Sanatçı halkının yüreğinde yer almalı tıpkı bir özgürlük savaşçısı gibi

Bir özgürlük savaşçısı gibi sanatçı da halkının yüreğinde ve beyninde yer almalı. Rojava Devrimi’ni sanatın evrensel diliyle dünyaya yaymalıyız.

NÛDEM TÊKOŞER / JINNEWS/QAMIŞLO

Onu başında kofisiyle, sahnede Kürt kadının otantik duruşuyla opera seslendirirken tanıdık çoğumuz. Serêkaniyê’de enstrüman çalan baba ve kardeşler içinde büyüyen Mizgîn Tahir Omer, Kürt destanları, tarihi ve kültürü hakkında ilk eğitimini aile içinde aldı.

Unutulmaya yüz tutmuş, bin yıllar önce yaşanmış tarihin açığa çıkması için tarih okumayı aklına koyan Mizgîn Tahir, arkeoloji okumak için gittiği Şam’da, hocalarının desteğiyle konservatuara hazırlanır. 1999 yılında sınavı kazanarak hayalini kurduğu opera sanatı için ilk adımı atar. Kürt kültürünü evrensel sanatla buluşturmak için okuduğu konservatuarda, opera ve dengbêjliği bir arkeolog titizliğiyle sentezler.

Sanatında yabancı ve Kürt sanatçıların büyük etkisi olur. İtalyan opera sanatçısı Giuseppe Verdi ve İspanyol Manuel de Falla, Kürt sanatçılardan Huseynê Farê, Şakiro, Fadilî Cizîrî, Karapêtê Xaço, Nizamettin Ariç, Eyşe Şan, Meryem Xan bunlardan birkaçı.

Mizgîn Tahir’in ilk opera albümü “Lorîka Adîloş” adıyla 2010’da çıktı. Albümde Verdî, Bizet ve Mozart’ın müziklerinin yanısıra Ahmed Arîf ve Cegerxwîn’in şiirlerinden yaptığı besteler yer alıyor.

Mizgîn Tahir, Amed’de bulunduğu dönemde Cegerxwîn Kültür Merkezi’nde genç sanatçılara opera eğitimi verdi, Heskîf Orkestra’nın kuruculuğunu yaptı. Her yaptığı çalışmayla büyük ilgi uyandırdı. Kürt müziğine otantik sesi ve estetik duruşuyla hayat veren Mizgîn’in, Memê Alan, Xecê û Sîyabend, Kela Dimdim gibi büyük destanları opera ile seslendirme hayali var.

İşgalci Türkiye’nin Serêkaniyê’ye yönelik saldırıları nedeniyle Qamişlo’ya yerleşmek zorunda kalan Mizgîn Tahir ile savaşın, işgalin, göçün ve direnişin yaşandığı bir coğrafyada sanatı ve Rojava Devrimi’ni konuştuk.

Kuzey ve Doğu Suriye çok kültürlü ve çok dilli bir coğrafya. Sanatınız üzerinde yaşadığınız coğrafyanın nasıl bir etkisi oldu? 

Bir ülkede eğer çok dillilik, çok kültürlülük, ahlak ve farklı görüşler, o ülkenin zenginliğidir. Bir bahçenin farklı çiçeklerini ve çeşit çeşit ağaçlarının olduğunu gösteriyor. Rojava da çok kültürlü bir yer. Süryaniler, Ermeniler, Asuriler, Araplar ve Kürtler yaşıyor. Kürtlerin sayısı diğer halklardan daha çok olsa da Rojava’yı güzelleştiren bir arada yaşayan farklı kültürlerin renkliliğidir. Bu farklılık ve güzelliğin sanata yansıması kaçınılmaz. Bazı şarkılar var, melodisi Kürtçe’dir ama sözleri başka bir dildedir. Bazı şarkıların sözleri Ermenice ama melodisi Kürtçe’dir. Kültürler arasındaki uyum, yeni bir şey yaratıyor. Bu olumlu bir uyumdur ve sanatıma da güçlü bir etki ediyor.

Rojava Devrimi’nden önce sanatsal çalışmalar hangi düzeydeydi? Devrim kültür sanatta nasıl bir etkide bulundu? 

Rojava Devrimi, sadece Rojava’yı değil bütün Suriye’yi etkiledi. Rejim döneminde Suriye televizyon kanallarını izlediğinizde ne Kürtleri, ne Asurileri ne de Ermenileri televizyonda göremezdiniz. Araplar içerisinde de küçük bir kesime yer veriliyordu. Suriye kanallarında sadece iki kentin dramasına yer veriliyordu. Şam ve Halep dışında hiçbir bölgenin sesini kanallardan duyamazdınız. Suriye’nin çok kültürlü ve çokdilliliği kanallara yansımazdı.

