Saray’daki ‘nükleer füzeye’ binmiş ‘seçime’ mi kıyamete mi gidiyor?

Eğer tehlike insan muhayyelesini aşan büyüklükte ise onu hissetmek zordur. Bizde büyük bir teslimiyet ruhuyla “elle gelen düğün dernek” diyenlerin tehlikeyi hissetme yeteneğine sahip olmadığı söylenebilir.

Neyse ki, şu anda “tehlike” burnumuzun ucunda.

Erdoğan.

Hitler’in zavallı bir kopyası olmakla birlikte, dünya için,  Türkiye ve Ortadoğu için sanılanın çok üstünde bir tehlike potansiyelidir.

Aslında her şeyini kaybetmiştir. Şimdi bir “intihar canlı bombasına” dönüşüyor. Üzerine kuşandığı iki “tehdit ve şantaj silahı” var.

Mülteciler.

Ve “nükleer bomba…”

Birinci silah hazır. Beş milyon mülteci. Bu silahla Avrupa’yı ve dünyayı şöyle tehdit ediyor:

“İdlib tehdidi var bunu dışında Afganistan tehdidi var. Bir taraftan geliyor, diğer taraftan geri gönderiyoruz. Bu durum bizi farklı bir yere götürebilir. Oldu oldu, olmadı kapıları açmak zorunda kalırız. Bir yere kadar bu işe katlandık, katlanıyoruz. Bu yükü sadece biz mi çekeceğiz? Bu tür zulme kusura bakmayın biz vesile olamayız. Siz de bir nasıl taşınırmış bir görün.”

Kapıları açtığında Yunanistan’a akacak beş milyon mülteci, bu ülkeyi istila eder; bu ülkenin nüfusu on milyondur, beş milyon Suriyeli mülteci, en az onbeş yirmi bin DAİŞ’çi Yunanistan’ı bitirir. “İntihar bombacısı” Akdeniz’deki doğal gazlardan pay almak ve Rojava devrimini bastırmak için kadın, erkek, çocuk, ihtiyar demeden Suriyeli mültecileri bir tür “nükleer bomba” gibi kullanmaktan söz ediyor.

Tam “nükleer bomba” demişken, Erdoğan ağzındaki çürümüş, leş kokan baklayı çıkarıverdi. Şöyle dedi:

“Birilerinin elinde nükleer başlıklı füze var, ama benim elinde olmasın, ben bunu kabul etmiyorum.”

Etmeyip de ne yapacak? İlan ediyor:

“Hatta isim vermeyeceğim, bir tanesi şu anda cumhurbaşkanı değil, ziyarete gittiğimde bana, ‘Bize böyle böyle diyorlar benim elimde şu anda 7 bin 500 kadar nükleer başlıklı var ama Rusya’nın Amerika’nın elinde 12 bin 500, 15 bin nükleer başlıklı füze var, ben de yapacağım.’ dedi. Hale bakın, onlar nerede, neyin yarışını yapıyor, bize de ‘sakın ha sen yapma’ diyorlar. Yanı başımızda İsrail var mı? Var. Bütün her şeyiyle onunla korkutuyor. Değerli kardeşlerim, biz şu anda çalışmamızı yürütüyoruz.”

Neymiş?

Nükleer başlıklı füze yapmak üzere “biz şu anda çalışmamızı yürütüyormuşuz.”

Tımarhanelik bir kaçığın eline “nükleer füze almak üzere çalışmaları yürütüyor” olması insanlık için büyük bir tehdittir.

Mülteci insan kitlelerini gözünü kırpmadan bir “silah” gibi kullanmaya kararlı olan bu adamın elinde nükleer füzeler olduğunu bir kaç saniye düşünün insanlığı bekleyen tehlikeyi kolayca anlarsınız.

Milliyetçi trahom mikrobuyla gözleri körleşen şovenist lümpenler sevinç içinde. “Yerli ve milli nükleer füzelerimiz olacak” diye kendilerinden geçiyorlar. Hepsinin kafasında bir huni, boyunlarında birer çalar saat, damlara çıkmış göbek atıyorlar.

Bilmedikleri şu: Türkiye gibi bir ülke, “eline nükleer füze” almadan bir kaç saat önce, elinde “nükleer füzeler” bulunan rakip devletler tarafından düm düz edilir. Bu Türkiye’nin sonu olur.

Bana sorarsanız, Erdoğan denilen zırzopun nükleer füze imali için “çalışmalar yürütüyoruz” demesi bile bütün devletlerin aklına daha şimdiden “karpuz kabuğu” düşürmüş olmalıdır. Erdoğan’ın ağzından kaçırdığı bu bakla, düpedüz kendi kendini “ihbar” anlamına geliyor. Çünkü Türkiye Nükleer silahların yayılmasını yasaklayan NPT anlaşmasını onaylamış bir ülkedir. Erdoğan bu anlaşmayı iplemediğini fütursuzca ilan etmiştir. O nedenle de, Saray’daki uyanıklar Erdoğan’ın bu itirafını Saray’ın sitesinde sansür etti.

Onlar sansür etti ama, eski bir deyişle “elinle yazdığını baltayla sökemezsin.” Duyan duydu, anlayan anladı.

İyi de acaba bizimkiler az sonra Türkiye’nin “nükleer haydut” olarak ya da “mülteci şantajcısı” olarak ilan edileceğini anladı mı?

İdlib’de kah Rusya’nın, kah ABD’nin, kah beslediği El Nusracı’nın şamarlarıyla serseme dönen adamın her an, her saniye ülkeyi felakete sürükleyen bir adım atabileceğini, örneğin Kuzeydoğu Suriye’ye saldırabileceğini, burada duramayacağını, sonunda hem kendi Saray’ını, hem de Türkiye’yi havaya uçurabileceğini gerçekten bizimkiler anladı mı?

Vallahi ben, Kılıçdaroğlu’nun şu sözlerini bu “anlama” açısından hayretle karşıladım. Şöyle dedi:

“Gelecek seçimde sandığa gidecek hakkı olana oy vereceksiniz. Ben sizden bunu istiyorum.”

Çok değerli Kemal kardeşim, Bu Erdoğan binmiş bir alamete, acaba seçime mi gidiyor, yoksa kıyamete mi?

Yazarın diğer yazıları