Rusya, ‘dolandırıldık’ diye bağırıyor

Çocukların saklambaç oyunundaki deyimle “çanak çömlek patladı” artık. Ayıplı ve insan kanıyla kirli alanda, ikili, üçlü pis oyunların gizlisi saklısı kalmadı. Türk devletinin, uluslararası İslami terörü koruyup besleme ve de onları tetikçi olarak kullanma tüm berraklığıyla gün ışığında ışıldıyor.

Libya’yı çetelerden temizlemek için savaşan Ulusal Ordu sözcüsü Ahmed El Mismari, daha dün, Türk devleti tarafından ülkelerine ihraç edilen El Kaide’ye bağlı El Nusra ve IŞİD (DAİŞ)’li kiralık katillerin listesini yayımlıyordu.

Ajanslar ise iki yıldır MİT’in himayesinde Ankara ve Antep’de yaşayıp eylem toplantıları düzenleyen Muhammed El Mevla El Selbi’nin, Türklerin onayı ile IŞİD (DAİŞ)’in başına geldiğini duyuruyordu dünyaya. Selbi’nin kardeşi de, İslami terörün bir başka çetebaşıydı ve Irak Türkmen Cephesi’nin sözcüsü olarak televizyonlarda Türk halkını “irşad” eyliyordu.

Asıl önemlisi, IŞİD Kürtler tarafından darmadağın edildikten sonra, Türk devleti, kendisine sığınan artıklardan, Özgür Suriye Ordusu (daha sonra Suriye Milli ordusu oldu) adıyla bir çete ordusu kurdu. Bunlar Türk askerleri üniforması giydirip silanlandırarak, Türk subaylarının komutasında sahaya sürdü. “Terörizmlede rol almış gibi” yapan, “yalancı dünya”nın seyirciliğinde, onları Kürt kırımı ve Kürdistan parçalarının işgalinde kullandı.

Bu kiralıklara ücrete ek olarak, Kürdistan’ı talan, soygun hakkı, ek olarak toprak verildi.

Kürt topraklarına yerleştirilenlerden arta kalanlar, Türklerin kontrolü altındaki İdlib’e nakledildiler. IŞİD’in başı El Bağdadi de güvenli alan diye, buraya yerleşti. Ama Bağdadi, Amerika’nın takibinden kurtulamadı. Sığınağında havaya uçurularak yok edildi.

Ancak, pis ilişkiler yumağıydı, ortalık. Dünya savaş tarihinde görülmemiş gariplikler yaşanıyordu. Kim kimi soyuyor belli değildi, garabetlerin toz ile dumanı arasında.

Mesela, Rusya ve Amerika ganimet vaadıyla Suriye ile Irak’a doldurulmuş terör sürüleriyle savaşta görünüyordu. Ama, çok yönlü oyunbazlık silsilesi içinde ve bir ileri iki geri dans ritmi arasında, çark başka türlü dönüyordu. Teröristleri besleyip eğiten, para veren, silahla donatan Türk devleti, Amerika ve Rusya ile kol kolaydı.

Çeteciler talana çıkıp can alırken, Kürtler karşısında kendini darda hisseden Recep Tayyip, Putin’i arıyor veya yanına koşup sokakta, beraber dondurma yalıyordu.

Bu sırada, Türk ordusu üniformalı sakallı, uzun saçlı katiller, Suriye’nin bir parçası olan Kürtlerin topraklarını işgal için, saldırı tazeliyorlardı. Putin yönetimi de, teröristlere hava desteği için saha açıyor, casusluk faaliyeti tertibinden istihbarat veriyordu.

Oysa, dünya Putin’i, Suriye toprakları savunmasında sanıyordu.

Hem savaşan, hem de sevişenleri bir arada nakşeden, bu ayıplı manzara dünyada bir ilkti. İnsan feryatlarının birbirine karıştığı sahada, savaş alınıp satılıyordu…

Kazanç talı ve Amerika da bu kirliliğin tamamlayıcı cüzüydü. Kürtlerle birlikte çetelerden arındırdığı Rojava topraklarını, IŞİD’in ardındaki güç olan Türklere sunuyor, Amerika. Recep, verilenle yetinmeyince, Amerikan Başkanı Trump, diplomasinin evrensel rezaletine geçen bir dille, ona “aptallık etme” diye mektup yazıyordu.

Trump’ın bu alışverişteki kazancı, orada dursun Putin, Türklere füze ve değişik silah satışı, Receb’in pek sevdiği oyuncak olan atom santrali inşaatı ve Rus gazınını Avrupa’ya nakleden boru hattından milyarlarca dolar para kazanıyordu.

İnsanların göz yaşı, kimileri için kazançtı bu dünyada. Suriye’de ölüm meleği, yıkım ustası olan Recep Tayyip, öte yandan Rusya ve İran’ın yanında üçüncü kurtarıcı güç roldeydi. Bu misyonla, Astana, Soçi toplantılarına katılıyor, “Suriye, teröristlerden nasıl kurtarılır?” ahkamına katılıyordu. Kimse de, burada işin ne? IŞİD ve El Kaide senin kanatların altında demiyordu.

Ve sonuçta, İdlib’in işgalcilerden temizlenmesi, Soçi gündemine geliyordu:

Çarlıktan beri Rusya’nın kalbi olan Kremlin Sarayının sözcüsü Dimitri Peskov, iki gün önce düzenlediği basın toplantısında, diplomasi dilini avamlaştırıp Recep Tayyip hakkında “dolandırıcı” deyimini kullanmadan, nasıl dolandırıldıklarını anlatıyor ve şöyle diyordu:

“Türkiye Soçi mutabakatıyla, İdlib’de konuşlanmış terör örgütlerinin etkisiz hale getirilmesini taahhüt etmişti. Ama aradan iki buçuk sene geçtiği halde, bu sözünü yerine getirmedi.”

Türkler, İslami teröristleri silahsızlandırcaklardı. Bu amaçla, oradaki ordusunu takviye etmiş, idlib’i çevreleyen savunma kuleleri dizmişti. İki buçuk sene sonra, tüm bunların teröristleri silahsızlandırmak değil, işgal için olduğu anlaşılınca, Suriye ordusu harekete geçecek ve Recep karşı atakla cevap verecekti.

“Kurtarıcı”nın kuzu maskesi düşmüş, kurdun dişlek hali ortaya çıkmıştı. Recep Erdoğan, Suriye ordusunu kendi topraklarında işgalci gösteriyor ve “çekilmediğiniz halde” diyerek ültimatom veriyor, her sabah, zafer havalarında, bir gün önce öldürülen Suriye askerlerinin sayısı açıklanıyordu.

Oysa kazın ayağı öyle değildi. Bir zamanlar Atatürk’ün kaçtığı topraklarda, Türk ordusu silahlarını da bırakarak kaçıyor, kuleleri teslim ediyorlardı. Ölü ve yaralı açıklaması ise yoktu…

Özetlersek, Türk devleti artık devlet değildir. Dünya medyasında El Kaide ve IŞİD’in başı diye adlandırılıyor. Delilli ispatlı söylemle çete diyorlar…

Ülke ise çeteciliğe teslim. Yazık…

Yazarın diğer yazıları