Devrimden sonra bir kitap gibi açıldı. Şiir ve şarkıları Süryanice, Ermenice, Kürtçe dinleyebiliyorsunuz. Rojava Devrimi tek renkliliğe karşı çıktı ve çok kültürlülüğü gün yüzüne çıkardı. Suriye’nin genelinde bir kültür sanat dirilişi yarattı. Ermeniler, Araplar ve diğer halklar da kendini Rojava Devrimi içinde buluyor. Rejim hiçbir zaman burada yaşayan halkların sorunlarını çözmedi. Özgür sanat yapmalarına izin vermedi. Devrim ise bu topraklarda yeni bir sayfa açtı. Bütün kültürleri yaşatma zemini yarattı. Bu devrimin bir amacı var ve amacına ulaştı. Rojava Devrimi’nin toplumda yaratacağı daha çok değişimler olacak.

Kuzey ve Doğu Suriye tarihini sanatçılar olarak nasıl güncelliyorsunuz? 

Bu topraklar kutsal topraklardır. Bin yıllar önce bu topraklarda yaşanan Til Xelef kültürü dünyaya yayılmış. Amûdê’de Girê Moza, Efrîn’de Nebî Hurî Kalesi gibi tarih gizli kalıyordu. Egemenler ise tarihi yanlış ve çarpıtarak yazıyordu. Gerçek tarihi gizliyorlardı. Açığa çıkmasını engelliyorlardı. Arkeologlar tarafından Efrîn’deki Duderiye mağarasında 50 bin yaşında Neanderthal bir çocuk bulunmuş. İktidarlar Rojava toprakları altında yatan tarihten korkuyorlar. Çünkü açığa çıkarsa farklı halkların varlığını da kabul etmek zorunda kalacaklar. Rojava Devrimi ise iktidarların açığa çıkmasından korktuğu tarihe ışık tutuyor.

Bu toprakların ilk Kürt kadın opera sanatçısısınız. Dengbêjliği ve operayı sentezliyorsunuz. Çalışmalarınızın buraya yansıması istediğiniz düzeyde oluyor mu?

Her ağaç kendi kökü üzerinde yeşerir. Birçok sanatçı vardı ve hala da var. Rojava’da Mihemed Şêxo, Ciwan Haco, Xelîl Xemgîn gibi sanatçılar bu topraklarda sanatlarını icra ettiklerinde duyguları dört parça Kürdistan’dan yayılıyordu. Xelîl Xemgîn’in şarkılarıyla Kuzey’de ulusal diriliş, devrim yaşanıyordu. Ciwan Haco’nun şarkıları toplumda heyecan ve coşku yaratıyordu. Mihemed Şêxo’nun şarkıları annelere ilham veriyordu. Bu topraklarda o sanatçıları ilham olan şairleri vardı. Seydayê Cegerxwîn, Mamoste Bê Bihar, Şair Tirêj gibi birçok şair ve yazar vardı. Hepsi birbirinden değerliydi. Bu fikirler ve sözler sanatçıları sanatçı yaptı. Söz varsa, sanatçı ona melodisini yükler. Rojava’da söz, melodi ve ses birbirini tamamladı. Birbirini tamamlayan bu uyum, başarıyı da kendisiyle birlikte getirdi.

Sanatçılar burada halkların kültürlerinin yaşatılması için neler yapabilir?

Kültürlerin yaşatılmasında sanatçılara büyük bir görev düşüyor. Bir özgürlük savaşçısı gibi sanatçı da halkının yüreğinde ve beyninde yer almalı. Sanatçı, Rojava Devrimi’ni yaşatma mesajını halka güçlü iletmeli. Çünkü bu topraklarda halkın varlığı işgal ediliyor. Kültürler soykırımdan geçiriliyor. Yeni bir yüzyıl başlıyor. Soykırım tarihi yeni baştan mı yazılacak? Yine köle mi olacağız? Bu konuda büyük bir yük sanatçıların omuzunda. Rojava Devrimi’ni sanatın evrensel diliyle dünyaya yaymalıyız.

Önemli projelere imza attınız. Saldırılara rağmen Kuzey ve Doğu Suriye’de gerçekleştirmeyi düşündüğünüz projeler var mı?

