S-400ler AKP’nin Yavuz ve Midilli’sidir

CİHAN DENİZ

Karl Marx, “Tarihte olaylar ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak tekerrür eder” demektedir. Türk siyasi tarihi Marx’ın bu öngörüsünü doğrulayan sayısız örnekle doludur. Nelere mal olduğunu tamamen unutarak geçmiş hataları tekrarlayan iktidarlar, sadece halkların büyük acılar çekmesine yol açmazlar ama çoğu kez de kendi sonlarını da hazırlarlar.

Bu anlamıyla güncelin daha iyi anlaşılması için zaman zaman geçmişe dönmek ve benzer durumlarda nelerin nasıl olduğunu, bunların sonucunda en başta halkların ne gibi zorluklarla yüz yüze geldiğini hatırlamak ama daha da önemlisi ezilenler ve verdikleri mücadeleler adına bunlardan ders çıkartmak çok önemlidir.

Tam da bundan dolayı, Türkiye’nin sözde güvenlik kaygıları ile hava savunma sistemi olarak Rusya’dan satın aldığı aslında nerede ve kime karşı kullanacağı çok da belli olmayan S-400’lerin Türkiye’ye intikalinin başlamış olması, geçmişte benzer girişimlerin nelere mal olduğu düşünüldüğünde, insanda derin kaygılar uyandırmaktadır.

Şimdi duralım ve bir asır geriye gidelim. Yıl 1914. Bir tarafta dünyanın büyük bir kısmını sömürgeleştirmiş İngiltere ve müttefikleri, diğer tarafta kendi payına düşenden rahatsız olan ve dünyanın yeniden paylaşılması için bütün dünyayı ateşe atmaya hazır Almanya ve müttefikleri. Osmanlı İmparatorluğu ise yaklaşmakta olan savaştan ne koparırım, kaybettiğim toprakların ne kadarını geri alırım derdinde. 1908 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan tüm halkların, ezilenlerin ortak mücadelesi ile II. Abdülhamit’in alaşağı edilmesi sonrasında iktidara gelen ama halkların özgürlük, eşitlik ve kardeşlik hayallerine ihanet edip kendi Türkçü programına hayata geçirmeye girişen İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC), bu iki kamp arasındaki mücadelede Almanların yanında taraf olmuştu.

Talat, Cemal ve Enver üçlüsü kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar neticesinde Almanların yanında I. Paylaşım Savaşı’na girmeye karar verdiğinde, bundan bırakalım halkları, Meclis-i Mebussan mensuplarının hatta İTC’nin büyük bir kesiminin bile haberi yoktu. Osmanlı İmparatorluğu, Talat, Cemal ve Enver üçlüsü ile Almanya’nın birlikte tezgahladığı bir oyun neticesinde ne askeri ne ekonomik ne de sosyolojik olarak hazır olmadığı bir savaşın ortasında bulmuştu kendini.

Oyun basitti. Ağustos 1914’de I. Paylaşım Savaşı’nın patlak vermesi üzerine İngiltere Osmanlı İmparatorluğu’na sipariş ettiği iki savaş gemisini parasını da ödemiş olmasına rağmen teslim etmemişti. Almanya ise bunu fırsat bilip, Akdeniz’de İngiliz donanmasının kovaladığı Goeben ve Breslau isimli iki gemisini sözde Osmanlı İmparatorluğu’na satmıştı. Osmanlı bayrağı çekilen, Alman mürettebatına fes giydirilen ve isimleri Yavuz ve Midilli olarak değiştirilen bu iki savaş gemisi, Karadeniz’e açıldı ve bir oldubitti ile Almanya’nın savaşta olduğu Rusya’ya ait limanları bombaladı. Ve Osmanlı İmparatorluğu, Talat, Cemal ve Enver üçlüsünde somutlaşan Türkçü hayaller uğruna bir savaşa sürüklendi. Savaşın katliamdan, yıkımdan, yoksulluktan başka bir sonucu olmadı. Ermeniler savaş fırsat bilinerek soykırımdan geçirildi. Bu coğrafyanın yüzbinlerce genci, Alman emperyalizminin çıkarları ve İttihatçıların Türkçülük hayalleri uğruna dört bir tarafta can verdi. Son noktada, 2 Alman gemisinin bir oldubitti ile Osmanlı’ya satılması ile başlayan gelişmeler, arkasında büyük bir yıkım bırakarak İttihat ve Terakki’nin ve Osmanlı devletinin toptan yıkımını getirdi.

Bugün de benzer bir oyun oynanmaktadır. Türkiye, emperyal hayaller kuran, bir fırsatını bulup eski Osmanlı topraklarını ele geçirmenin düşleri gören AKP ve Ergenekon ittifakı eliyle, halkların hiçbir çıkarının olmadığı bir mücadeleye taraf edilmek istenmektedir. Dünyanın tıpkı 1914’de olduğu gibi hegemonya alanlarını genişletmek, rakiplerinin alanlarını ise daraltmak uğruna büyük bir mücadeleye tutuştuğu ve bu mücadelenin her an sıcak bir çatışmaya dönme riskinin olduğu bir dönemde S-400’lerin Türkiye’ye getirilmeye başlanması, adeta Türkiye’nin ortasına bir saatli bomba konması gibidir. Kimin tarafından tetiğinin çekileceği ve kimi hedeflediği belli olmayan bu bomba patladığında, neler olacağını bugünden kestirmek imkansızdır. Rusların Türkiye’yi ABD/NATO ekseninden çıkartmak için S-400’leri bir fırsata dönüştüreceği kesindir. Diğer taraftan ABD’nin Türkiye’ye ne gibi yaptırımlar uygulayacağını yaşayarak göreceğiz. Ama en tehlikelisi ise S-400’lerin tıpkı yüzyıl önce 2 Alman gemisinde olduğu gibi iradesi dışında kullanılmasıdır. Bu, tüm coğrafyayı büyük bir felakete sürükleme potansiyeli taşımaktadır. Buna bağlı olarak da, bunu bir fırsat gören iktidarın bir Kürt soykırımına girişmeyeceğini düşünmemek büyük bir öngörüsüzlük olacaktır.

Bundan dolayı barış ve demokrasi güçleri tüm bunlara hazırlıklı olmalıdır. Sadece içte değil dışta da üçüncü yolun örülmesini önüne hedef koyacak bir mücadeleyi zaman geçirmeden yükseltmelidir. Enver, Cemal ve Talat bozuntularının bir oldubittiyle Türkiye’nin içine çekmek istedikleri felaketin önüne geçmelidir. Tüm Türkiye halklarına böylesi hayallerin, dün olduğu gibi bugün de yıkımdan, katliamdan ve yoksulluktan başka bir sonuç doğurmayacağı, insanların öldükleriyle kalacaklarını anlatmalıdır.

Yazarın diğer yazıları