Rojava’ya başka bir gözle bakmak!      –   Andok RONAHÎ

Tüm dünyanın birinci sıradaki gündemi Rojava ve Kürtler! Herkes, “kim kiminle nasıl bir ilişki-ittifak geliştirecek”i tartışırken yaşananlara bir de farklı bir pencereden bakmayı gerekli gördük. Her şey sadece ilişki ittifak sorunu mu ya da işin sonucu ne olacak sadece önemli olan bu mu?

Bu süreçte yaşananlar ve Rojava devrimini daha derinden anlamak, başka bir pencereden bakmayı gerekli kılıyor.

Hangi pencere?

Yaşamın en sade ve yalın halde göründüğü, etrafımızda olup biten çıplak gerçeklerin penceresinden…

Anlaşılmak için öyle çok fazla bir şeye ihtiyaç duymadığımız…

Bu çıplak gerçekler en çok zorlu süreçlerde gün gibi açığa çıkarlar ve etraflarında görmek isteyenleri aydınlatırlar…

Normalliğin, sıradanlığın çemberinde buz tutmuş yürekleri harekete geçirirler.

Bu günlerde o kadar çok olay var ki yüreğimizin ortasında bir kor parçası gibi bir etki yaratıyor.

Bunları anlatmazsak gözlerimize uyku girmeyecek.

Bir borç gibi, bir vasiyet gibi kalacak sırtımızda.

Yadê Suat

gözleri ışıl ışıl / daha hayatının baharında / yaşamın halkların baharı olması için canla başla mücadele eden

Hevrîn Xelef…

Tüm dünyanın gözleri önünde canice katledildi.

Ve katledenlere kimse bir şey demedi. Demokrasi, insan haklarından dem vuranlar sustular.

O sahtekarlar sussa da uğruna mücadele ettiği halk susmadı. Bombardıman altında binler geldi toplandı.

Ve Yadê Suat…

Hevrîn’in annesi, o güzel kızının cenaze töreninde mikrofonu aldı. Ve daha önce verilen bedelleri, şehitleri anarak başladı. Konuşmasının her cümlesi, her şeyi yeniden tanımlamamız gerektiğini bize salık veriyordu.

Ve şunu çok açık bir şekilde dile getiriyordu.

Özgür yarınlar bedelsiz olmaz.

“Analık nedir?

Ana kız ilişkisi nasıl olmalıdır”ı hem sözleri hem de yaşamıyla temsil etti. Hem de bir damla gözyaşı dökmeden.

Neden peki?

Günler geçiyor… Yadê Suat TC ve Rus askerlerinin panzerlerine karşı ellerinde taşlarla bekliyor…

Ve o zalimler göründüğünde ilk taşı o atıyor…

O taş ayrı bir taş… O taş sadece bir taş değil? Pe peki?

Sozê

Yıllardır tanıdığımız bir genç kadını bu süreçte daha iyi tanıdık.

Adı Sozê… Qamişlo’lu. Üniversite 3. sınıfı terk edip YPJ saflarına katılmış, altı yıldır durmadan ve yılmadan yürüyor.

Geçen yıl bu vakitlerde bir kız kardeşini bu mücadelede sonsuzluğa uğurladı. Kız kardeşinin şahadet yıl dönümünde bir erkek kardeşi TC devletinin işgal saldırılarına karşı direnirken şahadete ulaştı.

Evet onun gibi onlarcası bu direnişte şahadete ulaşıyor.

Ama kardeşini toprağa verirken Sozê’nin söyledikleri bir kez daha düşündürüyor.

Sozê bombardıman altında binlerin yekvücut olmasının önemli olduğunu, korku duvarlarının kırıldığının müjdesini veriyor. Kardeşi toprağa verilmeden birkaç dakika önce yaptığı konuşmada ekliyor bunları.

Şimdi Serêkaniyê’de cephede savaşanlar var diyor. Onlara selam olsun diyor. Savaşanlar direnenler olmazsa biz olmayız diyor.

Sesinde direnenlerin arkadaşı olmanın, direnen safta olmanın vermiş olduğu bir gurur var.

