Saralardan Leylalara sadeliğin asil temsili

Yaşamın, toprağın, zamanın tılsımını belleğinde taşıyan güzel insanların sözcüklerine tutunarak mücadele ediyoruz. Sakine Cansız’ın kavgasına tutunan Leyla Güven’in tarihe kaydettiği anlara tanık oluyoruz. Mücadelemizin halklaştığını, Dersim’den Konya’ya varlığımızın özlü anlamına kavuştuğunu anlatan tarihi anlar yaşıyoruz. Dersim’den Gümüş Kapı’dan çıkarılan Kürt varlığının herşeye rağmen nerede olursa olsun kökleri ile buluşmayı başardığını görüyoruz. Dersim’de Jiarê ziyaretinin sular altında kalmaması için günlerce o ziyaretin yanı başında nöbet tutan tarihin, o tarih yüzlü kadınların sözcüklerine tutunarak büyüyen Leyla Güven’in inancını kuşanıyoruz. Sara’lardan Leylalara mücadelemizin halklaştığını, Dersim’den Konya’ya varlığımızın özlü anlamına kavuştuğunu, Saraların direniş meşalesini yine cezaevinde devralan Leyla Güven’in anlamlı direnişine tanık oluyoruz.

Ve Sakine Cansız’lardan Leyla Güvenlere zulme karşı yükselen kadının sesine Osmanlı’nın zulmüne karşı Batman Çayı’na kendini atan Anqosi aşiretinden yüzlerce Êzîdî kadının sesi karışıyor, “Em in em jinên Kurdan e/ Mirin ji bo me erzan e / Lê namûs ji bo me giran e / Em lez kin bilezînin / Biçin ser pira Mala Badê / Bi desten hev bigirin û bavêjin / Avên çem behr û deryan e /Bila goştê me bibe xwarina mişk, mar û masiyan e / Lê can û cesede me nekeve deste eskerê bênamûs” güncellendiğini yürekten hissediyoruz.

“Zemheri de doğmak acaba ayrı bir şans mı? Ben en iyisi şansa buradan başlayarak inanayım. Yeni yılda ve kışın tam ortasında, çok karlı bir coğrafyada doğmak şanstır bence” sözcükleriyle “Hep Kavgaydı Yaşamım” kitabına başlayan Sakine Cansız’ın hayatı doğayla kurduğu bağın bir ifadesi gibi. Zemheri de başladığı yaşama yine zemheri de veda etmesi de bu diyalektiğin bir sonucu olsa gerek… Hayat ile kurduğu samimi bağın diyalektiği… Yine çok karlı bir coğrafyada doğmak nasıl bir şans olabilirdi ki? Sahiden de neden şans diye değerlendiriyordu? Dünyaya ilk gözlerini açtığında hayatın çetin koşulları ile tanıştığı için mi acaba? “Hep Kavga” olan yaşamına işlediği o dirayeti, sabrı, mücadele gücü hayatının başlangıcında gizli olduğu için mi? Belki de Ursula K. Le Guin’in dediği gibidir: “Bir insan varmakta olduğu sonu bilir ama bir daha dönüp dönmeyeceğini, ilk başladığı yere geri dönüp o başlangıcı benliğinde tutup tutamayacağını bilemez. Eğer nehrin akıntısında döne döne sürüklenen biri değilse, o zaman nehrin kendisi olmak zorundadır; kaynadığı noktadan, denize döküldüğü yere varasıya, tüm bir nehir. Ve kaynağın kendisi!” O kaynağın ta kendisi olmayı başardı Sakine Cansız…

Dersim’den yani Deriyê Sîm’den, gümüş kapıdan akan tarihin başlangıcında yer alıyor şimdi Sakine Cansız… Yüzyıllardır insanlığın temel değerlerinin saklı olduğu bu kapıyı açıyor. Katliamlar ile kapatılan, Zarifelerin, Beselerin çığlıkları ile yankılanan bu kapının gerisindeki coğrafyada saklı olan insanlık değerlerini Paris’te Fidan ve Leyla arkadaşlarıyla birlikte tüm dünyaya anlattı aslında.

“Benim için Kürtlük demek devrimcilik demekti” diyen Sakine Cansız direnişiyle, cesaretiyle, bağımsız düşünce yapısıyla xwebûn olan kadının temsili oldu. Kürtlük kelimesinin yanına kadın kelimesini de ekledi. Kadın demek de onun için artık devrimcilik demekti. Kendine ait olma mücadelesini beş bin yıllık tarihin tüm geriliklerine karşı güçlü bir şekilde verdi. Hapiste direnişin sembolü olmayı başardı. Sınıf mücadelesinde cesaretli eleştirilerin sahibi oldu. Kendine ait olma mücadelesinde duygularını kendine ait kılmanın mücadelesini çok güçlü verdi. Sakine Cansızlardan Leyla Güvenlere uzanan, Amara’da başlayan, Dersim’den Deriyê Sîm’den tüm dünyaya açılan, Konya’da özlü hakikati ile buluşan, Rojava’da dünya halklarının umudu haline gelen özgürlük mücadelemizin bugün tüm dünya kadınlarının özgürlük umudu ve bunun örgütlü gücü olmayı başarması Sakine Cansız’ın bu gerçeği ile bağlantılı çünkü…

Yazarın diğer yazıları