Sanat entelijansıya ve basiretsiz tüccarlık

Türkiye toplumu, tarihinin en ağır travmatik süreçlerinden birini yaşıyor. İktidarın, kendi bekası ve güvenliği için atmayacağı adım, başvurmayacağı hile, desise, entrika, yalan, baskı ve zulüm yöntemi yok gibi. İktidar, bütün bu uygulamaları gerçekleştirirken, toplumun en az yüzde ellisinin desteğini almış olmaktan gelen bir meşruiyeti de son damlasına kadar kullanıyor. Her ne kadar seçimler yoluyla elde edilen yüzde ellilik desteğin hile, zor ve baskı yoluyla elde edildiği diğer yüzde ellilik muhalif kesim tarafından iddia edilse de gerçeğin ne olduğunu anlamak için bu iddia yetersiz kalmaktadır. Elbette ki iktidar ve ittifak yaptığı kadim devlet güçleri, ellerinde bulundurdukları devletin zor aygıtları ve medya gibi manipülasyon aygıtları vasıtasıyla sonuçları kendi lehlerine çevirecek bütün yöntemlere başvurmuşlardır. Eğer bu aygıtlar ve bu yöntemler olmasa bu desteğin yüzde ellinin en azından biraz altına düşeceği ve başkanlık seçimlerini kaybedecekleri nerdeyse kesin. Fakat zaten, iktidarın şimdiki sahipleri ve ittifak ettikleri güçler, kendi taraflarına çektikleri halkın desteği üzerine hile ve baskı yoluyla elde edecekleri oy artırımını hesap ederek seçimleri yüzde elli gibi bir baraja kilitlemişlerdi. Aksi takdirde daha önce yüzde kırklardaki oylarla iktidar olması yeterli olan bir parti neden barajı yüzde elliye çıkararak kendi ayağına kurşun sıksın ki.

Aslında bütün mesele şudur ki her yerinden yalan, dolan, çürüme, yolsuzluk, baskı ve zulüm damlayan bir güç, toplumun en az yüzde kırkını kendi taraftarı olarak konsolide etmeyi başarmıştır. Bunun asıl sebebi, ne iktidarın hile ve baskıdaki başarılı yöntemleridir ne de sahip olduğu İslamcı ideolojik güçtür. Hile ve baskı yöntemleri toplumda bir süre sonra bunu uygulayanın aleyhine ters tapmaya kendi taraftarlarını da ezmeye başlar. Ağır ekonomik bunalım ve yoksullaşmadan etkilenenlerin başında iktidar gücüne destek veren bu yüzde kırklık kesim gelmektedir. İktidarın İslamcı ideolojisinin ise, İslam dışılığı, sözde anti Amerikancığı, anti İsrailci ve anti emperyalistliği sayısız pratikle ortaya çıkmıştır. Geriye kendisine muhalifim, bu çürümüş iktidarın alternatifiyim diyen muhalefetin ideolojik körlüğü ve ideolojik kapasite yetersizliği, mevcut iktidardan farklı olmayan bir hetero-iktidar anlayışıyla hareket etmesi, demokratik yönetim, öncülük ve program yoksunluğu nedeniyle asla iktidarın alternatifi olamayacak bir yapı kalıyor. Ve bu yapının, Türkiye halkları için bir umut olabilme şansı yok. Zaten bu muhalefet bloğunun çok önemli bölümü iktidarınki ile son derece benzeşen ülkeyi yönetme prensibi nedeniyle pek çok defa muhalefet ettiği iktidarın yedeği ve destekçisi konumuna düşerek onun iktidarını beslemekten öteye gidemediği de çok açıktır.

Yine iktidarı destekleyen yüzde kırklık, yüzde ellilik kesime yönelttikleri küçük düşürücü, aşağılayıcı söylemler, dini ve geleneksel yapısının hasiyetlerini gözetmeyen söylem ve politikalar; ezilse de yoksullaşsa da bu yüzde kırklık kesimi iktidarın sadık destekçileri haline getiriyor. Bu iktidar giderse kendi yaşam tasavvurlarının büyük bir tehdit altına gireceği kaygısını yaşıyorlar.

İşte toplumların böylesi karanlık dönemlerinde, iktidarın topluma her türlü çürümeyi dayattığı, toplumu bir bütünen düşürdüğü, muhalefet odaklarının dağıldığı yahut iktidarla benzeştiği dönemlerde o toplumun, aydınları, entelektüelleri, sanatçıları, bilim insanları bu gidişi kabullenmez, bunun ağır acı ve sancısını yaşar, toplumu bu girdaptan kurtarmak için büyük bir direniş seferberliği olarak kendilerini ortaya koyarlar. İşte bu iktidar, asıl gücünü ve mevcut yenilmezliğini bu ülkenin böylesi entelektüel güçten yoksun olmasından almaktadır.

İktidarın gücü karşısında, korkan, pısan, kazanımları elden gidecek, yeni kazanımlar elde edemeyecek, başına bir iş gelecek kaygısını böylesine yaşayan entelijansıya ve sanatçılık bu ülkenin en büyük talihsizliğidir. Aldıkları pozisyon, ortaya koydukları pratik tam bir yüzkarası durumdur. Kızları, oğulları devlet tarafından kaybedilen, devlete “oğullarımızın etini yedin, kemiklerini senden istiyoruz” diyen seksenine merdiven dayamış, dünyanın en haklı, en meşru mücadelesini yürüten yaşlı anneleri, “Cumartesi Anneleri”ni yerlerde sürükleyen, onlara hakaret eden, işkence eden bir iktidar karşısında sus pus olmayı bir yana bırakalım, kıyameti koparmayanlardan ne entelektüel ne de sanatçı olur. İktidar karşısında susarak, yurt dışına kaçıp kendini güvenceye alarak, onunla uzlaşarak yaptıkları işin adına ne sanat denir, ne de aydınlanma ne bilim denir. Yaptıkları işin hileli, basiretsiz, onursuz bir ticaretten farkı yoktur.

Yazarın diğer yazıları