Sanatçı iktidara bağımlı olmaz

Gerçek bir derviş ve ozan için sanat ve edebiyat politiktir. Hem de politikacıların binlerce kelimeyle ifade edemediklerini bir melodi ya da şiirle bir çırpıda ifade edebilecek kapasite ve işlerliktedirler. Burada politika iktidarla bir tutulmamalıdır. Sanatçının politikası gerçek halk politikasıdır. Topluma ait olan ve onun için yapılan bir güzel iştir. Politikasız toplum ve politikasız sanatçı kapılarını iktidara açmış, sömürüye tabi olmuş bir gerçekliği sırtında taşır. Devletlerin egemenlik ve sömürgenlik içeren yaklaşımları asla öz anlamıyla politika içermez. Çünkü politika toplum karşıtı olamaz. Devletin ki idare etme, bastırma olmaktadır. Bu anlamda politikayı da sanatı da egemenlerin elinden almak ve özgür bir ortamda yaşatmak, topluma yapılmış en büyük iyilik olacaktır.
Bu gerçek karşısında modernitenin yapmak istediği bireyi tarihi toplumsal değer yargılarından kopararak, gösteri toplumu kapsamına alıp, kültürel soykırım temelinde asimile ederek eritmektir. Çünkü gösteri toplumunda yaratıcılık yoktur, taklit vardır. Bu da bireyi ve toplumu eğlence kültürüyle maymunlaştırmaktır. Eğlence kültürüyle geçirilmiş zaman aslında yaşanmamış zamandır. Bireyin biyolojik zamanıdır. Bu kesinlikle böyledir. Bu nedenle Önderliğin bizden kusmamızı istediği şey kapitalizmin bu kültürüdür. Onun bu anlayışıdır, ahlakıdır. Aslında kapitalizmin kültürü de ahlakı da yoktur. Eğlence kültürü kültür değildir. Kültür olabilmek kalıcılaşabilmeye bağlıdır. Ömrü ne kadar uzarsa o kadar kültür haline gelir. İnsan ömrünü aşmayan bir şey kültürleşemez. Bu açıdan Kürt kültürünün özelliği buradadır. Söylenen şarkılar, dile gelen destanlar kültürleşmeyi ve kalıcılığı ifade eder. Çünkü orada savunulan bir toplumsal gerçeklik, bir toplumsal ahlak vardır. Diğerinde ise eğlenme vardır. Starlaşarak gösteri toplumuna dahil olma vardır. Eğlence kültür(süzlüğü)ünün özü taklittir. İnsanın güdülerine hitap eder. Bu taklit kültürünü yerin dibine koymak gerekir.

