Rojbaş ile 40 yılın hatıraları

Almanya’nın Köln şehri Kürdistan Özgürlük Hareketi için ayrı bir anlamı var. Çünkü son 40 yıldır Kürdistan’ı şekillendiren PKK hareketi ilk kurumlarını Köln kentinde kurdu. Apocuların dernekleri yokken ilk olarak Köln’de buluştular. Serxwebûn yayın hayatına Köln’de başladı. Yine ilk diplomasi komitesi Köln’de açıldı ve sanatçılar ilk olarak Hunerkom çatısı altında Köln’de buluştu. Ali Engizek (Rojbaş) bizi ilk buluştukları mekanlara götürdü.

Firaz Baran

Almanya’nın Köln şehri Kürdistan Özgürlük Hareketi için ayrı bir anlamı var. Çünkü son 40 yıldır Kürdistan’ı şekillendiren PKK hareketi ilk kurumlarını Köln kentinde kurdu. Apocuların dernekleri yokken ilk olarak Köln’de buluştular. Serxwebûn yayın hayatına Köln’de başladı. Yine ilk diplomasi komitesi Köln’de açıldı ve sanatçılar ilk olarak Hunerkom çatısı altında Köln’de buluştu.

Tüm bunlara tanıklık eden ve emeğiyle de bu kurumların içinde olan bir isimle, Ali Engizek, nam-ı diğer Rojbaş Amca ile görüştük ve tek tek bu kurumların ilk binalarını gezdik.

Clodwigplatz’daki değirmen

1973 yılında Abdullah Öcalan öncülüğünde oluşan bir grup Kürdistan’ın bağımsızlığı hedefiyle örgütlenmeye başladı. Grup, 1977’ye gelindiğinde Kürdistan’ın birçok ilinde ciddi bir taraftar ve sempatizan kitlesine ulaştı. Bu grup kendilerine Kürdistan Devrimcileri diyordu. Bu grubun ulusal kurtuluşçu düşünceleri Almanya’dan izine giden işçileri de etkiledi. 1977’de Almanya’ya gelen bir taraftar olan Doğan Karakoç da bu düşünceleri sistemli bir şekilde burada yaymaya çalıştı. Bu uğraşları hareketin Almanya’daki sempatizanlarını bulmasına yol açtı.

1978 yılına gelindiğinde Köln, Bochum, Frankfurt ve Berlin’de yaşayan Apocular Köln’de buluşmaya karar verdiler. Rojbaş Amca bizi ilk buluştukları mekana götürdü. Köln Chlodwigplatz’da olan bu mekan epey bir süre Apocuların buluşma mekanı olacaktı. Rojbaş Amca bu ilk buluştukları binaya ilişkin şu bilgileri verdi:

“1978’de ilk defa burada bir araya geldik. Bu bina 350 yıllık eski bir değirmen. Geçmişte Köln’ün etrafı surlar ve eski binalarla çevriliymiş. Şehir büyüsün diye suru büyük oranda yıkıyorlar. Geçmişi hatırlatsın diye bazı yerleri bırakıyorlar ve yıkmıyorlar. O yıkılmayan yerlerden biri bu eski değirmendir. Tarihi bir yapı olarak şehrin ortasında duruyor.

Zaman içinde solcu gençler burayı işgal edip kamulaştırıyor. Kendi etkinlikleri için bu tarihi yapıyı kullanıyorlardı. Bir kaleyi andırdığı için biz buraya Kale dedik. Mesela, ‘Kalede buluşacağız’ diyorduk. Henüz derneklerimiz yokken değişik şehirlerde yaşayan yurtseverler ilk olarak burada buluştuk. O zaman arkadaşlar Alman komünist gençlerle konuştu ve haftada bir kez bizim kullanmamız için anlaştılar. Biz her hafta düzenli olarak orada buluştuk. Eğitimlerimizi, toplantı ve planlamalarımızı orada yaptık. Örneğin Manifestoyu orada okuduk. Başlangıçta on kişiydik. Zamanla sayımız arttı.”