Gözleri parlıyor, ışıl ışıl…

Susuyor ve düşünüyoruz…

Şaho

Bazı görüntüler vardır ki belleğinize kazınır. Görevimiz bu kazınan görüntülerin anlamını biraz da olsa bu topluma anlatabilmek…

Şaho… yuvarlak yüzlü sarışın… gözleri ışıl ışıl bir genç. Yıllar önce arkadaşıyla olan sohbetini videoya kaydedip ölümsüzleştirmiş. Her videoya çekilen şeyin ölümsüz olmayacağını bilenlerdeniz. Bazı şeyler var ki…

Kaydedilmiş olması onun milyonlara mal edilmesinde bir kolaylık…

Şaho Rojavalı bir genç.

Kaydedilen görüntüde ne var?

Arkadaşına vasiyeti var. Evet herkes birilerine vasiyet bırakabilir ama Şaho’nun vasiyeti yaşamın sırrına ermişlik ve “nereden gelirse gelsin ölüm sefa gelir hoş gelir” diyenlerin erdemini taşıyor.

Ekliyor, “eğer ölürsem mezarımın başında sabahlayacaksın” diyor.

Ve arkadaşı Şaho’nun mezarının başında sabahlıyor.

Evet bu direniş, bu topraklar böyle gençler ve böyle arkadaşlıklar yaratıyor.

Anteriyeli Yusuf…

Qamişlo’da Anteriye mahallesi ünlüdür. Hem Qamişlo’nun en eski mahallesi olması hem de gençlerinin yiğit olması…

Yusuf da o yiğitlerden biri… Devrimin başladığı yıl bu devrimin savunma gücüne katılmış…

Yıllardır Rojava’da savaşmadık cephe bırakmamış. Hem de en ön safta… Binlerin katıldığı cenaze merasiminde abisi onunla son görüşmesini aktarıyor.

Serekaniyê çocuklarının yaşaması için burada olmak lazım diyor. Onların güzel bir yaşama kavuşabilmesi için birilerinin fedakarlık etmesi gerekiyor diyor ve vasiyetini söylüyor…

Eğer düşersem bu toprağa…

kimse bir damla göz yaşı dökmesin…

merasimimde halay çekilsin…

Evet…

Yusuf’un vasiyeti yerine geldi. Başta annesi ve abisi olmak üzere halaya durdu, Qamişlo halkı da öyle.

Özgürlük halayına…

Bahoz ve Zana…

2015 yılında bir baraj gölü kenarında tanıma fırsatım oldu. İkisi de uzun boylu… filinta gibi ya da selvi boylu derler ya bu tam da Bahoz ve Zana’yı tanımlar. Bahoz ve Zana sadece boyları değil o gülen gözleri, o tanımlanamayacak düzeyde içtenlikli iki genç yürek…

Bahoz… Zana’dan iki yaş küçük… Rojava’da gelişen devrimi görüp katılmaya karar vermişler.  Kardeşliğin yanında yoldaş olmuşlar. Aynı amaçlar için mücadele etmeye söz vermişler. Ve yürümüşler…

Bu dört yıllık yürüyüşün bazı kesitlerinde kısa aralıklarla görüştüğümüzde Bahoz’da ve Zana’da o fıkır fıkır kaynayan yürek, o  kor kıvılcım barındıran bakışlar hiç eksilmiyor daha da artıyordu. Tabi bir de o herkese duydukları derin sevgiden doğan büyük saygı onları ayrı iki kişi yapıyordu. Her gördüğümde içimde bir mutluluk oluşurdu. Neden mi? “Bu gençlerle başaracağız!” sözü onları her gördüğümde aklımdan geçerdi.

Son kez bugün gördüm…

Zana ve Bahoz’u,

Zana önde… kafası ve ayakları sarılı halde. Elinde bastonla hızla ve hırsla yürüyordu..

Arkada kardeşi omuzlardaydı.

Tabutunun arkasında binler yürüyordu.

Birlikte çıkılan yolda bir kardeş şahadete ulaşmıştı. Diğeri yaralanmıştı.

Bahoz o gözleri ışıl ışıl parlayan selvi boylu Bahoz… beş arkadaşıyla birlikte sonsuzluğa uğurlanırken, yine aynı sözler geçti aklımdan

Bu gençlerle başaracağız!

Ne kadar büyük saldırılarla karşı karşıya olsak da gördüğümüz birkaç örnek bile bir devrimin kıvılcımlarını, ışığını saçıyor. Yenilmeyecek olanın yaratılan kültür olduğunu biliyoruz. Bu insanlar yenilmeyecek olan kültürün somutlaşmış hali…

Bize kalan, yeniden düşünmek…

Yazarın diğer yazıları

    None Found