Kültürel soykırım kıskacı

Kültür ve sanat alanıyla ilgilenenler veya sanatçılarımızın öncelikle kapitalist sistemin kıyametinden çıkışı, kopuşu ve kaçışı gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Çünkü genel olarak sanatçıların sanat anlayışında açığa çıkan durum, ideolojiden kopuk yaşama ve sanatsal düzlemde kendisini ifade etme gerçeğidir. Bu da ciddi yanılgıları beraberinde getirmekte, sorumluluk bilincinden ve ciddiyetten uzak bir biçimde ‘starlaşma’ eğiliminin gelişmesine yol açmaktadır. Bu tür eğilimler demokratik komünal değerlerimizden koparak, kapitalist modernitenin yaşam ve sanat anlayışına benzeşen iktidarcı eğilimleri geliştirmektedir. Dolaysıyla sanat anlayışında bu zihniyetten kaynaklı güçlü bir ahlaki duruş sergilenmediğinden, sanat alanı adeta bir sermaye alanına dönüştürülmektedir. Bu durum kapitalist modernitenin temel ayaklarından biri olan endüstriyalizme hizmet etmektedir.
Kürt Halk Önderi Öcalan, sistemin bilme düzeyini aşarak, bize tarihin hiçbir döneminde bulunamayacak nitelikte gerekli tarihsel, toplumsal, kültürel, sanatsal ve edebi birçok çalışmayı sanatın her dalında hakikatin bütünlüğünü oluşturacak derya gibi bir imkan sunmaktadır. O halde bizlere düşen, bu zengin birikimleri kök kültürümüzle birleştirip, otantik değer yargılarımızı, özgürlük hareketinin kırk yıllık mücadeleyle açığa çıkardığı değer yargılarıyla buluşturup, emsal nitelikte sanatsal üretimlerle kültürleştirmektir. Bu bilinçle, yaşanan eksikliklerin zihniyet değişimi ve vicdan devrimi temelinde aşılması, bunu kültür-sanat ve edebiyatımıza yansıtarak, yeni toplumu inşa temelinde halka taşırılması, hareketin kadro ve sanatçıları olarak bizlere düşen en temel görevdir. Çünkü bu perspektifler temelinde kadro ve sanatçılarımız sistemimizin kendisidir. Sistemimiz önce kadro ve sanatçılarımızda vücut bulmalı ki, buradan halka taşırılarak toplumsal inşa gerçekleştirilmelidir.   
Kültürel soykırım kapsamında bugün AKP öncülüğünde geliştirilen toplum kırım politikalarına karşı, ideolojik mücadelenin Kürt Halk Önderi’nin son savunmaları temelinde çok yönlü ele alınarak geliştirilmesi gerektiği açıktır. AKP her türlü yöntemi kullanarak, kültürel soykırım kapsamında geliştirdiği asimilasyonist politikalar karşı, Kürt Halk Önderi’nin “kültürel soykırım kıskacında Kürtleri savunmak” perspektifi ile kültür-sanat ve edebiyat alanında da meşru savunma temelinde ideolojik mücadele de akademik kadro perspektifi temelinde geliştirilmelidir.
Toplumsal kültürün Kürdistan topraklarında boy vermiş binlerce yılık bir geçmişi vardır. Demokratik komünal toplumun dili, kültürü, sanatı, edebiyatı, kendi renklerinde, şarkı ve oyunlarında yaşam ahlakında, bu geleneğin mirası içinde kendimizi bulacağımız kültürel bir tarihimiz vardır. Bizlere düşen ise bu kültürel tarihimizle buluşarak, Önderlik ideolojisi ve felsefesine göre bu günde yaşanılır kılmaktır. Bunu sanatın bütün dallarında hakikat tutkusu ile anlamına uygun bir içerikte halkımızın ve insanlığın hizmetine sunmaktır. Özellikle sanatı, bir endüstri alanına dönüştüren ve eğlencelik konuma getiren anlayışa karşı, Kültür-sanat çalışmalarımızda komünal değer yargılarından kopmadan, bireysel çıkarlar peşinde koşmadan, mücadele ve halkımızın komünal değerleriyle buluşmalı, kimliksizliği ve taklitçiliği ortadan kaldırmalıyız. Çünkü Modernist yaşam ve sanat anlayışı yaratıcılığımıza, sanat anlayışımıza karşı en büyük engeldir.