Rojbaş Amca’nın söylediğine göre Avrupa’daki PKK sempatizanları ilk derneklerini de Köln şehrinde kuruyorlar. Derneğin ismi de “Kürdistan Devrimci İşçiler Derneği”. Sonra da Diusburg ve Bochum kentlerinde derneklerini açıyorlar. Derken dernek sayısı her geçen dönem artıyor.

Ebertplatz’ın dili olsa da konuşsa

Rojbaş Amca ile bu kez Köln’ün bir başka noktasına, Ebertplatz’a gidiyoruz. Almanca platz meydan demek. Meydana ulaşınca Rojbaş Amca bir iç çekerek “Ebertplatz’ın dili olsa da konuşsa” dedi. Arabadan inip eliyle dört ayrı nokta işaret etti ve şöyle konuştu:

  • “ Serxwebûn aylık olarak 1982 yılında bu yeşil binada yayın hayatına başladı. (Hemen meydanın yanıbaşında.)
  • İlk diplomasi yerimiz Diyarbakır Komite ve Kürdistan Komite Serxwebûn ile aynı cadde üzerinde. 300 metre ötede Hansaring 64 ve Hansaring 66 nolu binada açıldı.
  • Hunerkom’un ilk binası da Ebertplatz’a 500 metre mesafede, farklı bir sokaktadır. Şehid Sefkan, şehid Mizgîn ve şehid Çiya arkadaşları saygıyla anıyorum. Bu meydana her geldiğimde o döneme ait anıları ve çok az insan ile yapılan fedekarca çalışlamaları hatırlıyorum.”

Serxwebûn kuruluyor

Serxwebûn PKK’nin aylık olarak yayınlanan ideolojik yayın organıdır. Rojbaş Amca, ilk sayının Ocak 1982’de çıktığını ve bugüne kadar her ay düzenli olarak yayınlandığını söylüyor. Rojbaş Amca, Serxwebûn ilk çıktığında büyük bir coşku yaşadıklarını aktarıyor:

“İlk sayının manşeti 1981 yılında yapılan PKK 1. Konferansı’ydı. Yine partinin kuruluş yıldönümü üzerine güzel bir yazı vardı. Ayrıca Ali Erek, Hüseyin Yıldız ve Delil Doğan’ın resimleri ve şehadetleri üzerine yazıları hatırlıyorum. Zindandaki direnişler anlatılıyordu. Hem radikal, hem bağımsız bir yayına kavuşmuştuk. İsmi üzerinde Serxwebûn. Mazlumların, Kemallerin, Başkanın hatırasıdır. Bu kadar değeri var.”

Rojbaş Amca’nın Serxwebûn’un ilk basıldığı matbaaya ilişkin de ilginç bir gözlemi var: “Meckenheim’daki bir matbaada basıyorduk. İlk bastığımız yer bugün koskoca bir matbaa oldu. Adamı fabrikatör yaptık. Amerika’da bile isim yaptı. Bizim zamanımızda tekniği ilkeldi. Şimdi en modern teknikle çalışıyor.”

Rojbaş Amcanın iki kuzeni de uzun bir süre Serxwebûn’un imtiyaz sahipliğini  üstleniyor. Ayrıca Serxwebûn’un çıkması için maddi ve manevi fedekarlıklar da yapıyorlar. Serxwebûn gazetesi çalışanları hem gazete çıkarıyor hem de örgütün kitaplarını hazırlayıp ve basıma hazır hale getiriyor. Tüm bunlar için maddi gelire ihtiyaç vardır. Ve o dönem hareketin ekonomisi çok güçlü değildir. İlk etapta Rojbaş Amca ve bir yakını ile sanatçı Amele 30 bin Mark para veriyorlar.

