Sandık başına gitmek neden mi önemli

Almanya Gündemi

Geçtiğimiz günlerde bir vesile ile Amed Newroz’unda polisler tarafından katledilen Kemal Kurkut’un ağabeyi, Ercan Kurkut ile karşılaştık. Ağlamaktan ve isyan etmekten sesi kısılmıştı, konuşmakta zorlanıyordu. Düşündüğü tek şey, kardeşinin mezarını ziyaret etmekti. Bir kamyonla terketmek zorunda kaldığı ülkesine dönemiyordu çünkü, kardeşinin cenazesine de katılamamıştı bu nedenle. 

O kadar saf ve temiz anlatıyorki Kemal’i, gencecik bir insanın katlinin acısına, arkadan bıraktığı emekçi bir ailenin hüznü ve çaresizliği de ekleniyor. Kemal’in annesi eşini kaybettikten sonra kayısı fabrikalarında çalışarak okutmaya çalışmış oğlunu. Gezi olayları, yanı başında gerçekleşen Ankara katliamı çok etkilemiş Kemal’i. Öyleki Ankara’da üzerine sıçrayan kan iflah etmemiş onu. En çok ta ağabeyi Ercan’ın, kardeşine yaftalanmaya çalışılan ‘psikolojik sorunları vardı’ ibaresi zoruna gidiyor. Kim etkilenmez ki Kemal’in tanık olduklarından. Zaten koskocaman bir ülkeyi tanık oldukları katliamlardan dolayı deliye çeviren siz değil misiniz? Genç, müzisyen, hayata dair beklentileri olan bir gençten canavar yaratma telaşında olan bir iktidara karşı isyan etmemek mümkün mü?

***

DİTİB’in casus imamları hakkında açılan soruşturmadan kısa bir süre sonra, Almanya Federal Başsavcılığı, MİT’in Almanya’daki casusuluk faaliyetleri hakkında soruşturma başlattı. Erdoğan ile Alman siyaseti arasında gerilimin arttığı bu dönemde böylesi bir soruşturma oldukça önemli. Zira Almanya’daki MİT örgütlenmesinin karakteri olayın ciddiyetini gözler önüne seriyor. İçişleri Bakanı Thomas De Maiziere konuyla ilgili verdiği net mesajda, ’Alman topraklarında casusluk faaliyetlerinde bulunmak suçtur ve buna göz yumulmaz’ dedi. De Maiziere, casusluk faaliyetleri yapanların ikamet izninin iptal edilmesi ve cezai soruşturmanın da gündeme geleceğini söyledi. Burada hatırlatmakta yarar var: Almanya’nın dış istihbarat teşkilatı Federal Haberalma Servisi’nin (BND) Başkanı Bruno Kahl, geçtiğimiz günlerde 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında Gülen’in olduğuna ikna olmadıklarını açıklamıştı. Açıklama MİT’in kendilerine sunduğu argümanlarla da ilgiliydi. Geçtiğimiz günlerde Almanya’ya bir ziyaret gerçekleştiren MİT Müsteşarı Hakan Fidan 300 kadar Gülenci’nin ismini BND Başkanı Bruno Kahl’a teslim etmişti. Konuyla ilgili çıkan haberde, Kahl’ın da listeyi federal hükümete, Almanya’da iç istihbarattan sorumlu Anayasayı Koruma Teşkilatı’na, Federal Emniyet Teşkilatı ile eyaletlerdeki emniyet birimlerine gönderdiği belirtildi. Yine basına yansıyan bilgilere göre belgelerin büyük çoğunluğu gizli gözetleme yoluyla elde edilmiş argümanlar.

De Maiziere’in dile getirdiği ağırlıklı olarak, MİT’in Almanya’daki Gülen faaliyetleri nedeniyle. Oysa MİT’in derdi yalnızca Gülen taraftarları değil. Aynı zamanda yıllardır başta Kürtler olmak üzere, ki son yıllarda kendilerine muhalif olan herkesi izliyor. Erdoğan’ın her defasında dile getirdiği Alman makamlarına sunulan Kürt siyasetinden 4 bin 500 ismin yeraldığı listeyi de unutmamak gerekiyor. Almanya’da kadrolu olarak gösterilen 400 MİT elamanının dışında, çalışan rakamlarının daha ciddi olduğu tahmin ediliyor. Neredeyse bütün AKP’lileri bu ajanlık faaliyetlerine katma hedefinin olduğunu söylemek abartı olmaz. Elbette MİT faaliyetleri hakkında soruşturma açılması oldukça önemli, fakat soruşturmanın MİT’in muhaliflere yönelik çalışmalarını da kapsaması, soruşturmadan sonuç alıcı bir kararın çıkması çok daha önemli. Çünkü; bu karar Almanya-Türkiye ilişkilerinin rayını belirleyecek nitelikte.

***

Almanya’nın önemli bir başka Türkiye gündemi de referandum. Aynı zamanda Türk tipi başkanlığının önünü açacak, anayasal değişikliği öngören referandum için 27 Mart tarihinde start alan oy verme işlemleri 9 Nisan tarihine kadar devam edecek. 13 merkezde yürütülen oy verme işlemine katılım oldukça yoğun. Fakat hayır oyları tahmini beklenen düzeyde değil. Referandum oylaması öyle basite alacağımız bir seçim değil. Zaten yıllardır bizlere ifade olanağı vermeyen bir sistemin bir adım daha ileri giderek daha da sertleşmesi, nefes alacağımız bir alanın kalmaması anlamına geliyor. 

Hiç uzaklara gitmeyelim, evet sonucu, genç yaşta, yapılan usulsüz arama ve polis hakaretlerine isyan ettiği için tam kalbinden vurulan Kemal Kurkut’un katline haklı gerekçeler yaratmak olacaktır. Her evet Erdoğan’ın gözetleme kulesinin çeperinin daha da genişlemesi, George Orwel’in 1984 kitabındaki sahnelerin gerçek yaşama akması demektir. Bu nedenle 27 Mart-9 Nisan tarihleri arasında yapılacak oy verme işlemlerine mümkün olduğu kadar kitlesel katılmak gerekiyor. Şansımız yüksek; zira evetçiler hala birbirine "Hayır"lı günler diliyor.

Yazarın diğer yazıları