Sarayın penceresi Efrîn aşın piştiği yer Kerkük

‘ Özgürlüğün önündeki en büyük engel, halinden memnun kölelerdir. Kürtler içerisinde bu sayı çok yüksektir. Bunlar düşmanlarına destek vermekte bir beis görmedikleri gibi yaşamlarından da gayet razıdır. Bunun için Kürtlerin öncelikle buna bir çözüm bulması gerekiyor.‘

ADNAN BİLEN

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren statüsüz bırakılıp, baskı, şiddet ve asimilasyon politikaları uygulanan Kürtler, aralarına çekilen sınır telleri çizilen yüzünden bugün hala hem Türkiye sınırları içerisinde hem sınırların öteki taraflarında doğrudan varlıklarını hedef alan bir saldırı tehdidi altında. Ülke içerisinde yurttaşı oldukları devletin açık hukuksuzluğu ile yüz yüze kalıp, cezaevlerine doldurulan, dilleri gibi kayyum atamaları örneğinde olduğu gibi iradeleri yok sayılan Kürtlerin, Kuzey ve Doğu Suriye’de oluşturdukları Özerk Yönetimleri de diğer tüm kazanımlarıyla birlikte bugün hedef alınıyor. Bu koşullar altında  kendisini dayatan ise, Kürt ulusal birliğinin kurulması ihtiyacı.

Kürt Yazar ve Araştırmacı İhsan Colemergî, egemen güçlerin Kürt coğrafyası üzerindeki hegemonyalarını, Kürtlerin bugüne dek ulusal birliklerini kuramamalarının nedenlerini, yaşanan ihanetleri, gelinen noktada Kürt parti ve oluşumları arasındaki ilişkileri ve ulusal birliğin kurulması için neler yapılmasını gerektiğini değerlendirdi.

Colemergî, “Kürtler birlik olursa yenilmeleri çok acı vermez ama parça parça düşerlerse bunun acısı çok daha derin olur” diyor.

Kürtlerin parçalı coğrafyaları kaderleri olmuş

Kürtlerin bugüne kadar birlikte harekat edememesinin en önemli nedenlerinden birinin yaşadıkları dağlık coğrafya olduğunu söyleyen Colemergî, tarih boyunca egemenlerin bu dağınıklıktan faydalanarak Kürtleri parçalı tutmaya çalıştığını belirtti.

Colemergî, “Ortadoğu’daki egemenler, yüzyıllardır din ve yaratıcı adına bu baskı politikalarını Kürtler üzerinden hayata geçiriyorlar. Onların ellerinde birini gökyüzüne çevirdikleri, diğerini de yere sapladıkları iki kılıçları var. Yerdeki kılıçları ile yaptıklarını gökyüzüne yükselttikleri kılıçları ile temize çekiyorlar. Ortadoğu’da Kürtlerin yurtlarını işgal eden egemenler, yüzyıllardır bu ırkçılıklarını din kisvesi altında mayalıyorlar. Din; silahı olanların elinde keskin bir kılıç, Kürtlerin elinde ise düşmemek için bir baston olmuş. İbn-i Haldun ‘coğrafya kaderdir’ diyor. Haldun’un bu sözü bence bu dünyada sadece Kürtlere ilişkin söyleşmiş bir sözdür. Bu nedenledir ki Kürtlerin bu parçalı coğrafyası onların kaderi olmuş” dedi.

400 yıl önceki anlaşmalar güncelliğini koruyor 

Kürt coğrafyasının 2 bin yıldır egemen güçler tarafından sarılmış durumda olduğunu anlatan Colemergî, nedenini ise şöyle açıklıyor: “Kürtlerin coğrafyası Van’daki Beşyol’a benziyor. Dünyadaki hangi egemen güç Ortadoğu’da bir düşmanını yok etmek istemişse atını Kürtlerin toprakları olan Kürdistan’da koşturmuş. Yine Ortadoğu’da hangi güç diğerine savaş açmışsa onlar da Kürtlerin coğrafyasında atını koşturmuş ve bu güçler düşmanlarıyla tüm savaşlarını da Kürtlerin coğrafyasının içerisine çekmişler.

İskender ve Persler Hewler’de, Yavuz Sultan Selim ve İran Şahı Çaldıran’da, Fatih Sultan Mehmet ve Akkoyunlular Erzurum’da savaşmışlar. Kürtlerin coğrafyası bugün Avrupa, Ortadoğu ülkeleri arasında bölüşülmüş durumda. Bu bölünmüşlük Kürtlerin birliklerini sağlamalarına bugüne kadar izin vermemiştir. 400 yıl önce Osmanlı ve İran arasında yapılan anlaşmalar bile hala bugün güncelliğini koruyorsa bu Kürtlerin bir araya gelmemesini sağlamak içindir. Buna en iyi örnek Kasr-ı Şirin anlaşmasıdır.”