İlk ‘depo’

Serxwebûn dışında kitaplar da basılınca artık Serxwebûn için tutulan daire yetmiyor. Yayınlar için ayrı bir daire tutuluyor. Bu daire de fotoğrafta gördüğünüz bu binada, Serxwebûn’a yaklaşık olarak 300 metre mesafede ve Neusser Strasse üzerinde. Kitap ve dergiler çıkınca buraya indiriliyor ve buradan değişik şehirlere gönderiliyor. Apocular o nedenle buraya “Depo” diyor. Rojbaş Amca da o süreçte artık işinden ayrılıyor ve kendisini tümüyle yayınların örgütlendirilmesine veriyor:

“22 yıl aralıksız olarak kitap, dergi, bildiri dağıttım” diyen Rojbaş Amca 1942 yılında Pazarcık’ın Bozlar köyünde doğuyor. 1970 yılında Almanya’ya geliyor. İlk geldiğinde 1 yıl Nürnberg’te bir fırında çalışıyor. Akrabaları Köln’de olduğu için bu şehre geliyor ve Ford fabrikasında çalışmaya başlıyor. 10 yıl Ford fabrikasında çalıştıktan sonra işten çıkıyor ve kendisini tümüyle yayın çalışmalarına veriyor.

1978’de bildiri basıp çoğalttıklarını, onları fabrikalarda, evlerde, etkinliklerde dağıttıklarını söyleyen Rojbaş Amca, “Geçmişte kitaplarımız ve Serxwebûn yokken bildiri dağıtıyorduk. Kendi düşüncelerimizi o bildirilerle ifade ediyorduk. Abartı gibi gelmesin… Bizzat kendim onbinlerce bildiri dağıtmışım” diyor.

Eğitime de büyük önem verdiklerini söyleyen Rojbaş Amca, kendilerine ilk eğitimi veren kişilerin ikinci barış grubuyla giden Haydar Ergül ile Hasan Hayri Güler olduğunu, eğitimlerde Doğan Karakoç ve Şivan Perwer’in de kitap okuduğunu söylüyor. Özellikle Haydar Ergül’ün devrimleri, ilkel toplumdan günümüze kadar olan toplumları seminerlerle anlattığını, bu eğitimin kendisi için çok yararlı olduğunu aktarıyor. “O zaman çok okuyorduk. Halen de okuyorum” diyen Rojbaş Amca, PKK Manifestosu ve Mazlum Doğan’ın Direnmek Yaşamaktır kitapları çıkınca çok mutlu olduklarını, bir Kürt kelimesinin kendilerini ayakta durdurduğunu ifade ediyor. Rojbaş Amca devamla duygularını şöyle dile getiriyor:

Sadece 3 kişiydik

“Küçük bir gruptuk ama 24 saat çalışıyorduk. Gecemiz-gündümüz yoktu. 82’de Serxwebûn çıktığı zaman otobanlarda tulumlarla yatıp kalkıyorduk. Çok üşüyorduk. Zevkle çalışıyorduk. O zaman kaç kişiydik Avrupa’da. Türk solu bize karşıydı. Posta kutuma bir sürü tehditler geliyordu.

Bu yıllar içinde iyi ve kötüyü daha iyi öğrendik. El yordamıyla yürütüyorduk. Halk olarak ara vermedik çalışmalara.

1980’de Maraş katliamı protesto ediliyordu. Eberplatz’da. Türk solu organize ediyordu. 25-30 bin kişi vardı. Biz sadece üç kişiydik. Ben, Adnan ve Abbas isimli bir arkadaştı. Biz bildiri dağıttık. İzin vermediler, bize saldırdılar. Oradaki yurtseverler bize sahip çıktı. Halk, “Bunlara karşı çıkarsanız karışmayız. Bu bildiriyi okuyacağız. Kararımızı biz vereceğiz” dedi. O günü ben hiç unutmam. Ama mücadeleyi sürdürdük, biz büyüdük. Onlar ise mücadeleyi bıraktı ve eridiler.”

