Sabancı ailesinin ‘göçü’ Faşizmin son aşaması!

Sabancı ailesi Malta vatadaşı olmuş.                  

Demek ki sıra onlara geldi. Göçün sınıfsal yelpazesi gittikçe genişliyor. “Anadolu kaplanları”nın Cemaatçi kanadı ya hapiste ya da göç yollarında. Bunların malına mülküne eski ortakları çöktü. Öyle şaka filan değil. Milyarlarca dolar söz konusu.

Ardından Doğan Holding “medyasını” verip, o da şimdilik canını kurtardı. Bu arada Havuz medyası, Gezi dosyasını yeniden açtı. Gezi “ihtilaline” katılan “kızıl sermayeyi” iki yıldır sorgusuz sualsiz hapiste yatan Kavala temsil ediyor. Ama onunla başlayan soruşturma gizli kapaklı Koçları, Eczacıbaşıları, Boynerleri filan tehdit etmeye başlıyor. Damadın meşhur “şurası çok önemli, burası daha da önemli” tekerlemeli rezil konuşmasını “çok müthiş, bayıldım” diye alkışlayan Güler Sabancı, anlaşıldığı kadarıyla alkışla filan canını kurtaramayacağını anlamaya başladı.

Maaile Malta vatandaşı oldular.

Korkusuz gazetesi yazarı Can Ataklı, sayıları binleri geçen milyarder göçünü, “yeni bir çakma darbe” ile mallarına el konacağı korkusuna bağladı.

Olabilir mi?

Neden olmasın? Yukarıda olanları ve olması muhtemel olanları sıraladım. Erdoğan’ın etrafında, yağmacı bir sermaye güruhu birikti. Bunlar başlıca iki alanda tam tekel kurdu: İnşaat ve silah sanayi. Şu sıralar eski Aydınlıkçı bir kapitalist orduya ait bir silah fabrikasına el koymak üzere. “Endüstriel-askeri kompleks” denilen alan, Erdoğan’ın oligarşik aile şirketlerinden oluşmakta. Şu sıralar bankalar Erdoğancı “beton” sanayini kurturalım derken, kendileri batma tehlikesiyle yüz yüze. Bu mali sermaye de damatın yönetiminde ailenin emrinde. İnşaat, silah sektörü ve mali sermaye Türk faşizminin ekonomik temeli.

Bunlar tekel.

Tekel ne demek?

Tekel demek doymak bilmez bir iştahla sürekli büyümek demek. Erdoğan ne diyor? “Durmak yok yola devam.” Tekelci kapitalist modernitenin en büyük yasasını ezbere biliyor. Tekel durursa, durmayan tekel onu yutar. Tekel “maksimum kar” yasasıyla hareket eden bisiklet gibidir. O bisiklet iç pazarla yetinemez. Dış pazarlarda da rakipleriyle yarışmak zorundadır. Yarışamazsa, rakipler onun iç pazarına dalar, onu kendi pazarından bile kovar. O nedenle tekelci sermaye geberip gidene kadar ölüm-kalım kavgası vermek zorundadır.

Türk tekelleri “soğuk savaş” boyunca “dışa açılma” imkanı elde edemedi. Pazarlar paylaşılmıştı. Türk’e o pazarlarda yer yoktu. O nedenle Türk tekelleri, dar ayakkabı içinde, kendi etine batarak uzayan tırnak gibiydi. İçeride büyüyordu, kendi iç pazarını yağmalıyordu ve bu tekelin büyümesine yetmiyordu. Sovyetler krize girince, dış Pazar kokusunu herkesten önce Özal aldı. “Dışa açılma” tepinmeleri o zaman başladı. Sovyetler yıkılınca Türk tekelci kapitalizminin “bölgesel emperyalist aşamaya” yükselişi başladı. Olanca hırsıyla dış pazarlara açıldı. Mısır, Tunus, Libya, tüm Ortadoğu onun hareket alanıydı.

2010 Arap Baharı Türk bölgesel emperyalizmi için kesin zafere ulaşma yolunu açtı. Tüm Ortadoğu’da İran’ı da tasfiye ederek Sünniliğin başına geçme ve bölgede güç merkezi olma yoluyla Avrupa Birliği üyeliğine sıçrama stratejisi neredeyse zafere koşmaktaydı.

Olmadı. Sünni kuşak radikalleşti, DAİŞ’leşti. Ardından Rojava devrimi zafere yürüdü. 2015 yılıyla birlikte DAİŞ ve Türk bölgesel emperyalizmi Suriye’ye sıkıştırılmış Üçüncü Dünya Savaşında yenildi.

Türk tekelleri dış pazarlarını büyük ölçüde kaybetti. Ve işte böylece, yeniden içe dönme ve birbirlerini iç pazarda yutma, yerli sermayeyi yeniden paylaşma süreci başladı.

Yani Sabancı Ailesi’nin Malta yurttaşı olması bir rastlantı değildir. Onlar hepimizden çok “kurt kanununu” biliyorlar. Faşist rejim ayakta kalabilmek için, dayandığı sermayenin büyümesini teminat altına almak zorunda. Bu ise özellikle Batıyla iş yapan sermayenin el değiştirmesiyle gerçekleşir.

Ve bilelim ki, Erdoğan, kendisine karşı “sistem içi alternatifin” tam da bu “Batıyla iş yapan” sermaye içinde mayalanacağını çok iyi bilmekte. Şimdi bu sermayeyi de kontrolü altına almanın hasaplarını yapmakta. Bunu başardığı gün, sistem için alternatifin ekonomik temelini yok etmiş olacaktır.

Erdoğan rejimi sistem dışı güçlerin bütün demokratik soluk alma borularını tıkadı. Şimdi kendi sisteminin “çoğulcu” yapısına son darbeyi indirmeye hazırlanıyor.

Bunu da o sistem içi en büyük güç, duyargalarıyla çok önceden hissediyor olmalı ki, cebine Malta devletinin kimlik kartını yerleştirerek, muhtemel saldırıya karşı kendini güvence altına almaya çalışıyor.

Sonuç: Erdoğan faşizmi son aşamaya yükseliyor. Bu yükseklikten sonrası “çöküştür.”

Yazarın diğer yazıları