren antlaşmaya ev sahipliği yaptığı için gururlu. ‘Binlerce kişi Rumine Sarayı’nın önünde toplanmış, içeride atılması beklenen barış imzası için merakla bekliyor. Protestan katedralinin çanları ‘Ortadoğu barışı’ için çalıyor. Buna kentin küçük kilislerinin çanları da sırayla eşlik ediyor. Akşam havai fişekler atılıyor. Kent tıpkı Noel ve yılbaşı dönemlerde olduğu gibi festival havasında aydınlatılmış. Sarayın tepesinde ışıklı harflerle PAX (barış) yazılmış’(1). Dünyanın her tarafından gazetecilerin izlediği imza törenini takip edenlerden biri de Amerikalı yazar Ernest Hemingway. I. Dünya Savaşının savaş muhabiri Hemingway, o dönem Toronto Star gazetesinde çalışıyor ve kısa bir süre önce Yunanlıların Anadolu’dan sürülmesi ve İzmir’in yakılıp talan edilmesini Kanadalı okurlara aktarıyor.

96 yıl önce Lozan metni

Orijinali bugün Lozan şehir arşivlerinde bulunan antlaşmanın giriş kısmında, ‘Lozan antlaşması, Ortadoğu’da 1914’ten beri devam eden savaş haline kesin olarak son verdi’ diye belirtiliyor. Yaklaşık 18.6 milyon insanın yaşamını yitirdiği ‘Büyük Savaş’ta, bir tarafta Türkiye diğer tarafta ise I. Dünya Savaşına katılan veya Yunanistan gibi taraf olan yedi ülke yer alıyor. Bu antlaşma, Lozan’dan üç yıl önce, Osmanlı İmparatorluğunun harabeleri üzerine 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr (Sèvres) Antlaşması’na son veriyor. Sevr ile, dönemin büyük güçleri Osmanlı’nın yıkıntılarından kalan bölgeleri paylaşıyorlar. Suriye ve Lübnan, Fransa himayesine verilirken Irak, Yukarı Mezopotamya ve Filistin İngiltere’ye düşüyor. Rusya’da çarlığın yıkılması üzerine, ABD Başkanı Woodrow Wilson’un 8 Ocak 1918’da yaptığı tarihi konuşmada dile getirdiği 14 maddelik ünlü ‘kendi kaderini tayin hakkı’ ilkeleri çerçevesinde bugünkü Erivan çevresine sıkıştırılmış küçük Ermenistan devleti kuruluyor. Aynı ilkelerden hareketle daha güneyde tarihte ilk kez ‘bağımsız bir Kürdistan’ projesi doğuyor.

Wilson ilkeleri o tarihte her ne kadar Osmanlı egemenliğinden kurtulan halklara, kendi özgür geleceğini vadetse de bağımsızlık bütün milliyetler için öngörülmüyor. Klasik sömürgecilik döneminin ‘henüz olgunlaşmamış, demokrasiyi hazmetmeye hazır olmayan halklar’ oryantalist, emperyalist yaklaşımı Ortadoğu özgülünde bütün müslüman milliyetler için geçerli. Dolayısıyla bu halkların manda yoluyla himaye (yerelde kayyum) altına alınması gerektiği kararına varılıyor. Lozan’da, Yunanistan’ın Anadolu’daki varlığına son verilirken, yeni Türk devletinin tarihi resmi olarak yeniden yazma siyasetinin ilk adımı olarak Costantinople, İstanbul, Smyrne de İzmir olarak isim değiştiriyor. 1920-1923 arası Lenin ve Stalin’le siyasi ilişkilerini sıklaştıran ve kapitalist-emperyalist Batı’ya karşı şantaj stratejisi izleyen Mustafa Kemal, Sovyetler Birliği ile yaptığı anlaşmalarla Kafkaslar’da sınırların güvenliğini garantiye alırken, Batı’da ise Yunanlıları denize dökmeye varan toptan yok etme askeri kampanyasını yürütüyor.

