S-400’lerin ardından!


İnsanlar çok uzun bir süredir S-400’ler üzerinden sözde NATO üyesi olan Türkiye’nin bu dünyada gerçek anlamda nereye ait olduğunu tartışıyorlar.

Kimse Türkiye’nin hava savunma sistemlerine gerçekten ihtiyacı olup olmadığını konuşmuyor; mesele bunu çoktan aştı. Türkiye sürekli F-35’lerle ilişkilendirilen S-400’ler tartışmasında; tercihini açıktan Rusya’dan yana kullandı.

Aslında insanlar ön yargılı olmasa; 20. yüzyılın bir kısmı doğru ama önemli bir kısmının yeniden revize edilmesi gereken “anti emperyalizm” tartışmalarını doğru okuyabilseler Türkiye’nin neden aslında kendini Rusya’ya daha yakın hissettiğini daha kolay anlayabilirlerdi.

Çok ucuz yaklaşımlar bizim çevrelerde de maalesef alıcı buluyor; soğuk savaş aklı terk edilmeden bugünün tartışmalarını doğru yürütemeyiz. Ön yargılarımız kimi zaman gerçeği görmemizi engelliyor. Halbuki gerçeklik çoğu zaman bütün çıplaklığı ile önümüzde duruyordur; ön yargısız bakabilsek ve her şeyi kendi içinde değerlendirebilsek neyle muhattap olduğumuzu daha kolay anlayabiliriz…

S-400 tartışmalarında çoğu insan kendi kendiyle konuştu; sorunu oldukça basitleştirerek anlamaya çalıştı. Halbuki sorun çok daha derinlerdeydi. Sorunun kökeni Türk-İslam kimliğinin kendini nasıl tarif ettiğine kadar gidiyor.

Türkiye’de gerçekte bir kaç tane Türkiye var; bunlardan bir tanesi iç dünyasında Batı‘dan nefret eden Türkiye, diğeri her ne varsa Batı’da var diyen Türkiye, diğeri ise Batı medeniyetini eleştirinin konusu eden ama ötekileştirmeyen; hümanizma, siyasal katılım, iktidarın seçimlerle el değiştirmesi, çevre duyarlılığı gibi konularda Batı medeniyetini yeterli bulmayan fakat ciddiye alan anlayış!

Erdoğan ve etrafındaki ekip ilk kategoriye ait çevrelerdir; bu çevrelerin bütün sosyalizasyonu Batı karşıtlığı ile şekillendi; Türk islamcıları başta Necip Fazıl olmak üzere hepsi demokrasiyi zamanı gelince inilecek bir tramvay olarak gördüler. Erdoğan’ın bunu bizzat ifade etmişliği vardır.

Mesele daha baştan itibaren sadece S-400’ler değildi; Erdoğan ve ekibi S-400’ler üzerinden hem iç hem de dış politikaya yön vermeye çalıştı. İç politikada ucuz anti-emperyalizm üzerinden oy devşirmeye çalışırken, dış politikada Batı’dan koparak uluslararası denetimden kurtulmaya, bu da olmuyorsa denetimin etkisini azaltmaya çalıştı.

Geçenlerde kendine yakın gazetelerin genel yayın yönetmenleri ile Vahdettin Köşkü’nde bir araya gelen Erdoğan “Rus yapımı füze savunma sistemi S-400’lerin alınmasının Türkiye tarihinin en önemli anlaşması olduğunu söyledi!” Bu ifadeyi kimilerimiz çok abartılı bulabilir; fakat S-400’lerin bu politik konjonktürde Türkiye’ye getirilmesi gerçekten cumhuriyet tarihinin en önemli olaylarından birisidir diyebiliriz.

Vahdettin Köşkü’nde gazetecilere konuşmaya devam eden Erdoğan uzun değerlendirmelerden sonra nihayet aslında S-400’lerin kime karşı ve neden Türkiye’ye getirildiğini de çok net, hiç bir tartışmaya mahal vermeyecek şekilde ifade etti.
“Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan gibi küçük bir devlete karşı değil, onu üzerimize gönderen geri plandaki dönemin devasa güçlerine karşı kazandığımız zaferle kurulmuştur.

Cumhuriyet döneminde de sınanmalarımız hiç bitmemiştir. Batı ittifakı ile kurduğumuz siyasi ve askeri paktlara rağmen, en büyük tehditleri yine onlardan gördüğümüz de bir gerçektir. Bu siyasidir, ekonomiktir, kültüreldir, her anlamda… Soğuk savaş yıllarında Sovyetler Birliği’ne karşı ileri garnizonluk yapmamız dahi, bizi bu tehditlerden korumaya yetmemiştir.”

Bu ifadeler aslında Türkeyi yönetenlerin bu dünyaya nasıl baktıklarını, kendilerini nerede gördüklerini ve nasıl bir Türkiye istediklerini çok net bir biçimde ifade etmektedir. Dikkat edin Erdoğan burada S-400’lerin adını bile anmıyor. S-400’ler üzeriden bir tavrı, bir duruşu ortaya koyuyor.

Erdoğan S-400’ler üzerinden üyesi olduğu NATO’yu, yine üyesi olmaya çalıştığı AB’yi Türkiye’nin ötekisi ilan ediyor. Bu kimsenin gözünden kaçmaz; Türkiye artık ne NATO’da kendine ayrılan koltukta rahat oturabilir ne de AB üyeliğinde ısrarcı olabilir.
Türkiye şimdilik F-35 programından çıkarıldı. Bundan sonra Trump Türkiye’ye F-35’leri verir mi, vermez mi bunu bilemem; ama Erdoğan Türkiyesi de artık Batı başkentlerinin ötekisidir; ve bu gerçek Erdoğan orada oturduğu müddetçe bu değişmeyecek.

Yazarın diğer yazıları