Saddam sınırlarına, komploya ve ihanete karşı

Irak ve Güney Kürdistan’da yaşanan gelişmelerin neye evrileceği merak edilirken, Irak yönetimi referandumun feshedilmesi şartıyla diyalog teklifinde bulundu. KDP referandumu dondurarak diyaloga hazır olduğunu açıkladı, hemen akabinde Irak yönetimi, referandumu dondurma değil tümüyle iptal etme şartını tekrarladı. Oysa Irak’ın hamlesinden önce zaten KDP ve YNK’nin de katılımıyla bir anlaşma yapılmış ve bu temelde peşmergeler çekilmişti. Bu nedenle şimdiki karşılıklı açıklamalar şüphelidir; ortada danışıklı bir dövüş var.   

Danışıklı dövüş bazı gerçeklerin gizlenmesi için geliştirilen bir yöntemdir. Çünkü Kerkük ve diğer yerlerin satıldığı ifade ediliyor. Gizlenmeye çalışılan bu gerçeği tarih kaydetmiştir. 

Bununla birlikte bu satışın ne karşılığında gerçekleştiği akıllara takılıyor. Kendilerini bu kadar zorda bırakacak durumlara nasıl onay veriyorlar? Gerçekten de KDP-YNK ne diye kendi ayaklarına balta vursun ve kendi denetimlerindeki alanları Irak’a terk edecek anlaşmalara girişsin? ABD neden İran’ın elini güçlendiren gelişmelere göz yumsun?

Bu sorulara, Ortadoğu’yu etkileyen gelişmeler ve özellikle de bozulan hesaplar göz önüne getirilerek cevap verilebilir. Tüm bölgeyi etkileyen bir unsur olarak öncelikle belirtilebilir ki kapitalizmin krizi ve Ortadoğu üzerindeki hesapları 3. Dünya Savaşına yol açarken, halkların özgürlük direnişleri sayesinde tarih tek yönlü işlemekten kurtulmuştur. Henüz kimin kazanacağı, bu savaştan sonra nasıl bir tarih yazılacağı tam belli değildir fakat Reqa’da olduğu gibi kazananlar tarihi şimdiden yazmaktadırlar.

Tarihe yön veren halk hareketleri, açık-gizli tüm sömürgeci ve işbirlikçi hesapları bozmaktadır. Rojava direnişi Kuzey Suriye ve giderek Doğu Suriye’ye yayılarak birçok hesabı bozdu. 

Uluslararası komplo nedeniyle 19 yıldır İmralı hapisliğinde tutulan Önder APO, geliştirdiği savunmalar ve politik tutumlarla asrın oyununu bozdu.

PKK ideolojik, politik, örgütsel ve eylemsel gücüyle tüm insanlık düşmanlarının oyunlarını bozdu. Tarih sadece oyun bozmakla yazılmıyor elbette; PKK ve Önderliği, Ortadoğu’daki savaşta demokratik çizgiyi temsil etmekte, inşa edici, kurucu rol oynamaktadır. 

Bu gerçeklikleri görmeden komplolara niye başvurulduğu ve neyi hedeflediği tam anlaşılamaz.

Yeni bir Ekim Devrimi’nin öngünlerindeyiz. Böyle bir gelişme Ortadoğu ve tüm insanlık adına ne kadar büyük önem taşıyorsa saldırılar da o oranda büyük olmakta ve her yolu mubah saymaktadırlar. Açıkça baş edemedikleri bir güç karşısında kirli ittifaklar, komplolar bu yüzden geliştirilmektedir. Açıkça belirtmek ve bunun üzerine daha derinliğine kafa yormak gerekmektedir ki, Irak ve Güney Kürdistan’da yaşanan gelişmeler diğer birçok sebepten daha fazla, özgür Kürt’ten duyulan korkunun ve PKK düşmanlığının ürünüdür. En azından KDP ve YNK içindeki belli grupların bu temelde hareket ettiğinden kuşku yoktur.

Çünkü tüm bölgede ve özellikle de KDP-YNK’nin terk ettiği alanlarda halk arasında PKK etkinliği gelişmiştir. Özgürlük güçlerinin sağladığı bu gelişme hem Kürdistan’ın hem de demokratik bir Irak’ın güvencesi olacaktır. Bunu kim önlemek ister bellidir. “Ama şu an bu alanlarda özgürlük güçleri hedeflenmiş değil” denilebilir. Evet, şu an için öyle görünüyor olabilir fakat komplovari yöntemler devredeyken birçok siyaset görünür olandan farklı işler. Buna rağmen yeni bir Irak, demokratik Irak için hazırlıklı olmak gerekiyor.

Saddam döneminin sınırlarına dönülmesi Irak yönetimini güçlendirmiş görünüyor ama bu da geçicidir. Yarın Heşdi Şabi bahane yapılarak Irak topraklarının baştanbaşa “koalisyon güçlerinin” operasyon alanına dönüşmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur. Sadece Saddam dönemi sınırlarına dönülmüyor Saddam’ın devrildiği döneme de geri dönülmek üzeredir.

