Sanat ve sansür

Sanatçının kendi sınır ve tabuları olmadığı sürece elindeki fırçası kendi cesareti ve vicdanıyla halaya durabilir, önüne konulan engelleri ve tabuları aşabilme gücünü bir hak olarak kendisinde hissedebilir. Sanatsal bir esere değerini ve anlamını yükleyen tam da budur.

ALİ ZÜLFİKAR

Sanat sadece bir toplumun medeniyet seviyesini yansıtmaz, bilakis sanatçının ve toplumun özgürlük seviyesini de yansıtan bir aygıttır. Sanatçı eserleriyle kendisine bir yaşam felsefesi oluşturduğu sürece bu felsefenin ışığında eserleriyle duygusal ve mantıksal bir evre yaratabilir. Dolayısıyla toplumun duygusal tonlarını ve dinamiklerini açığa çıkarabilme, devamlı kendini aşabilme yetisini tetikler. Beraberinde toplumsal değerlerle bağ kurabilir. Bu bağın ifade biçimi yaşamın gerçeklerini irdelemektir. Bir film şeridi gibi bu gerçeklik üzerinden toplumsal değerleri eleştirebilir ve tartıştırmaya açabilme gücünü kendisinde bulabilir. Burada anlatmak istediğim, sanat asla korku ve kaygılardan değil, bilinç ve cesaret ile toplumsal gerçeğin bir aynası olabilmesidir. Sanatçının kendi sınır ve tabuları olmadığı sürece, elindeki fırçası kendi cesareti ve vicdanıyla halaya durabilir, önüne konulan engelleri ve tabuları aşabilme gücünü bir hak olarak kendisinde hissedebilir. Sanatsal bir esere değerini ve anlamını yükleyen tam da budur.

Sanatın özgürlüğü ve toplumsal konumu üzerine bir tartışmayı ateşlemek için toplumsal dokuların iyi okunması gerekir. Yasak ve toplum vicdanını yaralayan yaptırımlara karşı tepki koyabilmesi gerekir. Yani sanatçı politikacı değildir, ancak devlet erki ve politize olmuş kurumların yaptırımlarına karşı toplumsal değerleri savunmak ve üzerinde çalışmaktan asla geri adım atmamalıdır. Politik bir kurumun rüzgarında savrulmak kendi vicdani terazisinin dengesini yitirmesine yol açar. Dolayısıyla bir siyasi aygıtın elemanı gibi hareket etmesinin önüne geçemez. Kendi özgünlüğünü yitirir.

Sanatçı kendi duruşunu ortaya koyabildiği sürece eserindeki güç ve kalite o kadar anlam ifade eder. O yüzden her resim yapan ”ressam”, her şiir yazan ”şair” belki kendisini geliştirerek kaliteli bir şair ve ressam olabilir; ancak gerçek anlamda bir ”sanatçı” tavrı ve yaklaşımını maalesef ortaya koyamaz. Hatta mesleğini iyi icra etmekte bir ölçü değildir. Bir sanat eseri de bir bakıma sosyolojik açıdan birden fazla aktörün içinde bulunduğu belli başlı toplumsal dokuları ve yaşanan süreçleri işleyebilir.

Merkel çalışmam ve Merkel’e mektup

Özgür sanat icra etmek isteyenler kuşkusuz dünyanın neresinde olursa olsun sansür ve baskılara maruz kalıyor. Benim yaşadıklarım da buna bir örnektir. Erdoğan, Almanya gibi ”demokrasinin beşiği” denilen ülkelere konsoloslukları aracılığıyla müdahale ederken, sansürlemek istediği eserlere ve sanatçılara yapılan baskıları da artırdı. Yaşanan sansür olaylarına karşı Alman hükümeti bir bakıma iki sebepten ötürü kendi anayasasının 5. maddesinin çiğnenmesine göz yumdu. Ciddi bir tutarlı tavır alamadı. Erdoğan’ın her zaman dillendirdiği ”3,6 milyon ilticacı” ve ”askeri silahların” satışından dolayı sessiz kaldı. Bu siyasal işbirliğini bir tabloda bir araya getirdim. Bakalım Almanya kamuoyu nasıl yorumlayacak. Eser ismini Merkel’in ”Wir schaffen das – Bunu başaracağız” sloganından alıyor. Sonrasında da Merkel’e ”Artık hiç kimse ağlamasın” diye bir mektup gönderdim.

