Rusya’nın İdlib stratejisi ne?* – Maxim SUCHKOV

Rusya 3 Haziran’da BM Güvenlik Konseyi’nin İdlib konusunda açıklama yapmasına engel oldu. Belçika, Almanya ve Kuveyt’in ortak girişimiyle sunulan taslakta İdlib’de sivilleri ve altyapıyı hedef alan saldırılar kınanıyordu.

Metinde şu ifadeler yer aldı: “Güvenlik Konseyi üyeleri masum sivillerin hayatlarını kaybetmesini kınıyor ve son dönemdeki eskalasyon sonucu 270 bini aşkın kişinin yerinden edilmesinden, yoğun nüfuslu bölgelerin ve sivil altyapının hedef alınmasından dolayı kaygı duyduğunu ifade ediyor.”

Rusya’nın BM temsilciliği ise Twitter’dan verdiği yanıtta Suriye’nin kuzeybatısında yer alan İdlib’i kastederek “Kuzeybatıdaki duruma diğer bölgelerdeki durumdan farklı bakılmasını kabul etmiyoruz” dedi. Açıklamanın devamında şu ifadeler kullanıldı: “Ayrıca İdlib’in Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) terör örgütünün kontrolünde oluşu taslak belgede tamamen göz ardı edildi. BM Güvenlik Konseyi’ndeki meslektaşlarımızın Suriye’deki gelişmelere taraflı yaklaşım tercihini üzüntüyle karşılıyoruz. Suriye’de gayri meşru şekilde faaliyet gösteren koalisyon Hacin ve Bağuz’u tahrip ettiğinde ‘insani üçlü’ diye anılanlar herhangi bir kaygı dile getirmemişlerdi. ‘Kurtarılan’ Rakka’da hâlâ harap halde.”

Rusya destekli Suriye ordusunun İdlib’de taarruza geçmesi geçtiğimiz yazdan beri bekleniyordu. Taarruz son iki ayda kademeli olarak gerçekleşmeye başladı. Rusya, Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın İdlib ve kuzeydoğu bölgesi dahil Suriye topraklarının tamamında kontrolü sağlamasına yardım etmek istese de bu, askeri yöntemlerden memnun olduğu anlamına gelmiyor.

İdlib’deki açmaz ilk başlarda Rusya’ya Türkiye ile “büyük resme” dönük bir dış politika oyunu oynama imkanı verdi. Bu oyun Moskova ve Ankara’yı ikili işbirliği ve savunma sanayi konularında yakınlaştırdı. Vladimir Putin baştan itibaren Recep Tayyip Erdoğan’ın İdlib konusunda kendi seçmeni nezdinde güçlü görünmesine müsaade edip yerel seçimleri kazanmasına yardımcı olmaya istekliydi. Putin Eylül 2018’de Erdoğan’ın Soçi anlaşmasını imzalayarak HTŞ meselesinin çözümü dahil ciddi bazı taahhütler üstlenmesini sağlamıştı. Ancak bu taahhütlerin bütünüyle yerine getirilmesinin zor olduğu baştan beri belliydi.

Gelinen noktada Türkiye kendisine sadık muhalif güçler ile terörist grupları ayırmakta büyük ölçüde başarısız oldu. Erdoğan’ın seçimleri geride bırakmasıyla Moskova şimdi daha güçlü adımlar için baskıyı artırıyor. Moskova HTŞ’nin mevzilerini sağlamlaştırdığını, İdlib’deki durumun giderek kontrolden çıktığını düşünüyor. Türkiye’nin sözlerini yerine getirmemesi nedeniyle Rusya’nın kendisi de Şam’ın ve daha az ölçüde olsa da İran’ın baskısı altında.

Rusya’nın Türkiye’yle ulaşmak istediğini söylediği tüm hedefler –ortak devriye görevleri, barış görüşmeleri, HTŞ’yi zayıflatacak diğer önlemler– durumu siyaseten yönetmek açısından önemli adımlar. Ancak bunlar Moskova’nın nihai menfaatleri değil. Bu adımlar, Türkiye’nin tutumlarına daha saygılı ve hassas davranarak “yumuşak” oynamanın araçları. Moskova bu hassas çizgide yürümeyi, 2015’teki uçak kriziyle zor yoldan öğrenmiş oldu. Ancak Moskova bu arada Ankara’ya çeşitli “askeri mesajlar” da veriyor, Erdoğan üzerinde baskı kurmak için Suriye’de bombardımanlar gerçekleştiriyor. Türk mevzilerini vurmamak için özen gösterilse de Suriyeliler vurunca göz yumuluyor.

Erdoğan, kendisinden akıllı davranmasının, 2015’teki uçak krizi gibi pervasız hareketlerden kaçınmasının beklendiğinin farkında. Erdoğan Putin’le son haftalarda yaptığı telefon görüşmelerinde Şam’ı Moskova’yla Ankara’nın arasını açmakla suçladı ve Türkiye’nin HTŞ meselesindeki rolünden Rusya’nın memnuniyetsizliğinin farkında olduğu mesajını verdi.