Kök kültürle buşulma

Kalıcı zaferlerin elde edilmesi için öncelikli temel görev, sorumluluk bilinciyle, her yerde kültürel direnişi örgütleyerek hakikatin bütünlüğü içerisinde, Önderlikle buluşmak gerekmektedir. Bunun gerçekleşmesi her şart altında eğitimlerin aksatılmadan geliştirilip, sanatımızın, yaşamın kök kültürü ve tarihsel toplumla iç içe geliştirilerek demokratik ulus temelli kültürel inşanın sağlanmasıyla mümkün olacaktır. Bu temelde kültür sanat ve edebiyat çalışmalarını kavramsal ve kuramsal bir çerçeveye oturtup, toplumsal aydınlanmayı sağlamak için akademiler bünyesinde kültür sanat çizgimizi yansıtacak ideolojik kültürel ve sanatsal çalışmalar kesintisiz bir şekilde yürütülmelidir. 
Kürt Halk Önderi’nin özelde son savunmaları, genelde tüm savunmaları ile bizlere önümüzdeki yüzyılı aydınlatacak gerekli ideolojik, teorik, felsefik, sosyolojik, örgütsel perspektifi vermiştir. Bunu tarihsel toplumun kök kültürü ile buluşturduğumuzda, devrim günlerini yaşadığımız bir süreçte demokratik modernitenin inşa sorunlarına çözüm getireceğimiz açıktır. Bugün hareket olarak her zamankindan daha fazla güçlü olduğumuz açıktır. Tarihi gelişmeleri yaşadığımız bu süreci önderliğimizi özgürleştirerek kalıcı zaferlere dönüştürmek, kültür-sanat alanında çalışma yürüten tüm kadro, yurtsever ve sanatçılarının en temel görevidir.
Manevi kültürün en rafine hali, maddi kültürün ise en güzel şekilde gerçekleşmesi olan sanat, insan yaratımı olarak sadece toplumcu değil, aynı zamanda toplumun birleştirici bir gücüdür. Toplumun harcı olan, toplumu bir arada tutan ve birleştiren ahlak gibi, sanat da felsefesi ve ideolojisi ile toplumsal birliğin oluşmasında belli bir görev alır. Dolayısıyla siyasetten yani toplumun işlerinden ayrı ele alınamaz. Çünkü sanatçının duygu ve düşüncesi toplumun duygu ve düşüncelerinin bir tezahürüdür. Bu yüzden sanatçı kendi toplumunu tanıyan ve yaşayan insandır. Sanatçının yaşamı kendisine göre değil, toplumunun ve halkının yaşamına göredir.
“Mitoloji, din, felsefe, bilim ve çeşitli sanat alanları bir toplumun dar anlamda kültürünü oluşturur. Bir nevi toplumun ruhsal ve zihniyet durumunu yansıtır. Ulus-devlet veya devlet eliyle uluslar oluşturulurken kültür dünyası büyük bir çarpıtma ve kırıma uğratılır. Kapitalist modernite, geleneği bütün hakikatiyle olduğu gibi kabul etmez. Onda işine geleni süzerek ve kendi çıkarları temelinde dönüşüme uğratarak alır. Kültürel tarih diye kendi damgasını vurduğu toplum ve bireyin önüne koyduğu bambaşka bir şeydir. Tarih adına tarihsizlik, kültür adına kültürsüzlüktür.” (A.Öcalan)
Bunun için sanatın ideolojik ve felsefi olarak bir direniş şeklinde, devrimci tarzda, kültürel soykırıma karşı meşru savunma şeklinde ele alınmasına ihtiyaç vardır. Çünkü kapitalist modernite özellikle spor, seks ve sanatın endüstrileştirmesi ile toplumun tüm değer yargılarını metalaştırarak toplumu afyonlama, ruhsuz bir bedene dönüştürme çabasındadır. Kapitalist modernitenin geliştirmek istediği ve topluma hakim kılmak istediği sanat anlayışı, pozitivizmin her şeyi parçalayan yaklaşımı ile insanı, toplumun komünal değer yargılarından kopararak, yozlaştırmayı hedeflemektedir.

