S-400’ler geldi

Ruslar’ın aylar ve hatta yıllardır tartışma konusu olan S-400 füzeleri, nihayet Türk devletinin savunma mekanizmasında yer almak üzere gelmeye başladı.

Ve kriz, her an beklenen yeni derin sorunlara gebe hale geldi. Ancak, unutmamak gerek, hiç bir şey Recep Erdoğan’ın kontrolü dışında değildir. Her şey düşünülüp programlanmış şekilde yürümektedir.

Çünkü Recep Erdoğan El Kaide, El Nusra ve IŞİD’i (DAİŞ) doğuran “Müslüman Kardeşler“ teşkilatının inançlı yolcusudur. Müslüman Kardeşlerin başlıca ilkesi ise Batı düşmanlığıdır.

Erdoğan‘ın Batı karşıtlığı yeni değildir. O ne olduğunu, daha Erbakan‘ın İstanbul il başkanıyken, Afganlı dinci Hikmetyar’ın dizi dibinde çökerek dünyaya göstermiş, Müslüman Kardeşler yoldaşlığını da Mısırlı Mursi’yi iktidara taşıyan kampanyaya desteği ile kanıtlamıştı.

Kendisi bugün, yer yüzünün pek çok bilim ve düşünce insanı tarafından, Müslüman Kardeşler teşkilatının yaşayan önderi, kanlı bir terör çetesi olan IŞİD’in de temsilcisi olarak görülmektedir.

Bu değerlendirme de, ayağı havada bir palavra değildir. Türk toprakları, dağılmış katillere mekandır, bugün de. Onlardan kendine, ÖSO adıyla bir ordu da yarattı.

Yanisini isterseniz, ne yaptığını bilen biridir, Erdoğan. S-400’ler meselesi, Batıda kopmaya gerekçe yapacak krizin bahanesidir. Bu kriz bilinçli olarak yaratıldı.

Batıdan kopup Rusya ile birleşerek Çin’e uzanma çabası olan Avrasya planı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri General Tuncer Kılıç tarafından yıllar önce dile getirilmişti. Ergenekon davasının iddianamesinde de, bu hayal suçlama olarak yer almıştı.

Nitekim dünya medyası, S-400’lerin naklinden itibaren, bu olayın Batıdan kopuş planı olduğunu, yeniden işlemeye başladılar.

Çünkü, Türk devleti NATO üyesiydi. Ordusu, NATO standartlarına uygun silahlarla donanımlıydı. Rus füzeleri ise bunları nötralize edecek şekilde programlıydı.

Yani, Türk devleti NATO içinde ama, NATO’ya karşı vaziyet almış Rusya‘nın silahlarıyla donanacak.

Bu, ne demektir? NATO silahlarını içerde nötralize etmek değil midir?

Açık deyişle, NATO içinde Rus silahlarına sarılmak, ittifak cephe almaktı. Amerikalılar, bu durumu uzun uzun Türk muhataplarına anlattılar. Sakıncalarını ve doğacak sonuçlarını da…

Ama, ekseni çoktan kaymış, Müslüman Kardeşler cephesine kaymış Türk-İslam devletine anlatamadılar. Saf değiştirmekte kararlı olan Erdoğan’ın nihai hedefi değişti.

Nitekim, Erdoğan’ın Ergenekon cephesinden gelme müttefiği ve Türk tipi solculuğun temsilcilerinden Doğu Perinçek’in ilk zafer naraları yankılanmaya başlıyordu, medyada. Doğu Perinçek, bu füzelerin gelişini Türk devriminin yerleşmesi olarak niteliyor, devam ediyordu:

“Türkiye, Atlantik’in baskılarına boyun eğmeyeceğini, bir kez daha göstermiştir. Türkiye Atatürk devrimini tamamlayacağı Avrasya iklimine yerleşmektedir. S-400’ler, bu sürecin savunma silahıdır. S-400’ler, yeni dünyanın kuruluşunu bildirmektedir.“

 Şimdi, ne mi olacak?

Durup Amerikan ve NATO’nun tavrını seyredeceğiz. Batı medyasına göre Amerikan yasaları, anlaşmayı bozan Türk tarafına cezalar öngörüyor. Bir NATO, sözcüsü de Türklerin kamp değiştirmelerinin muhtemel sonuçlarından endişe duyduklarını söylüyordu.

Öte yandan, Kürt düşmanlığından kaynaklı kinle hiç bir şeyi, önünü de göremen Erdoğan, kriz arasında yeni bir kriz yaratarak Kuzey Suriye (Rojava) sınırlarına silah ve IŞİD’lilerden kurulu birlik yığınakları yapıyordu. Onun belası, Kürtlere bulaşıktır. Gökten taş da yağsa, bunu Kürtlerden biliyor ve derhal katliam vaziyetine geçiyordu.

S-400’lerle çevirdiği entrikaya gösterilen tepkinin “heyfi“ni de Kürtlerden çıkarmak istiyor. Bu amaçla oradan oraya taşıdığı paralı askerleri sınıra yığıyor.

Ama unuttuğu bir şey var: Kuzey Suriye kolay lokma değil. Oraya, vekâleten sürdüğü IŞİD orduları kuşa, kurda, böceklere yem oldular. Yeni ordusu da aynı kaderi yaşayabilir.

Çünkü, bu yöre Kürtleri, ellerinde çakar-almaz kalaşnikof ile beklemiyorlar. Alman medyasının bildirdiğine göre, mevzilerini son sistem Amerikan silahlarıyla takviye etmiş, bekliyorlar.

Üstelik, orada Rus hava desteği de yok.

Kürtlerin “eceli gelen keçi, çobanın ekmeğine göz koyar“ diye, bir atalar sözü vardır. Bunun eceli gelmiş galiba. Sonuna varmak için koşu tutturmuş, gözü kapalı gidiyor. Saddam son atağında Kuveyt’e, Arjantinli General Videla da Falkland adalarına saldırmıştı.

Hadi zulüm başına Recep! Bir zulüm labirentine daha dal k qi, sonun çabuklaşsın…

Yazarın diğer yazıları