Sanat tekçi olamaz

“Sanat özgürlük tarafından 

emzirildikçe büyür” 

(F.Schiller)

Teklik yeni mecralara uzanıyor. “Tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek devlet” söylemi tek ses, tek renk, tek kültür tek sanata doğru yol alıyor.

Yasak ve baskılar yaşamın her alanına yansımış durumda. Hele Kürtlere yönelik baskılar hız kesmeden devam ediyor. Kürt kültür sanat kurumlarına yönelik baskılar ve yasaklamalar OHAL kararnameleriyle, kayyımlarla had safhaya ulaştı. Büyük emeklerle oluşturulan birikimler yok edilmeye çalışılıyor. Kurumlar, atölyeler, kurslar, akademiler, medya ve basın kuruluşları kapatıldı. Çalışanları işsiz bırakıldı ve cezalandırıldı.

Baskı ve yasaklar sadece Kürt kültürüyle sınırlı değil elbette. Türkiye genelinde devam eden bir politika bu. Sanatla kültürle dalga geçen, aydın sorumluluğu taşıyan sanatçıyı işten atan, gözaltına alıp mahkemelerde süründüren bir politika bu. Sindirme ve etkisizleştirmek için her yolu mübah sayan, heykellere, sanat eserlerine tüküren, nü resimleri ahlaksız ve müstehcen bulup, bezle örtüp sansürleyen, yetmedi atölyeleri silahla basan bir zihniyet bu.

Bunca olan bitene rağmen: "14 yıllık kesintisiz iktidarız, ama hala sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var." deniyor. Bu sözler bu alanda da ‘tek’liğe doğru kendi kültür politikalarını oluşturmak için henüz zapt u rap altına alınamamış kültür ve sanat alanlarına yönelme ve daha fazla baskı oluşturma anlamına gelmiyor mu?

Mevcut iktidar Türkiye’de her şey milli ve yerli olacak diyor. Öyle ki buna sanatı da dahil etmiş durumda. Seçim beyannamelerinde “Milli, dini, ahlaki ve folklorik değerlerin işlenmesine yönelik etkin çalışan bir teşvik mekanizması oluşturacağız” diyor. Bu türden çalışmaları teşvik bunun dışında kalanlar yok sayılıyor.

‘Milli Kültür Şûrası’ adı altında yapılan çalışmalarıyla sahne sanatlarına “milli değer” ayarı veriliyor, "Yerli, Milli ve Şuurlu Gençlik" adı altında oluşturulan projelerle de tek tip kuşaklar yetiştirme amaçlanıyor.

Kendi düşüncesi dışında kalan her türden düşünceye karşı çıkan bu yapı sanatı da kendi çizdiği sınırlara çekmek istiyor. Tek tip insan yetiştirme devletin dağarcığından hiç eksik olmadı zaten. Sivil toplum, kültür ve sanat dahi güdümlü kılınmak isteniyor.

***

Oysa Sanat özgürlük bilincinin yansıtıldığı en özgün alandır. Tekçiliğe, tektipliliğe her türden baskı ve engellemeye doğası gereği karşıdır.

Sanat bir itirazı, bir karşı çıkışı, bir muhalifliği içerdiğinde anlam kazanır. Gerçek sanat güdüm kabul etmez, her türden yönlendirmeyi reddeder, çerçevelere sığmaz.

Aslında devletlerin, hükümetlerin sanat politikası olmamalı  diye düşünenlerdenim. Çünkü sanat çerçevelere, tüzük ve yasalara sığmayan özgür bir alandır. Sanat her türden siyasetin üstünde kendi siyasasını kendi içinde oluşturan bir edimdir. ’Yerli ve milli’ adı altında yapılacak her türden müdahale ve evcilleştirme çabaları sanatı katletme, özünden uzaklaştırma anlamı taşır. Bu anlamıyla Goethe’nin dediği gibi: "Milli sanat ve milli bilim yoktur, ikisi de tüm üstün ve yüksek değerler gibi, tüm dünyanın malıdır.”

Nereden gelirse gelsin sanat güdüm kabul etmez,özü gereği, muhalif kimliğiyle; baskıya, zulme, sömürüye, yasakçı ve tekçi zihniyete karşı olmak durumundadır.

Sanata ve sanatçıya yapılacak en büyük katkı ona uygun özgür bir alan oluşturmaktır. Ötesi zaten ‘gölge etme başka ihsan istemem’ cümlesinde anlamını bulmuştur.

Yazarın diğer yazıları