Rusya-ABD tahtıravallisinde Erdoğan’ın perişan halleri

Seçim-meçim derken Türkiye’nin ufkunda hızla kümelenen simsiyah bulutları görmek neredeyse imkansız oldu. Bu bulutların birbirleriyle çarpışmasından, Türkiye’nin “kuzeyine” ve “doğusuna” iki “saika” büyük gürültülerle düşüverdi.

Birincisi, NATO’nun 70. Yıldönümünde yapılan toplantı. “Siper-i saika”sı yerle bir olmuş Türkiye’nin tepesinde çakan bu yıldırımın vereceği zarar az sonra herkes tarafından görülecek: NATO Karadeniz’i Rusya’ya karşı en önemli harekat alanı olarak belirledi. Rusya artık “düşman ülke.”

Türk devletinin bila kayd ü şart altına imza atmak zorunda kaldığı bu kararın hemen ertesinde Erdoğan soluğu Moskova’da aldı.

İkincisi, ABD’nin, sulh zamanlarında diplomasi tarihinin şahit olmadığı bir karar alması. Karadeniz’e düşen yıldırımı izleyen bu yıldırım Türk devletinin geleceğini karartacak ve gözleri kör edecek bir “beyazlıkta”. ABD, Devrim Muhafızları adını taşıyan İran ordusunu topyekün “terörist ordu” olarak ilan etti.

Erdoğan Moskova’da Putin’le yaptığı ortak basın toplantısında “S-400’ü alacağız, İran’ı destekleyeceğiz” derken işte bu yıldırımın kör edici ışığından etrafını göremez olmuştu.

Türkiye açısından bu iki gelişme, “şehremini” seçimlerinin gürültüsü patırtısı arasında “oy sayımıyla” kafası bulanmış siyasi partilerin dikkatini bile çekmedi.

Oysa asıl şimdi Türk dinci-faşizmi için “beka” meselesi Karadeniz’de ve Kasr-ı Şirin Antlaşmasıyla belirlenmiş İran sınırında kendini boydan boya göstermişti.

Bilindiği gibi ABD Erdoğan’a “ya NATO’yla birlikte ya da Rusya’yla… Tercihini yap” demişti.

İşte şimdi bu ultimatoma İran da resmen eklenmiş oldu: Türkiye ya NATO’yla birlikte olacak ya da Rusya-İran blokuyla… Tercihin her iki tarafı da rejim için keskin bir “beka” sorunu.

NATO ve ABD tarafından alınan bu kararlar Türk dış politikasının krizini tahminlerin çok ötesinde derinleştirecek.

Türkiye şu anda NATO’nun “düşman” ilan ettiği Rusya’dan silah alıyor. S-400 bataryası geldiği gün NATO üyesi Türkiye’nin topraklarına yüzlerce “düşman askeri” gelecek.

İran Devrim Muhafızlarıyla da Suriye’de Kuzey doğu Suriye’deki Kürt güçlerine karşı ittifak içinde. Bilinmeyen gerçek ise şu: Devrim Muhafızları yalnızca bir ordu değil. Aynı zamanda petrol-doğal gaz şirketlerine de sahip. Türkiye NATO’nun düşman ilan ettiği hem Rusya’dan, hem de İran’dan petrol ürünleri alıyor ve “düşmanı ekonomik bakımdan desteklemiş” oluyor. Ve ABD yargısında Zarrab ve Halk Bankası” davası pimi çekilmiş bir bomba gibi beklemekte.

Şimdi gündemde yer alan “Rusya’yla-İran’la mı NATO’yla-ABD’yle mi ikilemi” faşist rejimin boynuna bir ilmik gibi dolanmış bulunuyor. Bunun sonunda Türk devleti ya yeniden NATO boyunduğunu kabul edecek ya da Rusya’ya teslim olup, ABD tarafından “düşman” ülke ilan edilecek. Perspektif böyle. Bu ne zaman gerçekleşir sorusuna yanıt vermek zor olsa da, bundan böyle Erdoğan rejimi bu ikilemin arasında gittikçe hızlanan bir sarkaç gibi gidip gelecek… Sarkaç ikilemin hangi ucuna doğru hareketlenirse, diğer uç Erdoğan’ı perişan edecek.

Unutmamak gerekir ki, dışpolitikanın bu krizi, hızla çöküşe giden Türk ekonomisinin kriziyle içiçe geçiyor. Yerel seçimlerin sonucu her iki alandaki krizi, iç siyasi krizle birleştiriyor. İstanbul seçimlerini iptal edip, yeni bir seçim gündeme geldiğinde bu kriz öylesine derinleşecektir ki, rejim için biricik çıkış yolu tüm muhalefeti, özellikle “teröristlerle” işbirliği suçlamasıyla tasfiye etmek olacak. Faşizm üstündeki “temsili, seçimli sistem şalını” kaldırıp atmak zorunda kalacak.

Denebilir ki, Erdoğan yeniden “reform” yoluna girerse bunun sonucu ne olabilir?

Erdoğan yeniden reform yoluna giremez. 2002 yılından 2015 yılına kadar izlediği “reformcu” çizgi onun çizgisi değildi. ABD’nin, Cemaatin, Batı yanlısı subayların ve Batıyla iş yapan sermayenin çizgisiydi. Şimdi izlediği faşist çizgi ise Ergenekon’un, derin-devletin çizgisi. Erdoğan “çizgisiz” bir siyasi figürdür. “Karizmatik, kullanışlı bir aletten başka bir şey değildir.”

O nedenle “Erdoğan ne yapar?” sorusu artık anlamsızdır. Asıl soru Türk derin devleti ne yapar sorusudur.

Yanıt ise çok açık: ABD, AB ve bunlardan yana Türk tekelleri, ufukta görünen “İmamoğlu” ya da “Babacan” isimleriyle anılan “sistem için alternatif siyasi güçler” Ergenekon’dan “rövanş” almama ve Kürtlerin statü kazanmasına yardım etmeme sözü verene kadar Türk derin devleti Türkiye’yi Rusya’ya teslim etme politikasından vazgeçmeyecektir.

Karadeniz açıklarına ve İran-Türkiye sınırlarına düşen yıldırımlar Türk devletinin geleceğini, devleti yönetenlerin gözlerini kör ederek ne kadar karartıyorsa, bu parlak ışık Kürdistan’ın bütün parçalarındaki devrimci sürecin önünde açılan muazzam devrimci perspektifi de dehşetli tehlikeleri de aydınlatıyor.

Ziya Paşa şimşek ışığından gözü kararan Erdoğan’a şöyle sesleniyor:

“Erbâb-ı kemâlî çekemez nâkıs olanlar rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan”…

Kürdistan devrimcileri ve onların dostları öyle “erbab-ı kemal”dirler ki, güneşe gözlerini kırpmadan bakarlar. Yıldırım nedir ki?

Yazarın diğer yazıları