En büyük engel halinden memnun kölelerdir

Colemergî’ye göre Kürtlerin birliklerini sağlamamasının diğer bir temel nedeni Kürt partilerini yöneten, içerisinde yer alan ve öncülük edenlerin kişisel, ailesel ve dar bölgesel çıkarlarını ulusal çıkarların önünde tutması.

“Bu durum ortadan kalkmadığı sürece birlik olmaz” diyen Colemergî, bu durumun son bulması için Kürtler daha çok okuyup, bilinçlenmeli.

Nasıl ki su kaynamadan köpüklenmiyorsa, bir toplumun da okumadan, bilinçlenmeden ulusal duygularının gelişemeyeceğini söyleyen Colemergî, “Ama eğer Kürtler daha çok okur, çizer ve bilinçlenirse yüzyıldır bu kir tutmuş düzeni de temizlerler. Bunu Rojava yapabilir ama bugün tüm egemen güçler, güçlülerin ve işgalcilerin yanında yer alıyorlar. Çünkü onların tüm çıkarları bunlarla uyuşuyor. Bugün kötüler dünyayı yönetiyor. Bu kötüler de bugün bizim coğrafyamızdaki kötülerle yan yana geliyor ve destekliyorlar. Yerel ve ulusal kötüler yan yana geldiğinde mazlum halkların bu çemberi kırması çok da kolay olmuyor. Ama bunun başka bir boyutu da var. Özgürlüğün önündeki en büyük engel, halinden memnun kölelerdir. Kürtler içerisinde bu sayı çok yüksektir. Bunlar düşmanlarına destek vermekte bir beis görmedikleri gibi  yaşamlarından da gayet razıdır. Bunun için Kürtlerin öncelikle buna bir çözüm bulması gerekiyor. Bunun çözümü diğer geri kalan tüm Kürtlerin birlik olup, onlara bu kötülüklerini anlatmasıdır” dedi.

Kürt toplumunun değişim ve dönüşüme ihtiyacı var

Kerkük ve Efrîn’in işgal edilmesinin Kürtler için çok üzücü bir durum olduğunu dile getiren Colemergî, şunları belirtti:

“Kürtlerin vatanını bir saray olarak düşünün. O sarayın penceresi Efrin, aşın piştiği yer ise Kerkük’tür. Siz penceresiz ve mutfaksız bir saray düşünebilir misiniz? Kürtlerin birlik olmaması pencere ve mutfağını kaybettirdi. Göreceksiniz ki daha çok sessiz kalınırsa Bağdat hükümeti Kürtlerin elindeki o kazanımları da almaya çalışacaktır. Bağdat kısa bir süre sonra bu güçsüzlüğü ve parçalanmışlığı görerek 140’ıncı maddeyi tekrar tartışmaya açacaktır. Neden bunu yapıyorlar? Çünkü bir halkı kurdukları kurumlar güçlü kılar. Toplumsal dönüşümler kişilerle değil, kurduğun güçlü kurumlarla olur. Bu kurumlar kurulmadığı sürece bir halk her türlü kötülükle karşı karşıya kalabilir. Kürt toplumunun değişim ve dönüşüme ihtiyacı var.

Bugün içerisinde bulunduğumuz durum bizim içimizi ısıtmıyor ve hoşumuza gitmiyorsa o zaman bu düzenimizin derhal değişmesi gerekiyor. Küçük ve büyük ne olursa olsun 4 parçadaki tüm Kürt parti ve oluşumlarının kendi çıkarlarını değil, halkın, toplumun çıkarlarını öne çıkarması gerekiyor. Çünkü Kürtlerin önünde uzun ve karanlık bir tünel var. Bu halkın elinde bir ışık ve meşale yoksa o tüneli geçemeyiz. Elimizdeki bu meşalenin bilinç ve iradedir, olması gerekiyor.”

Kürtlerin dağınık ve parçalı olmaları büyük ihanetlerin kapısını açmıştır

Colemergî, ulusal birliğin kurulmasının önüne geçen Kürt tarihindeki ihanetlere de değindi.

Tüm sömürge halkların tarihinde ihanet olduğunu söyleyen Colemergî, “Kürdistan tarihindeki en büyük savaşlar dağlılar ile ovalılar arasında yaşanmıştır. Bugün Rojava, Kerkük ve çevresinde yaşanan savaş 4 bin 500 yıldır devam ediyor. Yüzyıllardır ovalılar Mezopotamya’yı ele geçirmek istemiş dağlılar da onlara karşı direnmişlerdir. Akad, Babil, Asuri ve Araplar ovalıdırlar. Bunlara karşı 4 bin 500 yıldır direnenler ise Med, Mitani, Urartu ve Kürtlerdir. İşin ilginç tarafı dağlılar ve ovalılar arasında savaş başladığında ihanetin de tarihi işte hep o zaman ortaya çıkıyor.

