Saf dışı bırakılanlar ve hayvan mürebbisi

Geçen hafta İstanbul Belediyesi toplu taşıma araçlarının ücretlerine zam yaptı. Bu zam haberini Anadolu Ajansı “İstanbul toplu ulaşımında yeni ücret tarifesi”, Yeni Şafak da “İstanbul’da toplu taşıma ücretleri değişti” şeklinde haberleştirdiler. 

Sadece düşünenleri değil, düşünmeye teşebbüs edenleri de cezalandıran faşizm, basını tek sesli hale getirerek, kendisinin rahatça yönetebileceği, nesneleştirilmiş bir kitle yaratmaya çalışıyor. Basın kurumları ve gazeteciler üzerinde devam eden baskı da bu amaçla ilintilidir. 

Bu ihtiyacın bir kısmı üniversiteler, gazete ve televizyonlar üzerinden giderilmeye çalışılırken esas bölümü, nesneleştirilen kitlelerin kendileri tarafından yapılmaktadır. 

Toplumu etkisizleştirmek amacıyla meşrulaştırılan ve devletin tekeline bırakılan yasal zorbalık, AKP/MHP iktidarında “sivil” alan ile bölüşülüyor. MHP’li çetelerin Erdoğan’ı bu kadar sevmesi; AKP tabanı ile MHP’nin iç içe geçmesinde ideolojik bütünleşme kadar; Kürtlere, kadınlara, Alevilere, sosyalistlere yönelik sivil zorbalığa gösterilen müsamaha da etkili olmaktadır. 

Bu kitlenin içinde mafya çeteleri, imam hatip mezunu dekanlar, rektörler de var, sokaklarda “öl de ölelim reis” diyen toplum atıkları ve işsiz lümpenler de, örgütlendirilmiş Osmanlı Ocakları gibi çeteler de. 

Sokakta, otobüste Kürtçe konuştuğu için saldırıya uğrayanları gamsızlıkla izleyenlerin kendileri, bugün kuşatma altındadır. Sözlü veya fiziki bir saldırıya uğramadan bir lokantada bir kahvehanede oturmak artık bir lüks haline gelirken, oruç tutmadığı için dayak yiyen, giysilerinden dolayı tacize ve saldırıya uğrayan kadınların sayısı artmaktadır.

Faşizm tüm zamanlarda ve her yerde, aktif destekçisi kitleler ile seyirci kitlelere dayanır.

AKP/MHP iktidarının pervasızlığını ve Tayyip Erdoğan’ın kötülüğü sonuna kadar sürdürme kararlılığı, tek başına faşizme teslim olmuş burjuvazinin desteği ile oluşmadı. Geçmişte, Mussolini ve Hitler’i destekleyen ve büyük yıkımlara yol açan güruh, günümüzde Anadolu topraklarında zuhur etmiştir.

 J. Toussaint Desanti’nin, “Faşist korporasyon, kendi malzemesi olan sivil toplumu devletle bütünlemekte ve onda işbölümünün zorunlu anlarını ruhsal ve sitemli bir birlik halinde birleştirmektedir” sözleri, Türk faşizminin bugünkü halini anlatmaktadır.

“Kalabalık her yerde ırzını teslim edecek bir kahraman arıyor. Çobansız rahat edemeyen kaz sürüsü.

Zavallı kalabalık! İnsanlık hep o mağara adamı, hunhar, habis, yılışık ve sarsak. Mussolini’yi bacağından asanlar yıllarca taşaklarını yalayanlardır. Kamçını unuttuğun gün canavar boğazına sıçrayacaktır, hep tekmeleyeceksin bu kaz sürüsünü, yalanla, doyuracaksın, sofra artıklarını domuzlara atacaksın. O hakaretle zilletle doyurur kendini, tasalanma. Her diktatör bir vahşi hayvan mürebbisi ama kendisi de hayvanların en vahşisi.” 

Tayyip Erdoğan, bu sözlerin sahibinin kitaplarını okumadığı, ama her fırsatta övdüğü Cemil Meriç olduğunu öğrense yine övgüyle söz eder mi?

Cemil Meriç “düşen öküze bıçak çeken çok olur” sözünü hatırlatmaktadır. Erdoğan diktatörlüğü çöktüğü gün, en önce diktatörün yakınındakiler, danışmanlar, basın personeli, AKP il ve ilçe yöneticileri, mülakat savcı ve hakimleri, atanmış rektörler ve valiler kutlamalara katılacaktır. 

Fethullah Gülen örgütü de yıllarca bu ülkede en büyük iktidar ortağı olarak, devletin ve toplumun tüm hücrelerine nüfuz etmiş; burnundan kıl aldırmayan ve kendisi dışında hiç kimseye değer ve saygı göstermeyen devasa bir teşkilattı. Bir gecede çöktü. Gerçek bir sivil toplum örgütü, gerçek bir hizmet hareketi ve manevi değerleri yüksek bir hareket olmadığı için, kendi mensuplarından bir tek kişi dahi bu zorbalığı savunmadı. Bütün gücünü iktidara yatırıma ayıranlar, güç topladıkça kendileri gibi düşünmeyen herkesi saf dışı bırakanlardır. 

Erdoğan diktatörlüğü de asker, polis ve sokak çeteleri ile yaratmak istediği korku rejimi uzun ömürlü olamaz. Bu diktatörlüğe karşı dağlarda, zindanlarda, meydanlarda, üniversitelerde kesintisiz bir savaş yürütülüyor. Hükümet uygulamaları ve KHK ile “safdışı bırakılanlar”, diktatörlük karşıtı cephenin yeni bileşenleri olarak mücadeleye dahil oluyorlar. Erdoğan’ın “katkı”ları ile muhalefet cephesi her geçen gün büyüyor.

İçeride ve dışarıdaki gelişmeler, AKP/MHP faşizminin tüm hızıyla yıkılma sürecine girdiğini göstermektedir. Dipten gelen ve rejimi toptan değiştirecek bir devrim süreci yaşamadığımıza göre, bugün tartışılması gereken husus; Erdoğan faşizmi tarafından saf dışı bırakılanların birlikte mücadelesi ve Erdoğan sonrasında, hangi ilkeler çerçevesinde ve nasıl bir yönetim oluşturacağıdır.

Yazarın diğer yazıları