‘Çözülmeyen sorun’

Lozan Antlaşmasından önce, 21 Kasım 1922’den itibaren Lord Curzon (İngiltere) başkanlığında, Uşi’de (Ouchy), ‘Ortadoğu Barış Konferansı’ başladı. Bugün otel olan Ouchy Şatosu ve Beau Rivage’da, Yunanistan Başbakanı Eleftherios Venizelos, İsmet İnönü, Fransa Devlet Başkanı Raymond Poincaré başkanlık etti. Konferanslara katılan bir diğer kişi de İtalya’da faşist rejimin devlet başkanı olan Benito Mussolini’ydi.

Mussolini Lozan’ı iyi tanıyordu. Zira o da dönemin Mahmut Esat Bozkurt, Harun Aliçe gibi milliyetçi Türk aydınlarıyla Lozan ve Fribourg üniversitelerinde eğitim almıştı.(2) Sekiz ülke delegasyonu içerisinde ayrıca iş insanları ve petrol uzmanları yer alıyordu. Kürtler, Ermeniler ve Süryaniler de temsilciler göndermişti. Fakat bunların sesi kısa sürede kıstırıldı ve kendi kaderlerini belirleyecek olan tarihi antlaşmada yetkileri birer gözlemci, lobici konumuna indirgendi. ABD ve SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) temsicileri de Ouchy’de görüşmelerde yer aldı. Kapitalist Batı ve Komünist Doğu arasındaki ilk hegemonya çekişmelerinin başlangıcı da olan bu konferansta, bugün lüks bir tıp kliniği olarak kullanılan o dönemin Hotel Cécile’de kalan SSCB delegasyonundan Sovyet komiseri Alexandre Vorovsky ve iki arkadaşı Moritz Conradi isimli Çarlık yanlısı bir İsviçreli tarafından öldürüldü. Bir anti komünist olan Conradi’nin sekiz ay sonra serbest bırakılması İsviçre ve SSCB arasında 1945 yılına dek sürecek bir diplomatik krize yol açtı.

Ouchy’de sekiz ay süren yoğun ve gergin tartışmalardan sonra 163 maddelik anlaşma ve buna ek Montreux (Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 1934) sözleşmesi gibi konvansiyon ve protokoller eklenerek tamamlandı. Lozan Antlaşması metninde Kürtler’in durumu, ”çözülmeyen sorun” bölümünde yer aldı. Ve bir asır geçmesine rağmen halen çözüm bekliyor.

Neden Lozan?

Her ne kadar konferansın İsviçre gibi tarafsız bir ülkede toplanması savaştan ‘galip’ çıkan Türk tarafının isteğiyse de, Lozan’da yapılması ise o dönemki Türk diasporasının başarısı sayılır. Bir yandan Sultan Abdülmecit gibi son Osmanlıların sürgün yıllarını İsviçre’nin bu bölgesinde geçirmeleri, diğer yandan, Cenevre, Lozan, Fribourg, Neuchâtel üniversitelerinde okuyan Jön Türkler’in lobi çalışmaları belirleyici oldu. Kuruluş aşamasında olan ve Kemalist devletin burslarıyla okuyan Mahmut Esat Bozkurt, Ayşe Afet İnan (M. Kemal’in evlatlığı), Harun Alıtçi gibi birçok Türk milliyetçisinin çalışmaları sonucu konferans Lozan’da toplandı. İsviçre’nin Fransızca konuşulan (Romandie) bölgelerinde üniversitelerde okuyan, doktora yapan Jön Türkler ilk diaspora çalışmalarını da 1919’da Lozan’da kurdukları ‘Türk irtibat bürosunda’ başlattılar. 1920’de Lozan Türk Ocağı’na dönüşen bu diaspora örgütlenmesi, aynı zamanda Mısır, Hindistan gibi ülkelerde gelişen anti Batı karşıtı müslüman hareketlerin de sözcülüğünü yaptı.

