‘Rojava’ya ne oldu’ mu dedin aynaya bak ne olduğunu anla

Soçi’de varılan “mutabakat”ın asıl sonucu, Türk devletinin YPG-YPJ güçlerini son ferdine kadar imha ederek, Rojava’nın bütün varlığına son verme amaçlı saldırısını “durdurmasıdır.”

Şimdilik Rojava Devrimi, uğradığı ağır kayıplara karşılık, varlığını sürdürüyor. YPG-YPJ güçleri, “geriye çekilerek” verdiği şehitlere karşılık gücünü koruyor. Ve nihayet, Girê Spî ve Serêkaniyê’den yüzbini aşkın göçe karşılık, diğer Rojava şehir, kasaba ve köylerinde Rojava halkı topraklarında yaşamaya devam ediyor. Devrim yara aldı, ama yaralarını sarma imkanını hala taşıyor.

Asıl sonuç budur. Türk devleti Kürt halkına çok ağır bir darbe indirmiştir, ama stratejik amacına ulaşamamıştır.

QSD Genel Komutanı’nın ABD ve Rusya’ya “teşekkür” mesajı, bana sorarsanız yalnızca bu “asıl sonuç” nedeniyledir; Genel Komutan da, Rojava halkı da, Rojava’ya karşı Türk saldırısında, Rusya’nın Efrîn’de, ABD’nin Serêkaniyê’de her iki devletin “utanç verici” tutumunu elbette biliyorlar. Bu iki devlet, Türkiye’yi “ele geçirmek” için, saldırgan Erdoğan’a Rojava’dan koparttıkları Efrîn’i, Girê Spî’yi ve Serêkaniyê’yi birer “rüşvet” olarak vererek, aslında birbirleriyle “rekabet” halindedirler. Aynı zamanda her iki devlet de Türk devletinin Ortadoğu’da yayılma yeltenişini kendi çıkarlarına uygun görmemektedir. Rojava üstündeki hesaplarını buna uygun yapıyorlar ve hem Türkiye’yi paylaşmak için Erdoğan’a Kürt kanına bulanmış Rojava’dan koparılan bir “lokma” veriyor, hem de onun tüm Rojava’yı “yutmasını”, şimdilik önlüyorlar. Son savaşta Rojava, yanılmıyorsam, topraklarının yüzde onuna yakınını kaybetmiştir, yüzde doksanını şimdilik korumuştur.

Barışçı Rojava halkı işte bu iki devletin “hesaplarının” ve Türk devletinin “düşmanlığının” kurbanı oluyor.

Neden böyle oluyor?

Neden Rojava bu küresel devletlerin “hesaplarının” ve Türk “düşmanlığının” üstesinden gelemiyor?

Yanıt sorunun içindedir. Rojava Devrimi, tüm dünya kamuoyunun dayanışmasına karşın, askeri açıdan “yalnızdır.” Birkaç milyonluk Rojava halkının karşısında yüzde sekseni Erdoğan’ın etrafında toplanmış seksen milyonluk bir devlet var. QSD’nin birkaç on binlik savaşçısının karşısında yüz bini DAİŞ kökenli, bir milyona yakın Türk ordusu var. Rojava’nın coğrafyası hiçbir dağ silsilesinin olmadığı “tabak” gibi bir toprak ve düşmanın sofistike teknikle donanmış, yerdeki karıncayı bile hedef alabilen bini aşkın savaş uçağına karşı en küçük bir savunma imkanı bile yok.

Rusya ve ABD Türkiye ile ilgili hesaplarına uygun olarak hava sahasını kapatmadı ve böylece Rojava Türk devletinin saldırısı karşısında savunmasız kaldı, aynı zamanda da Rusya ve ABD’nin “insafına” terk edilmiş oldu. Sonuçta Türkiye Rojava’ya ağır bir darbe indirdi, aynı zamanda da Rojava düne göre Rusya ve ABD’nin etkisine daha açık hale geldi. Bu iki devlet hava sahasını kapatsaydı, Türk ordusu Rojava savaşında kesinlikle yenik düşerdi. Demek ki, Rojava Devrimi elden geleni yapmıştı, öz savunmasını örgütlemişti, halkı bilinçliydi, savaş azmi vardı. Hiç kimse QSD güçleri “şöyle yapsaydı, böyle olurdu” diyecek durumda değil.

Savaştaki kuvvetlerin yer alımı, düşmanın mutlak hava üstünlüğü, daha ilk günden savaşın sonucunu belirlemişti.

“Yanlış” neredeydi sorusu anlamsızdır. “Suç kimdeydi” sorusu anlamlıdır.

Suç “bizdeydi.” Rojhilat’ın, Başur’un ve Bakur’un Kürt halkındaydı, o halkın dostlarındaydı, Batı Türkiye’nin barıştan ve demokrasiden yana olan halkındaydı. Hiç kimse son bir gayretle ayağa kalkmadı, düşmanın saldırganlığına karşı tek bir cephede birleşmedi. Kitleler parlamentarizmin ve legalizmin uyuşturucu etkisinden kurtarılamadı. Tıpkı Birinci Dünya Savaşı’nda Lenin ve Rosa Luksemburg’un “emperyalist savaşı tüm ülkelerde iç savaşa döndürün” çağrısına o ülke halklarının sırtını döndüğü tarihsel “ihanet” günlerinde olduğu gibi.

“Neden böyle oldu” sorusuna Rojava’nın “bir gram özeleştiriyle” vereceği yanıtın yanında, bizim vereceğimiz yanıt yüz tonluk bir özeleştiri olacaktır. “Objektif şartlara” sığınmak ise Rojava’nın yalnız kalışına, iki emperyalist devletin insafına terk edilişine, Türk devletinin postalları altında ezilişine yanıt olmayacaktır.

Rojava Devrimi bir adım geriye çekilmiştir. Ama hala yaşıyor. Elbette tehlike olanca ağırlığı ile varlığını sürdürüyor. Şimdi Rojava Devrimini savunmak, “bize ait zayıflığı” var güçle giderme becerimize bağlı kalıyor.

Türkiye’de faşist rejimi devirmek için yeni yollar bulmak, Bakur’da “yeniden dirilişin” çarelerini aramak, Kürdistan’ın bütün parçalarında “ulusal birliği” inşa etmek için var güçle çaba harcamak ve özellikle Avrupa’da gerçekleşen halklar arası dayanışmayı, Batılı devletleri kuşatacak çapta yepyeni bir içeriğe kavuşturmak gerekiyor.

“Öcalan konuşabilseydi, böyle olmazdı” diyenlere gelince… Sorulacak soru şudur: Öcalan’ın konuşması için sen ne yaptın?

Düşmanı lanetleyen, Rusya ve Amerika’ya atıp tutan, TV başında Rojava “dizisi” izleyen, sonra çayını için yatıp uyuyan kişi, felaketin sebebini kendi ruhunda aradığı gün Rojava Devrimi zafere ulaşacaktır.

Yazarın diğer yazıları