Rüzgarınız bol olsun

“Hareket etmeyenler, zincirlerin ne kadar ağır olduğunu bilemezler.” Rosa Luxemburg

***

Günlerdir hareket halindeler… Hakları ve hayatları için, mücadeleyi ve dayanışmayı daha da yükseltmek için yürüyorlar.

Susmuyorlar, biat etmiyorlar ve korkmuyorlar…

Kimliğini, bedenini, emeğini sömüren, ezen bütün erklere ve onun oluşturduğu sisteme karşı… Savaşın, şiddetin ve ölümün kutsanmadığı, eşitlikçi, demokratik, barışçıl, özgürlükçü bir ülkede yaşama talepleriyle yine haykırıyorlar.

Tecride, savaşa, katliamlara inat varolma mücadelesini yürüten kadınlar yaşam alanlarını büyütmek ve eşit yaşam hakları için her yıl olduğu gibi yine alanlardalar.

Kadın cinayetlerine, kadına yönelik erkek şiddetine, kadın emeği sömürüsüne karşı. Artık bu kadarı da olmaz dediğimiz her türden ataerkiye, kadın düşmanlığına, iktidara, devlete ve bilumum erke karşı isyanı kuşandılar yine. Evde, sokakta, işte, kampüste, her yerde varız diyorlar.

Savaş diline, nefret söylemine, ırkçılığa, kutuplaştırma ve her türden ötekileştirmeye karşı… Eşit, adil, özgür, barış içinde bir yaşam talebi için… Yaşamak ve yaşatmak için diyorlar, haykırarak yürüyorlar.

***

Her yıl o dönemin ruhuna uygun talepler ve şiarlarla kutlayan kadınlar, bu yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü, “Yaşamak, yaşatmak, haklarımız ve hayatlarımız için 8 Mart’ta alanlardayız” şiarıyla karşıladı. Türkiye genelinde eş zamanlı olarak 1 Mart tarihinde başlayan 8 Mart eylem ve etkinlikleri bir haftadır devam ediyor. Bu kapsamda değişik kentlerde paneller, gece yürüyüşleri, mahalle ziyaretleri, kadın buluşmaları, cezaevindeki kadın tutuklulara kart gönderme ve miting gibi bir dizi etkinlik gerçekleştirildi.

Hem açlık grevleri eylemlerinin hem de yerel seçimlere gidilen bir süreçte 8 Mart’ı karşıladıklarının bilincinde olan kadınlar 8 Mart’ı bu yıl farklı olarak bir kadın direnişi de olan açlık grevini ve onun taleplerinin mücadelesini yükseltme, kadınların emeğine, bedenine toplumsal kazanımlarına yönelik gelişen devlet ve erkek şiddeti karşısında bir kez daha alanda olma ve yerelden sesi yükseltme günü olarak algıladıklarını belirtiyorlar.

***

Kadının imgesini metalaştıran vahşi sistemle iç içe geçen değer yargıları, kadının yaşamını çekilmez hale getiriyor. TV ekranlarını, gazete sayfalarını kadınlarla ilgili haberler dolduruyor. Şiddetin, işkencenin, taciz ve tecavüzün, cinayetlerin ardı arkası kesilmiyor.

Her kadın katliamı erkeğin ve erkek devletinin izleriyle dolu. Bölge ya da şehir çok fark etmiyor. Her yerde ve her birimde erkek erki ve vahşeti aynı.

Bir çoğumuz, bir yandan kadına kutsallık atfeden, diğer yandan olmadık şiddeti ve vahşeti reva gören ikiyüzlülüğün özneleriyiz. Sorun biraz da aynada, aynaya bakabilmekte.

8 Mart tüm dünyada kadınların eşitlik özgürlük ve daha huzurlu yaşama isteklerini dile getirdikleri çok özel bir gündür

Yılın sadece bir günü kadınları hatırlamak onların aile ve toplum üzerindeki değerlerini ön plana çıkarmakla onların hak ettiği kazanımlar ödenmiş olmaz. Eşitlikten söz ederken bunu uygulamalarda göremiyoruz. Kadın haklarını insan haklarından ayrı tutmak mümkün değildir Kadın hakları ile savunulan kadınların ayrıcalıklı haklara sahip olması değil sadece insan oldukları için her yerde ve herkes için geçerli haklara sahip olmasıdır Kadınların eğitim, sağlık, siyaset ve toplumun her alanında özgür ve aktif olarak görev almalarına fırsat verilmelidir.

***

Kadın mücadelesini ciddiye alanlar binlerce yıllık erkek egemen kültürün tüm kurumları ve değer yargılarıyla cebelleşmek ve hesaplaşmak zorunda olduğunun bilincindeler artık.

Bu bilinçle dayatılan  köhnemiş hayatları red ediyorlar, eşitlik ve özgürlük istiyorlar.

Başka bir dünya mümkün diyorlar.

Daha kararlı ve daha güçlü… Cesaretleriyle, isyanlarıyla ve rüzgarlarıyla yürüyorlar.

İsyanları daim, rüzgarları bol olsun. 8 Mart kutlu olsun. Jin, jiyan, azadî.

Yazarın diğer yazıları