Pisikolojik savaşın aracı olmak

Demokratik komünal değerlerin yaratıcı öznesi olan kadını, sanatı da kullanarak, Kürt Halk Önderi Öcalan’ın değimiyle “metaların kraliçesi” haline getirmek istemektedir. Bu nedenle kapitalist modernitenin geliştirmek istediği kültür-sanat anlayışında, toplumsal kutsalı ifade eden, yine kültürel değer yargılarımızda ifadesini bulan hakikat tutkusu değil, tersine toplumun tüm kültürel ve ahlaki değer yargılarını, en iğrenç yöntemleri kullanarak tüketme vardır. Bu anlamda kapitalizmde toplumsal kutsallar -ki sanat da toplumsal kutsallardandır- sanat yolu ile bitirilmektedir. Kültürü kültürle, sanatı sanatla, kadını kadınla böyle vurmaktadır. Dolayısıyla kapitalizmde kültür-sanat yoktur. Sanat adıyla yaşanan, kültürsüzlüktür.
Burada sanat yolu ile geliştirilmek istenen tecavüz kültürüdür. Asimilasyondur, kültürel soykırımdır. Bununla yaratmak istediği ise tüm kültürel değer yargılarından ve hakikatten kopartılmış, olabildiğince yanlış, çirkin ve köle ruhlu bir toplumsal gerçekliktir. Modernist sistem, bunu adeta dinselleştirdiği bilimcilik yöntemiyle, kurduğu akademilerde geliştirdiği özel ekipler ile pisikolojik savaş yöntemini kullanarak geliştirmeye çalışmaktadır. Bununla, sanatın demokratik toplumculuğu yerine milliyetçiliği, hakikatin bütünlüğü yerine, bilimciliğin pozitivist yöntemle parçacılığını, kadın özgürlükçü toplumsal değerler yerine, sanat alanında da cinsiyetçiliği, toplumun kutsal inançlarını temsil eden dinin kültürel değer yargıları yerine, dinciliği geliştirmektedir.
Tüm bunlarla toplumun zihni fethedilmek istenmektedir. Kürt Halk Önderi Öcalan bu hususları “Milliyetçilik, dincilik, cinsiyetçilik, sporculuk, sanatçılık ikonlarını sallarsan toplumu –pardon, sürüyü-, kitleyi dilediğin her hedefe taşıyabilirsin. Zihnin fethi hiçbir zorun başaramayacağı kadar toplumu bugünkü küresel finans-sermayesine açık hale getiren gelişmenin temelidir” biçiminde ifade ederken, kapitalist modernist sisteme karşı, alternatif sistemini de şu çarpıcı sözlerle dile getirmektedir; “Alternatif olmak ancak modernitenin üç ayağı olan kapitalizme, endüstriyalizme ve ulus-devlete karşı kendi sistemini geliştirmekle mümkündür. Demokratik toplumculuk, eko-endüstri ve demokratik konfederalizm; demokratik modernite adıyla karşıt sistem olarak önerilebilir. Demokratik uygarlığın mirasıyla sistem karşıtlarının yeni sistemde buluşmaları başarı şansını arttırır.”
Alternatif bir sistem olarak demokratik moderniteyi oluşturmak, köklü bir zihniyet ve bilinç yaratma işidir. Bu, kapitalist modernitenin yaratmış olduğu köksüz, tarihsiz, kültürsüz, zihniyet yapılarını yıkarak, zihniyet ve vicdan devrimini geliştirerek mümkündür. Bu da, oluşturulacak bilim ahlakı ile etik ve estetik değeri taşıyan entelektüel bir birikimi gerektirmektedir. Elbette bu birikimin yaratılacağı temel alanlar akademiler olurken, hayata geçirecek olanlarda, akademik kadrolar ve yurtseverler olmaktadır. Kapitalizmin, özelde sanat alanında, genelde ise Ortadoğu merkezli yarattığı kriz koşulları düşünüldüğünde, kültür, sanat ve edebiyat alanı başta olmak üzere, bilimsel temelli entelektüel çalışmalar için, akademiler artık ertelenemez bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır. Kürt Halk Önderi bunu şu çarpıcı sözler ile ifade etmektedir;
“Demokratik modernite birimlerinin yeniden inşa çalışmalarında entelektüel ve bilimsel katkı şarttır. Bu şartın piyasadaki entelektüel sermaye ile karşılanamayacağı açıktır. Yeni akademi kaynaklı kadro ve bilim ancak bu ihtiyacı karşılayabilir.”…”Kriz koşulları ancak yeni entelektüel ve bilimsel çıkışlarla olumlu yönde aşılabilir. Söz konusu krizin küresel, sistematik ve yapısal olduğu göz önüne getirildiğinde, çıkış için de küresel, sistematik ve yapısal müdahaleler gerektiği açıktır. Eski kalıpları, kurumları, bilimleri taklit etmekle veya eklektik kılmakla bir yere varılamayacağı yaşanan sayısız devrimci deneyimden ders olarak öğrenilebilir.”