Irak yönetimi sadece dengelerle ve özellikle de tekliğe dayalı otorite olma hesaplarıyla işi daha fazla yürütemez. Irak’ın varlığı ve özgür geleceği üniter bir devlet yapısından değil federal ve demokratik özerk bölgelerden oluşan demokratik bir Irak’tan geçmektedir. Örneğin Kürdistan bölgesi kendisini Kuzey Irak Federesi içinde ifade edebilir. Bu tür tartışmaların yapıldığı, açık, demokratik platformlar bir an önce oluşturulmazsa Irak’ın parçalanması kaçınılmaz hale gelecektir. 

Yani neticede Irak yönetiminin bu ittifakta yer alması aslında Irak’a da zarar verecektir, fakat referandum tuzağı ve Irak’ta Nisan’da yapılacak seçimin yatırımları Irak yönetimini geçici olan bir “zafere” çekmiştir. Saddam’ın Kuveyt zaferine benzetenleri haklı çıkaracak gelişmeler yaşanabilir.

Olaya dünyanın gösterdiği tepkiler de bu gerçeklere işaret ediyor. ABD gibi İngiltere ve AB ülkeleri de, Irak yönetiminin son hamlelerini sessizce desteklemişlerdir, hem de İran ve bağlı güçleri Heşdi Şabi’ye rağmen. Soru işaretleri bu yüzden artmış bulunuyor. Türkiye’nin oynadığı rol de cabası. Devlet Bahçeli Türkiye plaka sıralamasına Kerkük’ü de boşuna katmamış demek ki! Hevesinin arkasında bir bildiği varmış yani. Heves olarak boğazında kalacak olsa da bugünkü planlarda onun da parmağı vardır.

Türkiye, İran ve Irak’ın işine gelen bu gelişmeler karşısında YNK-KDP ne kazandı? İnsanın aklı-vicdanı kabul etmiyor ama bunların kazandıkları bir şey olmadığı halde bu ihanet anlaşmasında yer almışlardır. 

Irak, İran, Türkiye anlaşmalarında işbirlikçi Kürtlüğün yer aldığı netleşmiştir. Kandil dağı eteklerinde bulunan Dukan kasabasında ve Kerkük’te yapılan görüşmeler başta olmak üzere MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da katıldığı birçok karanlık görüşme deşifre olmuşken halen sadece referandumdan kaynaklı Bağdat-Hewler çatışmasından bahsetmek durumu anlamak için yetersiz kalmaktadır. Referandumun tetikleyici rolü inkâr edilemez fakat gelişmeler göstermektedir ki referandum zaten bu karanlık görüşmelerin sonucunda gelişmiştir. 

Mesele şu ki bu ittifaklarda ne YNK ne de KDP’nin tümü bulunmuyor. Bu nedenledir ki hem dışta hem içte karşılıklı olarak birbirlerini suçlamaktadırlar. Yer alanların bunu muhtemelen koltuk ve maddi menfaat karşılığında yaptığı düşünülebilir ki açığa çıkması da uzak bir ihtimal değildir. Ancak mesele sadece bazı şahısların menfaatleri değildir. Küresel-bölgesel planlar var ve KDP-YNK büyük ölçüde buna ortak olmuştur. Ortak olmayanların öne çıkmasının zamanıdır.

Yaşananları hiçbir parti ve örgüt tek başına çözebilecek durumda değildir. Parti, örgüt, hareket, etnisite, din, mezhep, aşiret ve aydın, demokrat şahsiyetleri kapsayacak Ulusal Kongre bu sürecin en büyük dermanıdır. Bu komploda yer almayan YNK ve KDP içindeki şahıs ve taraflar, Ulusal Kongrenin toplanması için çalışmalıdır. Bu girişim, yani Ulusal Kongrenin toplanmasından yana olanlar ve olmayanların tutumunu ortaya koyması, turnusol kâğıdı rolünü oynayacak, ülkeyi kimin satışa çıkardığı da böylece netleşecektir.

Öte yandan İmralı sistemiyle halka karşı gerçekleştirilen saldırılar ayyuka çıkmış bulunuyor. Bu durumun da Güney’de yaşanan gelişmelerle bağı vardır. Zaten Önder APO’nun görüşleri dinlenseydi Kerkük’ü kaybetmek değil tüm Kürdistan’ı ve Ortadoğu’yu kazanmak mümkün olacaktı. 

Kurdî, Kürdistanlı, Ortadoğulu ve evrensel kimliğimizi bize kazandıran Önder Apo’dan haber alınamaması tüm vicdanları ayaklandırmış durumdadır. 

Uluslararası komplo ve günümüzdeki versiyonlarının tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkması da ancak Önder Apo’nun özgürlüğü ile sağlanabilir. Ulusal Kongre neden bu gündemle yani Önder Apo’nun özgürlüğü ve Kürdistan’daki gelişmeler gündemiyle toplanmasın ki? Bundan daha acil ve önemli ne tür bir tarihi işimiz olabilir ki? 

Komplo ve ihanetten hesap sormak, tarihimizi kendi ellerimizle yazmak için ulusal kongreye!

Yazarın diğer yazıları