Cenevre Üniversitesi’nden antropolog Eugène Pittard’ı (eugénisme, yani kafatası ölçüsü bilimi) derslerine katılan o dönemin insan bilimleri öğrencileri, daha sonra Türkiye’de saf Türk ırkı ve güneş dil teorisi gibi tezler üzerinden ‘Tek dil, tek din, tek millet’ üniter ulus devletinin kuruluş ideolojisinin temellerini attılar. İsviçre’nin tarafsızlık ilkesine atfen ve Batı değerlerine yakın görünme pragmatik politikasını güden dönemin kurucu Türk entelijansiyası, bu ülkenin medeni kanununu 1 Mart 1926’dan itibaren Türkiye’de benimsedi. Fakat ‘savaştan yeni çıkmış, modern Cumhuriyet karşıtı gerici isyanlarla uğraşan genç laik devlet’ propagandasıyla Batılıları ikna eden Kemalistler, aynı zamanda 17 Şubat 1926’da faşist İtalya’nın ceza kanununu kabul ederek, özellikle İstiklal Mahkemeleri’nde uyguladı.

Tarih tekerrür mü edecek?

Lozan’nın en büyük kaybedenleri Ermeniler ve Kürtlerdi. Lozan Konferansı Ouchy’de sürerken lobilerde Ermeniler’in geleceğini soran Uluslararası Ermeni Ligi’nin temsilcilerine İngiltere delegasyonun şefi Sör Horace Rumbold şu yanıtı veriyor: ”Sizlere verdiğimiz sözleri ve sorumluluklarımızı biliyoruz ama onları yerine getiremeyiz. Ne pahasına olursa olsun barışı sağlamamız lazım. Ermeniler’in kurban edildiğinin farkındayız.” Kürtler’in durumuyla ilgili dönemin Ortadoğu’daki süper gücü İngiltere temsilcisinin ifade ettikleri, bugün Rojava’da IŞİD’le işleri bittikten sonra Kürtler’i yalnız bırakan ABD’li senatörler timsah gözyaşları dökerek dile getiriyor.

Lozan Antlaşmasından sonra Kürdistan; Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında paylaşıldı ve böylece 21. yüzyılın 40 milyonluk devletsiz Kürt ulusunun dramatik yakın tarihi başladı. 1924 Anayasasıyla da tekçi Türk üniter devletinin bugünkü şekli oluşturuldu. Fakat bir asır sonra Ortadoğu’nun yeniden dizayn edildiği bir dönemde, dört parçada Kürtlerin kesintisiz itiraz ettiği Lozan, İsviçreli tarihçi Hans-Lukas Kieser’ın da belirttiği gibi yeniden gözden geçirilmesi gereken bir anlaşma değil, artık aşılması gereken bir antlaşma.(3)

Woodrow Wilson’un Ortadoğu halklarını reşit olmayan ve kendi kendilerini demokratik olarak yönetemeyecekleri açıklamasından tam yüz yıl sonra, Suriye’den askerlerini çekme kararı alan ABD Başkanı Donald Trump, ”Bizim artık sonu olmayan ve aralarında anlaşamayan çoğu aşiretler arasındaki saçma savaşlardan çıkmamızın ve askerlerimizi eve getirmemizin zamanı geldi”(4) şeklindeki mesajı, Batı’nın Doğu’ya olan oryantalist, emperyalist bakışının değişmediğini gösteriyor. Bununla beraber, bölgeledeki konjonktürel değişim ve müdahaleden de yararlanarak hak ve özgürlüklerini elde etmek isteyen Kürtlerin, demokratik ulus esaslarına dayalı birlikteliklerini oluşturmaları da gelinen aşama itibariyle bir zorunluluk. 1923’te Ortadoğu haritasını petrol ve Akdeniz’e ulaşan stratejik yollar üzerinden şekilendiren güçler, bugün aynı gerekçeler üzerinden bölgeyi yeniden dizayn ediyorlar. Kürtler’in Cenevre, New York ve Soçi kapılarında gözlemci veya lobici sıfatından öte kendi kaderlerinin belirlendiği salonlarda, müzakere masalarında taraf olmaları gerekiyor. Bu da tarihin Kürt siyasi parti ve örgütlerine dayattığı bir yükümlülük.

(1) Le Temps gazetesi, 24 Temmuz 1998, Armand Gaspard, 2. kuşak ermeni gazeteci-yazar.

(2) Traité de Lausanne 1923

(3) Hans-Lukas Kieser, Interprétation suisse du Traité de Lausanne, en 2004

(4) https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-49955806

* Sosyolog ve gazeteci

Yazarın diğer yazıları

    None Found