Sanata dair birkaç not

Van şimdi de düzenlediği kitap fuarında yaralarını kitapla sarmaya ve sağaltmaya çabalarken, bir yandan da “Barışın dili okumaktır” diyerek sürece katkı sunmaya çalışıyor.

Halen devam eden fuarda çeşitli etkinlikler gerçekleşti. Bu etkinliklerde özellikle Kürtçe edebiyat üzerine değişik görüşler dillendirildi. Bu yazıda etkinliklerde tartışılan edebiyatın sorunlarına dair kimi konulara kısaca da olsa değinmek istiyorum.
***
Sanatsal imge, insanın doğayla, toplumla ve kendisiyle ilişkisinin somut, özel, tikel görünüşlerinin doluluğu içinde, estetiksel olanın zihinsel biçimi olduğuna göre; sanat, kurulu düzenlere yerleşmiş, düşünmeyen ve düşünmemeyi öneren insanların değil, düşünen, soruşturan ve sorgulayan, yarınını arayan insanların elinde biçimlenir.
Sanatı folklorik ögelere indirgeyen, halka inme adına popülizme düşen anlayışlar, evrensellik bir yana, ulusal kültürü bile zenginleştirme ve geliştirme şansına sahip olamazlar. Kültür mirasına katılacak, katkılar sağlayacak bir yapıt, kültür kaynaklarını bileyici niteliklerini iyi kullanmış, yetkin bir biçimde yeniden üretilmiş yapıttır.
Salt folklora dayalı bir edebiyat, evrensele açılacak bir bütünsellik göstermez. Folklor zenginleştirilip çoğaltılmadan dünyalı olma iddiasını taşıyamaz. Ama verili, kullanılan, yeniden üretilen, zenginleştirilen folklor, sanat ve edebiyat için önemli bir rezervdir.
***
Bir sanat ürününü yalnızca fikirlerine, felsefesine dayanarak değerlendiremeyiz. Esas olan, sanat ürününe bir sanat eseri olarak bakmaktır. Hele salt “bilinçlendirme” kaygısı, sanat için tehlike çanlarının çalmaya başladığına alamettir. Bu kaygı sanatçıyı belirli konularla, belirli biçim ve temalarla sınırlandırır. Sanat yapıtını sloganlara indirgeyen, dogmatik, şematik ve popülist bir anlayışa sürükler. Burada unutulmaması gereken şey, ortaya çıkan ürünün değerinin, güncel siyasete bulaşıp bulaşmamasıyla değil, sanatın kendi iç siyasetiyle, öz dinamikleriyle ilgili olduğudur. Sanat yapıtı bilimsel bir tez değildir. Bu nedenle somut olanı bir fotoğraf gibi saptaması beklenemez. Sanat bizi bir yargıya götürebilir ancak sanatçının amacı, bilim insanı gibi bir olguyu ispatlamak değildir.
Sanatı bir öğreti olarak algılamak ne kadar yanlış bir yaklaşımsa, onu yaşamdan soyutlamak da o denli yanlıştır. Sanatçının yeteneği, yarattığı imgelerin özgünlüğü ve bireyselliğiyle ölçülür. Ayrıca sanatın çarpıcılığını belirleyenler de bu unsurlardır. Bireyselleştirme sanatta aynıyı, tekrarı, basiti ve şematizmi aşma yolunda önemli bir araçtır.
Avner Ziss; “Bireysel belirleme olmadı mı, bitmiş, tamamlanmış gerçekçi bir imge de var olamaz” diyor ve sürdürüyor, “gerçekçi imge bireysel biçim içinden geçerek yaşamdaki olayların bir bileşimini oluşturur, onların özünü ortaya çıkarır. Her sanatsal imgenin kendine özgü bir yaşamı vardır, ama başka bir yaşaman benzeş eğilimiyle de ortak kökenlere sahiptir. Bunlar farklı bireysel biçimlerde görülseler de bu böyledir. Sanatçının asıl görevi de işte bu kökenleri herkesin gözü önüne sermektir.”
***
“Bugün dünle beslenerek yarına varır” diyor Berthold Brecht. Bu “besin”in hazmedilebilmesi köklü bir tarih bilinci gerektirir. Bu bilinç sadece geçmişin köklerini bilmek değil, köklerin yaşanılan süreçte de dal-budak saldığının farkında olmaktır. Gelenekten geleceğe giden yol, geçmişe körü körüne bağlılıktan değil, ona duyarlı olmaktan geçer. “Kültür mirası”nın tümden reddedilmesi ne kadar yanlış bir tutumsa, “miras”ın olduğu gibi benimsenmesi ve kutsanması da o derece yanlıştır.
Kendi kültürel mirasıyla beslenen sanatçı insanlığın ortak mirasından yararlanmaya çalışacaktır. Çünkü, sanatçı yalnızca kendinden olanla yetinmez, her toplumun geleneği sayısız etkileşimlerle oluşur. Bir düşüncenin ya da bir yapıtın verimli olup olmadığı, evrensel bir değer taşıyıp taşımadığına bağlıdır. Gelenekten yararlanma, dünü bugüne ve yarına bağlamak için köprü olarak kullanılan bir araçtır ve her araç gibi kullanmaya bağlıdır.

Yazarın diğer yazıları