Konser iptal edildi

Almanya’nın tanınmış simalarından komedyen Jan Böhmermann’ın 2016 yılında yaşadıklarından sonra müzik grubu Feine Sahne Fisch Fillet de benzer bir olayla gündeme gelmişti. Stiftung Bauhaus, sağcıların konseri basma ihtimaline karşı yapılacak olan konserlerini iptal etmişti. Bu olayın akibetinde 4 metrelik altın renkli Erdoğan heykeli, Wiesbaden Bienali kapsamında büyük tartışma sonucunda güvenlik riski oluşturduğuna karar verilerek, Alman Birliği Meydanı sergi alanından taşınmıştı.

Yoğun eleştirilere yanıt veren Bienal Direktörü ve Wiesbaden Kent Tiyatrosu Müdürü Uwe Eric Laufenberg ise şu açıklamayı yapmıştı: ”Heykeli ifade özgürlüğünü vurgulamak ve Erdoğan hakkında tartışma başlatmak amacıyla diktik. Böyle aksiyonlar her yerde oluyor. Sanat olduğu gibi göstermek için vardır. Bunu anlamak her zaman kolay olmaz. Ancak demokrasilerde her türlü görüşe açık olmalı ve katlanmak gerekir.”

Eser sergiden çıkarıldı

Akibetinde sanatçı arkadaşım Thomas Baumgartel’in Erdoğan’ı eleştiren eseri Erdoğan taraftarlarının tepkileri sonucunda Art Karlsruhe Sanat Fuar’ındaki sergi standından kaldırılmıştı. Aynı eser, 2018 yılında Cubus Kunsthalle Duisburg’da yoğun tepkilere rağmen sergilenmişti. Erdoğan yanlılarını öfkelendiren bu provokatif çalışmasıyla tartışmaların odağına oturan sanatçı, bir bakıma kanayan toplum üzerinde kurulan korku hissiyatını tartışmaya açmış, meseleyi görünür hale getirmişti.

Bu olaylar ışığında ”Made in Turkey” eserimi Linz’deki sergime hazırladım. Eserimin Türkiye basınında yer alması sonrasında Linz Belediye Başkanı Hans Georg Faust, Türkiye’nin Mainz Başkonsolosu Sibel Müderrisoğlu, ”Erdoğan’ı ve Türkiye’yi incitici ve küçük düşürücü” olduğu gerekçesiyle bu eserimin sergiden kaldırılmasını istemişti. Belediye Başkanı Faust, yoğun kamuoyu tepkileri sonucunda eserin sanat özgürlüğü kapsamında sergileneceğini söyledi ve benden özür diledi. Bir politikacının bir sanatçıdan özür dilemesi daha önce kamuoyu önünde yaşanmamıştı.

Neden Erdoğan tablosunu yaptım?

Hepimizin izlediği gibi Erdoğan Türkiye’de uygulamakta olduğu baskı ve sansür sistemini Almanya’ya taşıyarak, kendi gücünü göstermek istiyordu. Avrupa’da yaşayan sanatçıların özgürlüğüne, basın ve ifade özgürlüğüne istediği gibi müdahale etmek istiyor, böylelikle gündemde kalmayı hedefliyordu. Bu olayları irdeleyerek hem sanatçı arkadaşlarıma destek vermek, hem de Erdoğan’ın uluslararası alanda uygulamak istediği baskı ve sansürü kırmak adına bu çalışmayı yapmıştım. Hiçbir sanatçı sanıyorum bir diktatörün eserini yapmayı asla istemez. Benimki, aslında kendi içimde biriken son 25 yılın tarihsel birikimiyle birleşti. Bu acıların bende yansımalarıdır. Sorunlarımızı tartışmak için böyle bir eseri yapmaya karar verdim.

Bir bakıma sanatçının yaptığı eserler, yaşanan sorunların tartışıldığı bir platform görevi de görmelidir. Zaten sanat, bu devasal gizemiyle kendini ifade eder. Bu açıdan bakıldığında sanat, yaşanan sorunları belli bir form çerçevesinde anlatabilme kabiliyeti olan sihirli bir değnektir. Her insanın ruhuna inebilen, içindeki çocuksu duygularıyla birleşebilen, oluşan sorunları konuşmak için zemin hazırlayandır. Bu etkisinden dolayı sanat bütün sınırları kaldırabilen keşfedilmemiş bir güce sahiptir.