Rojava Devrimi üzerine bir şarkı yapmak istiyorum. Özellikle de Rojava’nın direngen kadınlarına ilişkin bazı düşüncelerim var. Devrimle doğup büyüyen çocuklara ilişkin bazı projelerim var. Rojava’ya geldikten sonra, devrimden sonra özgürce doğup büyüyen çocuklar bende başka duygular yarattı. O çocuklar kendilerini özgürce ifade edebiliyor. Kadınlar birçok alan açmış. Yönetim mekanizmalarında erkek kadın eşitliği var. Burada her şey üzerine düşünülüp çalışmalar yürütülebilir. 9 Ekim saldırılarından bu yana şehit düşenlere ilişkin ‘Xalo’ şarkısını yazıp seslendirdim. Şu an klip yapım aşamasında. Yakında yayınlanacak.


Operanın dengbêjliğe dayandığını ispatlayacağım

Ben opera okudum ve Kürt sanatçıların eserleriyle büyüdüm. Babam dengbêjdi. Abim Remedan Necim Omerî sanatçıydı. Halam bütün yöresel parçaları bilirdi. Ben böyle bir gelenek içinde doğup büyüdüm.

Neden mi opera okudum? Ses ile ilgili bir bölüm okumak istiyordum. Bütün dengbêjlerin sesi güzeldir ama ben dengbêjlik yapamam diye düşündüm. Opera bölümü okuduğumda dengbêjlik ve opera arasında ortak yanlar gördüm. Benim köküm olan dengbêj ve evrensel bir sanat olarak bilinen operayla nasıl bir sentez yakalayacağımı düşündüm. Derwêşê Evdî’yi, Mem û Zîn’i, Siyabend û Xecê, Ferhat ile Şirîn destanlarını çocukken babamdan, halamdan ve evimize gelen sanatçılardan dengbêjlikle dinlemiştim. Bu destanları operayla evrenselleştirmek istedim.

Opera okuduktan sonra operanın kökünün, dengbêjliğe dayandığını iddia ediyorum. Opera, ilk olarak Kürt destanlarından ilham almış. Bu konuda delil de sunabilirim. Gılgamêş destanını okuduğunuzda destanı şiirseldir ama melodisi bilinmiyor. Gilgamêş destanının Uruk’ta, yani bugünkü Irak bölgesinde yaşandığı düşünülüyordu. Ama arkeologların son yıllarda yaptığı araştırmalarda Girê Moza’da bulunan Gılgamêş tabletinin Uruk’ta bulunan tabletlerden daha eski olduğunu açığa çıkardı. Benim de bu konularda araştırmalarım sürüyor. Operanın kökünün dengbêjliğe dayandığını tarihsel belgelerle ispatlayacağım.

Yaralarımızı ulusal birlikle iyileştirebiliriz

Dört derin yaramız var. Yüzyıllardır her yeni bir çağa girdiğimizde şarkılarımızda ve şiirlerimizde kahraman, cömertlik, direnişçi, savaşçı halkın yaşadıklarını anlatıyoruz. Bütün bunların dışında bir de halk olarak sırtımızdan hançerlendiğimizi anlatıyoruz. Kürtler tarih boyunca birçok devrim yaptı ama hepsi de ihanete uğradı. Biz bu devrimlerden ders çıkarmayacak mıyız? Çocuk, kadın, genç, yaşlı artık herkes ulusal birliğe ihtiyaç olduğunu söylemeli. Ancak ulusal birlik sağlanırsa biz yaralarımızı iyileştirebiliriz. Acımızı ortaklaştırabiliriz. Nerede kaybettiysek orada aramalıyız. Şêx Said isyanında Kürtler birlik olsaydı, isyan bastırılamazdı. Kürtlerin artık daha fazla kaybetmemeli. Kürt halkı parçalılığı kabul etmemeli. Kadınlar özellikle ulusal birlik için daha fazla mücadele etmeli. Çocuğuma şunu diyemem; ‘eğer bir olsaydık, kazanırdık.’ Bu kadar kazanımı koruyamazsak tarih bizi affetmez. Biz küçük evi düşünmeyelim, Kürdistan’ın bütün parçalarını düşünelim.

İran’da ve Rojhilat’ta halk sokağa çıkarken sosyal medyada bir söz dikkatimi çok çekti: “Kürdistan yek welat e. Rojava Rojhilat’e” Bu, çok anlamlı bir sözdü. Ruhuma yakın buldum.

Yazarın diğer yazıları

    None Found