Rusya’nın Ortadoğu siyaseti

Rusya’nın Suriye’ye müdahalesinin sonuçları Suriye coğrafyasının sınırlarını çoktan aştı. Türkiye’nin angajman kurallarını öne sürerek bir Rus savaş uçağını düşürmesi ise süreci büsbütün hızlandırdı. 

Rus savaş uçağının düşürülmesinin hemen sonrasında NATO devreye girdi; şimdiye kadar Suriye sorununa askeri ilgi göstermemiş İspanya gibi ülkeler bölgeye savaş gemileri gönderdiler. Hatta bunların bir kısmı boğazlardan geçerek Karadeniz’e indiler…

Doğu Akdeniz’de muazzam bir askeri yığınak oluşturuldu. Rusya en önemli denizden havaya füze sistemleri ile donatılmış savaş gemilerini bölgeye gönderdi. Arkasından İngiltere parlamentosundan Suriye’ye askeri müdahalede bulunabilme kararı çıkardı ve hiç beklemeden Suriye’de bombalamalara başladı…

Görünürde herkes IŞİD’i bombalıyor ama gerçekte kimin ne yaptığı, bölgeye ne için geldiği, hangi kısa ve uzun vadeli çıkarları takip ettiğini tespit etmek ilk bakışta hiç kolay değil!

Ancak şurası kesin; kimse oyun dışı kalmak istemiyor. En azından diğer tarafı dengeleyerek sonrasında kurulacak masada yerini garantilemek istiyor. Önceleri kamuoyu ilgisi ABD’nin bölge siyaseti üzerine odaklanmışken; Rusya’nın Suriye’de askeri inisiyatif alması ile kamuoyu ilgisi bir anda Rusya üzerinde yoğunlaştı…

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 27 Şubat 2012’de “Moskovskiye Novosti’de” seçim öncesi yayınlanan “Rusya ve Değişen Dünya” adlı makalesinde “Arap Baharı” sürecini de ele almıştı. Daha o yıllarda Suriye krizi bağlamında Libya senaryolarını yeniden kimsenin görmek istemediğini ifade ederek, Rusya’nın Suriye siyasetini değiştirmeyeceğinin altını özellikle çizmişti.

Arap Baharı süreci başladığı andan itibaren ekonomisi büyük ölçüde petrol ve gaza bağımlı Rusya için oldukça önemliydi ve süreci yakından takip ediyordu. Üstüne üstlük Sovyetler Birliği’nin bir tür en büyük mirasçısı olan Rusya’nın Suriye ile çok yönlü tarihi ve askeri ilişkileri vardı…

Suriye konusunda tarafsız, gelişmeleri sadece izlemekle yetinen bir Rusya’nın bundan sonra başta Ortadoğu olmak üzere bütün dünyada hiçbir ağırlığı olmayacaktı. 

Bunun yanı sıra Rusya liderliği, mevcut ekonomik verilerin devamı halinde; ABD’nin küresel liderliğinin yirmi birinci yüzyılın ortalarında biteceğini biliyordu.

Çok kutuplu bir dünyaya doğru hızla yol alınan bir dönemden geçiyoruz. Muhtemelen ABD ve Batı bir merkez, Çin ve Hindistan başka bir merkez ve Rusya Slav arka planı ile bunlardan bağımsız başka bir merkez oluşturacak. 

Türkiye gibi kendi başına askeri ve ekonomik bir merkez oluşturmanın çok uzağındaki ülkeler ise kimi zaman bir merkeze , başka bir zaman ise başka bir merkeze doğru eğilim gösterecekler…

Uluslararası gözlemciler ABD’nin Irak’tan askeri olarak çekilmesini ve Suriye’de kara operasyonlarından kaçınmasını yukarda ifade ettiğimiz yaklaşıma bağlamaktadırlar. Buna göre; ABD Savunma Bakanlığı önümüzdeki yıllarda ABD’nin güvenlik politikalarının merkezini Pasifik bölgesine kaydıracaktır…  

ABD yönetimi ABD’nin Ortadoğu’dan aşamalı olarak çekilmesi ile ortaya çıkacak boşluğun NATO müttefiki Türkiye ve geleneksel müttefik Suudi Arabistan ve Katar tarafından doldurulmasını istemişti. Başlangıçta bu üç ülke bölge siyaseti açısından ABD tarafından teşvik edildi…

Bununla ABD, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’la batı yanlısı bir blok oluşturmak ve bununla İran’ın bölgedeki faaliyetlerini dengelemek istiyordu. Rusya ise bu gelişmeler karşısında İran ve Suriye’yi destekleyerek ABD karşısında yeni bir blok oluşturmaya çalıştı.

Muhtemelen 2016 itibariyle Suriye’de yeni bir süreç başlayacak; bundan sonra Esad yönetimde kalır mı, kalmaz mı bilmiyoruz. Ancak yeni Rusya’nın Suriye’de kendi çıkarlarına zarar vermeyecek bir yönetim için elinden çabayı göstereceğini varsayabiliriz…

Halk arasında dolaşımda olan çok güzel bir söz vardır; “Filler tepişir otlar ezilir!” Bütün bu gelişmelerin bu coğrafyanın halklarını en çok ilgilendiren kısmı bu olmaktadır. 

Onlar petrollerinin, paralarının, iktidarlarının mücadelesini veriyor; biz yaşam alanlarımızı, kimliğimizi izzeti nefsimizi savunuyoruz. En sonunda sürecin kaybedeni olmamak için demokratik yaşam modellerimizi geliştirmeli, öz savunmamızı kuvvetlendirmeliyiz…

Yazarın diğer yazıları