Almanya’da sanata otosansür

Almanya’da sanat ve fikir özgürlüğü anayasanın 5. bendinde güvence altına alınmıştır. Bu yasal güvenceyle sanatçılar eserlerini özgürce icra edebilir. Gerektiğinde güvenlik desteği de alabilir. Ancak bazı sanatçı dostlarımız, politikacılar ve sergi düzenleyenler tarafından sansüre maruz kalıyor. Bu haklarını kullanan sanatçılar sonuç alabilir. Burada sanatçının tavrı belirleyici oluyor.

Almanya’da yaşayan sanatçılar genelde birlikte çalıştığımız sanat galerisi sahipleri üzerinden dolaylı olarak sansürü yaşıyorlar. Galerist, hangi eserleri sergilemek istiyorsa onun için bir ”öneri” sunuyor, sanatçıdan bu istenilen konularda eserler üretmesini ”sipariş” ediyor. Buna benzer durumlarda çalışan sanat galerileri bazen ”ticari” denilen eserleri tercih ediyor. Sanatçıya direkt olarak kritik içerikli sanat eserlerini sergilemek istemediklerini söyleyebiliyorlar. En son çalıştığım galeri sahibinin bu türden beklentileri olmuş ve planlamakta olduğumuz sergiyi iptal etmek durumunda kalmıştım.

Müzeler eserleri sansürlüyor

Ekonomik kaygılarla sanat yapılmaz, galeriler tabii ki ekonomik açıdan hareket eder ve kendilerine göre bir müşteri ağı yaratırlar. Vizyonu olan galeriler daha çok güçlü sanatsal anlatımlara yönelirler. Bazen provakatif eserlerle de gündeme gelmek isterler. Hiçbir galeri sahibi, Erdoğan gibi bir diktatör karakterli kişilerle sorun yaşamak istemez. İkinci bir durum ise sanat müzeleri, uluslararası bienaller ve sanat fuarları yöneten sergi küratörülerinin seçici projeleridir. En son yapmak istediğim ”Hiç kimse ağlamasın” performansı bu gerekçelerle reddedilmişti. Bazen bir üst düzey yetkili eserin müzede sergilenmesini istemiyor. Μüzelerde sansürlenen eserler, sanatçıya bile danışılmadan sergiden çıkarılıyor. Sanatsal sergi salonlarının bir kısmı devlet düzeyinde olmasına hatta anayasal güvencedeki sanat özgürlüğüne rağmen,ü sergi alanı sorumluları sergiyi hazırlayan küratörlere müdahale ediyor, devlet adamlarını eleştiren eserlerin siyasal baskılardan dolayı sergilenmemesini arzu ediyorlar.

Kurumlarımız ve sanatsal duruş

Almanyada faaliyet yürüten sadece Alman kurumları değil, kendi kurumlarımız da bu baskıların etkisiyle farkında olsun ya da olmasınlar, sanatçılara otosansür uyguluyorlar. Sanatta özgürlük tartışmaları, sadece gelişmiş batı ülkelerinin meselesi değil, bilakis bizim gibi ezilmiş halklar ve özgürlük mücadelesi veren kurumların da meselesidir. Erdoğan hükümetinin yarattığı korkudan çekinerek, ne bir yayın organında ne de bir etkinliğinde eserlerimi sergileme imkanı bulamamak ne kadar acı değil mi? Almanya’nın yoğun bir şekilde gündeminde ”sanat özgürlüğü ve sanatçılar” tartışılırken, kendi kültürümün bir parçası olan kurumlarımız, maalesef adeta ”üç maymun”u oynadılar.

Sanatçılara düşen görevler

Almanya’da sanatçıların yaşadığı sorunlarını gerçek anlamda masaya yatırmak, tartışmak zorundayız. Her sanatçı arkadaşımız hakkı olan, anayasanın 5. bendince güvence altına alınan Almanya’da sanat ve fikir özgürlüğünü içselleştirmeli ve bu haklarını savunmalıdır. Bu yasal güvenceyle sanatçılar hiçbir baskıya maruz kalmadan eserlerini özgürce icra edebilmeliler. Genç sanatçılara da eserlerini sergileme alanları başta olmak üzere toplumun kültürel değerlerine katkı sağladıkları için devlet tarafından yıllık bir ödeme yapılması gerektiğine inanıyorum.

www.alizulfikar.com

[email protected]

Yazarın diğer yazıları

    None Found