Rojava’yı savunmak…

Arap Baharı’nın en son halkası olarak ortaya çıkan Suriye iç savaşı, hala kimseyi mutlu eden bir dengede bir türlü çözüm sürecine giremedi, başlangıçta sadece DAİŞ‘le mücadeleye odaklanan mücadele bir süre sonra yerini Suriye’de yeni dengenin nasıl kurulacağına bıraktı…

DAİŞ’in yenilmesi bütün insanlık için muazzam bir kazanım olarak insanlık tarihinde hak ettiği yeri almasına rağmen Suriye’de işlerin bundan sonra nasıl yürüyeceği konusunda bir netlik ortaya çıkaramadı; DAİŞ askeri olarak önemli ölçüde tasfiye edilmesine rağmen, DAİŞ’in hayaleti bütün bölgenin üzerinde dolaşıyor…

Başta Afganistan olmak üzere dünyanın başka yerlerinde yürütülen savaşlar gösteriyor ki; bu tür yapılara karşı elde edilmiş askeri başarılar sadece geçici bir süre sorunu yatıştırıyor; fakat aradan bir süre geçtikten sonra yeniden aynı sorunla yüz yüze kalınıyor…

Bunu biz biliyoruz; ABD biliyor, Rusya biliyor; Türkiye de biliyor, ama Türkiye bilmiyormuş gibi yapıyor; hatta Türkiye mevcut tutumu ile DAİŞ’in yeniden ihya olmasını istiyor, teşvik ediyor. Suriye’de Kürtlere yapılan her türlü saldırı bölgesel gericiliğin yeniden dirilmesine yardım edecektir; fakat Türkiye buna rağmen anti-Kürt siyasetinden bir türlü vazgeçmiyor.

Bu yönüyle sorun sadece Türk/Kürt sorunu olmanın çok ötesine geçmiştir; fakat Türkiye başta Suriye sorunu olmak üzere bütün diğer bölgesel sorunları bağlamından koparıp PKK boyutuna; dolayısıyla Kürt/Türk sorununa indirgeyip dünyanın geri kalanını kendinden yana taraf olmaya zorluyor.

Bunun için elinden gelen herşeyi yapmaktan geri durmuyor; kimi zaman şantaj yapıyor, kimi zaman tehdit ediyor, kimi zaman rüşvet vererek sorunu çözmeye çalışıyor; fakat neredeyse yüz yıldır Türkiye Kürt karşıtlığından bir türlü vazgeçmiyor.

Rojava üzeriden bütün bölgede tarihsel gericiliğe hem askeri hem de sosyolojik olarak muazzam bir darbe vurma aşamasındayken, Türkiye bütün gücüyle bölgesel gericiliğin koç başı olarak başta DAİŞ olmak üzere bütün gerici güçleri Demokratik Suriye Güçlerini zayıflatarak yeniden ihya etmeye çalışıyor…

Erdoğan bütün müslümanların bayramında Ağustos ayı güzellemeleri yaparak başka bir müslüman halk olan Kürtleri bayramın ilk gününde tehdit etmekten geri durmadı. Hemen arkasından başta Havuz Medyası olmak üzere bütün Türk medyası Erdoğan’ın tehditlerine övgüler yağdırdılar..

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu hariç hiç bir muhalefet partisi başkanı Erdoğan’ın tehditlerine tepki göstermedi, hatta tam tersine Erdoğan’ı teşvik edici bir dil kullandılar. Anlıyoruz ki; Erdoğan sonrasına talip olanlar da bölgesel barışa katkı sunmak anlamında pek de umut vaat etmiyorlar.

Bütün taraflarını bildiğini biz de buradan deklere edelim; Suriye’de bundan sonra olacaklar bütün bölgenin kaderini belirleyecek, hiç bir şey bir daha eskisi gibi olmayacak.

Demokrasiyi esas alarak yeniden inşaa edilmiş bir Rojava bölge halkları için bir umutken; bölgesel gericilik için gerçek bir tehdittir ve bunu herkesten çok onlar biliyorlar…

Türk ve Kürt gericiliği bunu herkesten önce anladılar ve birlikte Rojava’yı kuşatmaya çalışıyorlar. İnsanlar Erdoğan/Barzani ittifakına oldukça şaşırıyorlar; gerçekten de ilk etapta anlaşılması oldukça zor bir birliktelik gibi gözüküyor.

Erdoğan her ağzını açtığından bölgede Kürtlere hiç bir hak tanınmasına müsaade etmeyeceklerini söylüyor; diğer taraftan yönetimini Kürtlük üzerinden inşaa eden Barzani ailesi en iyi ilişkileri Erdoğan Türkiyesi ile sürdürüyor, hatta topraklarını başka Kürtlerin imha edilmesi için Erdoğan’ın askerlerine açıyor.

Biliyorum bu çok anlaşılması kolay bir konu değil; ama bir izahı var. Şöyle ki; bütün kurumları ile işleyen bir demokrasi inşa eden Rojava Güney Kürdistanı da etkisi altına alır, Türkiye’de de gericilik bu kadar kolay at koşturamaz. Dolayısıyla etnik kökeninden bağımsız bütün gerici güçler Rojava’daki gelişmeleri dikkatle izliyorlar…

Bundan dolayı Rojava’yı kazanmak, başta Kürtler olmak üzere bütün insanlığa kazandıracaktır; emeğini verip önce Rojava’nın savunulmasına sonra da inşaasına katılmalıyız; günümüzün devrimci görevi budur.

Yazarın diğer yazıları