Dikkat çekici bir şekilde bu telefon görüşmeleri, İdlib’deki muhalif gruplara Türkiye’den yeni silahlar gönderildiği haberlerinin ardından geldi. Reuters haber ajansı silahların Türkiye’ye sadık militanlara Suriye ordusunun Rusya destekli taarruzuna karşı yardımcı olmak için sağlandığını yazdı. Ajansa konuşan iki üst düzey muhalif kaynağa göre silah sevkiyatı, Türkiye’ye yönelik büyük bir mülteci akınından endişe eden Türk tarafının ortak çalışma grubunun son toplantılarında Rusya’yı eskalasyona son vermeye ikna edememesi üzerine gerçekleşti.

Haberlere göre Türkiye’ye ait bir askeri konvoy 26 Mayıs’ta, Hama’nın kuzeyinde Rus ve Suriye uçaklarınca haftalardır bombalanan bir bölge olan Cebel El Zaviye yakınlarındaki bir üsse ulaştı. Stratejik Kefr Nebude kasabasının geri alınması ve Suriye ordusunun geri püskürtülmesine destek olmak amacıyla Türkiye’den onlarca zırhlı araç, güdümlü tanksavar füzeleri, Grad fırlatıcıları ve TOW füzeleri gönderildi. İronik bir şekilde silahların bazıları Rus yapımıydı ve 2000’li yıllardaki ikili anlaşmalar sonucu Türkiye’ye verilmişti.

Bu haberler Kremlin yanlısı uzmanlar arasında sert tepkilere yol açtı. Rusya Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nün Orta Doğu uzmanlarından Vladimir Evseev, HTŞ’nin Rus hava üssünü hedef alırken kullandığı çoklu roket fırlatıcılarının Suriye’ye sadece Türkiye üzerinden gelmiş olabileceklerini iddia etti. Nezavisimaya Gazeta’ya konuşan Evseev, teröristler tarafından İdlib’de üretilen fırlatıcıların üssün menziline ulaşacak özellikte olmadıklarını vurguladı.

Emekli Korgeneral Yuri Netkaçev’e göre ise Türkiye’nin illâ da doğrudan HTŞ’ye silah vermiş olması gerekmiyor: “Ankara sözüm ona ılımlı muhalefetteki müttefiklerini silahlandırıyor olabilir ve bu adamlar malzemeyi o alçaklara satıyor olabilirler. Ancak bu, Erdoğan’ın Suriye krizinin çözümüne yönelik politikasının özünü kesinlikle değiştirmez.”

Rusya resmi düzeyde ise Türkiye’yi İdlib’de işbirliğine çekmek için fırsat kolluyor, durumun “ikisi arasında” olduğunu, yani bu meselenin Rusya’yla Türkiye arasında çözülmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Üçüncü bir tarafın, özellikle ABD ve Avrupa’nın İdlib konusunda baskı yapmasını istemiyor. BM açıklamasının Rusya tarafından reddedilmesinin nedeni de bu.

Kıdemli bir Rus diplomat Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yaptı: “Bakın, burada herkes kendi oyununu oynuyor. Amerikalılar şimdi Türklerle aramızı açmak için fırsat kolluyorlar. S-400’ler konusunda Erdoğan’ın açıklamaları güven verici görünüyor ama potansiyel başka askeri anlaşmalarda belirsizlik var. Dolayısıyla Ankara’yla yaşayabileceğimiz anlaşmazlıklar onların işine gelir.”

Diplomat şöyle devam etti: “Avrupalılar ise hâlâ oyunda oldukları, bunu önemsedikleri görüntüsünü vermeye çalışıyorlar. Ancak işe yarayan daha iyi bir seçenekleri olmadığı için İdlib’deki mücadelede bize ahlaki sorumluluk yüklemeye dönük açıklamalar yapmaktan, metinler önermekten öteye geçemiyorlar. Biz orada teröristlerle mücadele ediyoruz. Bizim gözümüzdeki çöpe laf söylemek yerine önce kendi gözlerindeki merteği görsünler.”

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov da taarruzun durmasını isteyen Başkan Donald Trump’a benzer bir yanıt verdi. Peskov 3 Haziran’da yaptığı açıklamada “Teröristlerin İdlib’den yaptıkları bombardımanların kabul edilmez olduğunu ve bunları etkisiz hâle getirmek için önlemler alındığını söylemeye gerek bile yok” dedi.

Krizin ancak Türkiye’nin Soçi mutabakatına uymasıyla çözülebileceğini söyleyen Peskov, “Rusya İdlib’de bu tür saldırıların önlenmesinden sorumlu olan Türkiye’yle işbirliğini sürdürüyor” dedi.

Durumun bu noktaya geleceği çoktandır belliydi. Ancak Rusya çözüme Türkiye üzerinden ulaşmayı umarken, Erdoğan da Rusya’nın yapması gerekenler olduğunu düşünüyor. Moskova’da en çok konuşulan iki ihtimalden birincisine göre Erdoğan kuzeydoğu Suriye’de iyi bir teklif bekliyor ki bu durumda İdlib Kürt meselesi konusunda pazarlık unsuru hâline gelebilir. Yahut da Erdoğan, Ankara’yla beraber hareket eden güçlerin müstakbel yerel yönetime dahil edilmesini bekliyor ki böylelikle bölgedeki nüfuzunu koruyabilsin. Her hâlükârda bu süreç zaman alacak ve bu arada İdlib’deki gerilim muhtemelen daha da artacak.

***

* Maxim A. Suchkov, Al-Monitor’un Rusya-Orta Doğu bölümünün editörüdür.

Kaynak: https://www.al-monitor.com

Yazarın diğer yazıları

    None Found