Yüzyıllar önce bile Asurlar bazı Kürt aşiretlerle görüşerek onları kendi yanlarına çekmeye çalışmışlardır. Kürtlerin bu dağınık ve parçalı durumları büyük ihanetlerin de yaşanmasına neden olmuştur. Kürtlerin birçok aşireti kimi zaman Safavilerin, kimi zaman Osmanlı’nın kimi aşiretler ise Asuri ve Arapların yanında yer almıştır. Bu ihanet Enkido’dan buraya kadar gelmiş ve bitmemiştir. Neden peki? Çünkü tüm dönemlerde hiçbir Kürt miri diğerinin büyüklüğüne saygı duymamıştır. Tıpkı Enkido gibi. Enkido dağlıdır ama ovalı olan Gılgameş’in yanında yer alıyor ve dağlıların büyük bir bölümünün yok olmasına sebep oluyor. Med imparatorluğu da aynı bu şekilde yok oldu. Med kralının amcasının oğlu Harpagus savaşın en çetin olduğu meydanda Perslerin tarafına geçerek, kendi halkına savaşı kaybettirdi. Ne yazık ki bu ihanet bugüne kadar geldi ve devam ediyor. İşte tüm bu sonuçlardan anlıyoruz ki Kürtlerin birliği yok. Kürtlerin ulusal birliği olsaydı, bu ihanetler bugüne kadar sürmezdi” diye belirtti.

Zeynel Beg’in ihaneti hala sürüyor

Kürt tarihi içerisinde yaşanan ihanetlere dair Colemergî’nin verdiği örneklerden bir diğeri de, her ikisi de Hakkari Miri olmak isteyen Zeynel Beg ve Bidağ Beg kardeşler arasındaki çatışma.

Colemergî, “1550’de Zeynel Beg ve kardeşi Bidağ Beg var. Bidağ, Hakkari miri olmak için yönünü İran’a, Şah Tahmaz’ın yanına çeviriyor. Zeynel Beg ise, yönünü İstanbul’a yani Osmanlı’ya çeviriyor. 1548’de Van havzası Osmanlı’nın eline geçiyor. Osmanlı, Zeynel Beg’e mir olması için bir talimatname gönderiyor. Zeynel Beg Van’a geliyor ve Van Valisi Ferhat Paşa ile görüşüyor. Ferhat Paşa ona; ‘Sen öyle kolay o tahta oturmazsın. Senin kardeşin Bidağ Beg İran’a Şah’ın yanına gitti. Sen onun ya ölü ya da dirisini getireceksin ki mir olabilesin’ diyor. Zeynel Beg de gidip kardeşini yakalayıp Van Valisi’ne teslim ediyor ve Hakkari miri oluyor.

Bu olay 1550 yılında oluyor ama bunca yıl geçmesine rağmen Kürtler halen aynı kaderi yaşıyor. Bu olay daha Amerika bile devlet olmadan yaşanıyor. Bu yara çok eski bir yara. Bugün bu egemenler Kürtlerin dört parçada olmasına bile artık tahammül edemiyor ve 7-8 parçaya bölünmesi için mücadele ediyorlar. Yaşanan tüm bunlardan ihanetin bize nelere mal olduğunu görebiliyoruz” ifadelerini kullandı.

Birlikte hareket edin birlikte düşünün

Bu tarihsel yaşanmışlıklarla Kürtlerin artık stratejilerini değiştirmesi ve mutlaka birlikte hareket etmesi gerektiğinin altını çizen Colemergî, “Tüm Kürtlerin tek stratejileri birlik olmalı. Kürt yazar, öğrenci, işçi, halk… Kim olursa olsun herkes güçlülüğünü kendi halkının birliğinden alır. Birlik olmazsak ne ben yazar olarak, ne başkası öğrenci olarak, ne bir işçi ne de siyasetçi güçlü olabilir. Kürtler zaman kaybetmeden, ne tarzla ve nasıl olursa olsun bir araya gelmeli ve bu makus kaderi tersine çevirmeliler. Geç kalmayın! Çıkın ve tüm dünyaya kardeş olduğunuzu ve birlik olduğunuzu haykırın. ‘Biz özgürlüğümüz için her şeye varız’ deyin. Kürtler birliklerini sağladıktan sonra yenilseler bile acısı fazla olmaz. Ancak birlik olmasalar ve her gün bir yer düşürse, bunun acısı katbekat daha incitici olur” diye uyardı.

Colemergî’nin son sözü ise şu oldu: “Birlikte hareket edin, düşüyorsanız da hep birlikte düşün!”

Yazarın diğer yazıları

    None Found