Bir fotoğrafın altına şöyle yazalım:

Rojbaş Amca son dönemlerde ayağından birkaç kez ameliyat oluyor. O nedenle yürümekte zorluk çekiyor. Daha geçen seneye kadar sürekli spor ayakkabı giyen ve yürüyüşlerde hep dimdik ayakta olan Rojbaş Amca’yı elinde asa ile görmek bizi üzüyor. Sportik ve moral dolu olmasını, “Ben Mahsum Korkmaz Akademisi’nde eğitim gördüm. Tabiki sportik ve moralli olacağım” diyerek açıklardı. Ayağı iyi olmasa da morali her zamanki gibi yüksek. Rojbaş Amca sözlerini şöyle tamamlıyor: “Saygı, selamlarımı kahraman halkıma, Başkana ve medyaya gönderiyorum.”


SEYÎDXAN ANLATIYOR İlk Açlık Grevi: 1981-Köln

Sanatçı Seyîdxan 1979 yılı Mart ayında Kürdistan’dan Almanya’ya geliyor. Bir hafta sonra Newroz kutlanıyor ve orada Apocularla tanışıyor. Ülkede de Apocuların taraftarı olan Seyîdxan 1979 Newroz’unda sanatsal çalışmalara başlıyor ve günümüze kadar da bu çalışmalarını sürdürüyor. Rojbaş Amca gibi Seyîdxan da ilklerin canlı tanığı…

Köln’deki ilkler üzerine konuşurken 1981 yılında Köln’de yapılan ilk açlık grevini anlatıyor. Grevin 13 Mayıs 1981’de Köln’deki Türk konsolosluğunun önünde yapıldığını söyleyen Seyîdxan, devamla şu bilgileri aktarıyor:

“Türk devleti 4 bin PKK kadrosu, taraftar ve sempatizanını idamla yargılıyordu. Biz bu kararı protesto ettik. Ne yapacağız? Açlık grevi. 7 gün açlık grevi yaptık. Şivan, Salman Doğru, İsmet, Amele, Ata ve kardeşi Ramazan, Sait Yıldırım, Hannover’den yurtseverimiz Berîvan, Maraşlı Adnan, Muarrem Aral, Berlin’den İsmail, Midyat’lı Salih Aslan vardı. O zaman ulusal şairimiz Cegerxwîn de yanımıza gelmişti. Eylemimizi selamladı ve tek tek hepimizle konuştu.”

1981 açlık grevi Apoculara büyük moral veriyor. Başka kentlerde eylem yapma inancı aşılıyor. Çünkü grev sayesinde birbirinden haberi olmayan Apocular haberleşmeye başlıyor. Köln ve çevresindeki Apocular Fransa, Hollanda ve İsviçre’de de PKK taraftarları olduğunu öğreniyorlar. Bu ülkelerden Apocular da Köln’e gelince daha örgütlü hareket etmeye başlıyorlar ve artık farklı kentlerde de dernekler, etkinlikler gerçekleşmeye başlıyor.

İnsanların şehitlerini unutmadığını söyleyen Seyîdxan, o dönem Haki Karer, Halil Çavgun, Salih Kandal ve Delil Doğan’ın fotoğraflarının herkesin evinde olduğunu, yeni doğan çocuklara da Haki, Salih, Halil, Delil ismi verildiğini anlatıyor.

Bir bilgisayar, bir daktilo, bir fotoğraf makinesi

Seyîdxan ile Serxwebûn üzerine de konuşuyoruz. Gazetesinin kuruluş çalışmalarına da katılan Seyîdxan o günlere dair şu bilgileri aktarıyor:

“Partinin gazete çıkarma kararı vardı. Bana da ‘Daktilo kursuna git. Bize lazım’ dediler. İki hafta gittim. Bütün Köln çalışanları Serxwebun çalışmalarına yardım etti. Çıkarma, yazı yazma, araştırma yapma ve dağıtma anlamında. PKK kültürü anlatılıyordu. Artık bir gazetemiz vardı. ‘PKK’nin gazetesi yok. Teorisi yok’ diyenlere de bir yanıt verilmiş oldu. Belki inandırıcı gelmeyebilir. Sadece bir bilgisayar, bir daktilo ve bir fotoğraf makinesi vardı. İmkanlar çok azdı. Yine de gazete her zaman çıktı ve Kürdistanlılara, ilgilenenlere ulaştı.”

Yazarın diğer yazıları

    None Found