Akademiler sürekli kılınmalı

O halde mevcut kriz koşullarını aşmak, ancak zihniyet yapılarının değişimi ile mümkündür. Buda ancak ideolojik, felsefik, etik ve estetik derinlik kazanarak gelişebilir. Bunun için Kürt Halk Önderi demokratik siyaset, dil, kültür, tarih, sanat ve edebiyat akademileri ile bunun kadrolarının yaratılması gerektiğini söyledi. Bu temelde akademilerin rolü, kültür-sanat çizgimizi esas alarak, halk sanatının gelişimi için, toplumu eğitip, kültürel değer yargılarımızı zenginleştirilerek, gelişimini sürekli kılmaktır. Aynı zamanda kültür ve sanat üzerindeki olumsuz etkilere karşı, günlük olarak toplumsal bilinç düzeyini yaratma, geliştirme, halk sanatını savunma ve korumaktır.
Kürt Halk Önderi Öcalan, sanat çalışmalarını dile getirirken “Bu işler bir program işidir. Aylarca, hatta yıllarca üzerinde çalışmak gerekir. Temeli ne kadar özlü olursa, o kadar iyi gelişecek, ulusal kurtuluşta gittikçe açılan bir rol oynayacak ve çok kişi katılacaktır. Böylece bu alan bir okul hizmeti görecektir. Nasıl küçük bir gerilla grubu bir orduya yol açabiliyorsa, bu küçük sanat birimi de yarın sanat ordusuna yol açacaktır. Bu bilinçle ele alındığında görevlere daha geniş yaklaşılır ve çok daha geniş örgütlenmelere ulaşabilir. Bireycilik ölür, alabildiğine bir kolektivizm yaşanır. Bu temelde güçlü bir ordu çıkar. Bu ordu da herhalde en az diğer ordular kadar ulusal kurtuluş savaşımında, ulusal yaşamda, özgür yaşamda paha biçilmez ve vazgeçilmez bir rol oynar. Devrimci sanatı değerlendirirken, onun mücadele kaynağına bağlı olmayı iyi bilmek gerekiyor. Mücadele edenler, ayağa kalkanlar, savaşanlar kimlerdir, neden ve niçin savaşıyorlar? Bütünüyle nasıl duyuyorlar, nasıl düşünüyorlar? Nasıl cesaret ediyorlar? Sanatçı bunları biraz kavramak zorundadır, hatta daha fazlasını kavramak zorundadır” demektedir.
Dolayısıyla paradigmaya girme konusunda, yaşanan yetmezliklerin kaynağında, ideolojik, felsefik ve ahlaki bir sorun olduğu anlaşılmaktadır. Bu sorun anlaşılıp, aşılmadığında Kürt Halk Önderi Öcalan’ın dediği gibi “Sanata yapılabilecek en büyük kötülük, ‘sanat eğlendirir, insanı rahatlatır’ anlayışıyla yaklaşmaktır. Bu, sanat adına, Kürdistan’da sanata yapabileceğimiz en büyük kötülük olur.” O halde ‘XWE BUN’ olmak, tarihi toplumsal değer yargılarıyla bütünleşmek, kendi kökleri üzerinde yeşermek, toplumsal hakikatin sanatın ve edebiyatın temelidir.
 

EKİN KIZILIRMAK
   

Yazarın diğer yazıları

    None Found