Rütbesiz gerilla komutanları ve rütbelilerin korkuları!..

ANF’de önce Cemil Bayık’la, ardından Duran Kalkan’la yapılan röportajları okudum.

İlk söyleyeceğim şudur: Bu iki röportaj bir broşür halinde yayınlanmalı; Kürdistan’ın, Türkiye’nin, tüm Ortadoğu’nun ve Avrupa’nın sorunlarına kafa yorması gereken bütün siyasilere, bütün aktivistlere ve bütün medya çalışanlarına ulaştırılmalı.

Diyeceksiniz ki, bu röportaj metinleri nasılsa ANF’de, gazetede yayınlandı, herkes okudu. Öyle değil. Kimisi okumadı. Ayrıca her iki röportaj metni, bir okuyuşta kavranabilecek metinler değil. “Baş ucu kitabı” denen bir kategori vardır. Her iki röportaj bir broşürle kalıcı, el altında kolayca bulunabilen hale getirildiğinde, siyasetçi evinden çıkmadan önce bu broşürü yeniden gözden geçirir, karşısına çıkan herkese, her gazeteciye ne diyeceğine karar verebilir. Köşe yazarı klavye başına geçtiğinde, örneğin KDP üzerine mi yazacak, bu broşüre kolayca müracaat edebilir, Cemil Bayık’ın bu konudaki görüşlerinden esinlenebilir ve Duran Kalkan’ın “KDP böyle davranırsa bu savaş nedeni olur” sözlerini kulağına küpe olarak takabilir.

Çünkü her iki röportaj, şu anda var olan bütün temel ve güncel sorunlara, son derecede ayrıntılı yanıtlar içeriyor. PKK Önderinin medyaya bir kaç cümle halinde yansıyan görüşlerinin arka planı bu röportajlarda gün ışığına çıkıyor.

Bir köşe yazısında bunları yorumlamak mümkün olmasa da, ben asıl olarak şunu düşündüm:

Her iki KCK yöneticisi ve diğer tüm KCK yöneticileri bütün bu gelişmeleri hangi şartlarda analiz ediyor, inceliyor, yorumluyor ve buradan politik sonuçlar çıkarıyor?

Bir onları düşündüm, bir de onlarla “asimetrik” savaş içinde olan Türk Genel Kurmayını düşündüm.

Türk Genel Kurmay’ı, günün neredeyse her saatinde, Bayık’ın, Karayılan’ın, Bese Hozat’ın, Duran Kalkan’ın, Mustafa Karasu’nun mevzilendiği bölgeleri uçaklarla, kazan bombalarıyla hedef alıyor. Onlar ne yapıyor? Genelkurmay binasını mı bombalıyor? Kara, Hava, Deniz kuvvetleri komutanlıklarına taarruzda mı bulunuyor?

Kim hayatını tehlikeye atıyor, kim ordu saraylarında, gerillanın önüne atılan askerlerin ölümlerini, viskilerini yudumlayarak, rahat, refah, güvenli bir hayatın içinde seyrediyor?

PKK’nin önderi zindanda. Onun arkadaşları dağlarda. Dağlardakilerin arkadaşları, binler halinde daha henüz yeni ölüm oruçlarından, açlık grevlerinden çıkmış, hapishanelerin işkencecilerinin elinde hala direnmekte. KCK yöneticileri HPG savaşçılarıyla omuz omuza, onlarla aynı kazandaki mercimek çorbasını kaşıklıyor.

Karayılan, kendisine yönelik ölüm tehditleri karşısında bir ara “bu bir savaştır, savaşta her şey olabilir, bizler de ölebiliriz, bu tehditleri abartmanın bir anlamı yok” demişti. Mealen böyle hatırlıyorum.

Soylu’nun, Akar’ın, Genelkurmay Başkanının böyle bir demeç verdiğini düşünün. Herkes gülmekten yerlere yatar. Etrafları zırhlı duvarlarla çevrili, her sokağa çıktıklarında bin kişilik koruma ordusuyla kuşatılmış… Keyifleri yerinde.

Neden? Ölümden korkuyorlar da ondan.

Ölmemek için, emirlerindeki fakir fukara gençleri dağlara sürüyorlar.

Ellerinde koca ordular var.

Ama bu da yetmiyor.

İşte yeni “askerlik kanunu.” Bizimkiler bu konunu üstün körü eleştiriyorlar. Oysa karşımızda “Cumhurbaşkanının görevlendireceği ve görevlendirdiklerinin askerlikten muaf tutulacağı, gönüllü bir gizli ordu kurma” planı var. “Gönüllü” lafını da ciddiye almayın. Bunlar “örtülü ödenek”le finanse edilen paralı “kontr gerilla” taburları olacak.

Belli ki, devlete egemen olan generaller ve yüksek bürokratlar, kısaca “derin devlet”, NATO’nun vaktiyle kurduğu ve halen görevde olan Kontr Gerilla’yı “anayasal ve yasal” olarak legalize etme kararı vermiş. Biz ise “zorunlu askerlik olsun mu, olmasın mı” sorusunu tartışıyoruz. 15 Temmuz günü Boğaz Köprüsünde Harbiye öğrencilerini boğazlayanlar, bu kanunla “gönüllü görevli” olarak Saray’ın gizli ordusu haline gelecek. Saray iç savaşa gözümüze baka baka hazırlanıyor.

Yani?

Yanisi şu: Rahatları yerinde olduğu halde, hiç biri savaş meydanlarında, dağlarda, sınır dışı işgal bölgelerinde ölüm tehlikesi yaşamıyorken, yine de korkuyorlar. Orduyu büyük ölçüde “terhis” ederken, “terhis” ettiklerini Saray’ın emrinde “gizli ordu” olarak örgütlüyorlar.

İşte iki KCK yöneticisinin yaptıkları açıklamaları okuduğumda benim aklıma onlarla, onları yok etmek isteyenlerin çelişkili durumları geldi; bir tarafta ölümden korkmadan, bombaların altında yalnız askeri sorunları değil, insanlığın önünde duran bütün sorunları didik didik eden insanlar, öte yanda ise ellerine tutuşturulan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısının Türk devletini kepaze eden mektubu tutuşturulan ve bu mektup karşısında neredeyse hazırola geçerek, gıkını çıkarmayan, Akit Haber Müdürünün “eşşek gibi” dediği adamlar.

Evet. Her iki KCK yöneticisinin yaptığı açıklamaları bir broşür haline getirmeli ve bu broşürleri Saray’a, Genel Kurmay’a, İçişleri Bakanlığına göndermeli… Bir de Mesud ve Neçirvan Barzani’ye…

Okuya okuya büyüsünler, tıpış tıpış yürüsünler.

Vesselam…

Yazarın diğer yazıları