Saray’ın kıymetlisi Suruç katliamı failleri

33 devrimcinin öldürüldüğü Suruç katliamının tek faili olarak ortaya çıkartılan Yakup Şahin’in yargılandığı davanın 3. duruşması birkaç gün önceydi. Yakup Şahin, duruşmaya gelebilecek tek fail. Çünkü iddianamede katliamın sorumlusu olarak gösterilen 6 sanıktan 3’ü ölü, 2’si de kaçak. Yakup Şahin, tek sanık olmasına rağmen bugüne kadar duruşmalara getirilmedi. Son duruşmada Suruç’ta evlatlarını kaybeden aileler ile katliamdan sağ çıkanların, “Sanık getirilmediği sürece ifade vermeyeceğiz” beyanına rağmen, 8 Şubat’ta görülecek duruşmaya da sanık getirilmeyecek.

Ortada zaten bir yargılamadan çok orta oyunu var. Daha da önemlisi, katliamın ardından yargı alanında yaşananların hepsi, Saray yargısının, haliyle de Saray’ın, katliamın faillerini koruduğunu gözler önüne seriyor. Bu konudaki ilk pratik, katliamda sorumluluğu bulunduğu kendi yazışmaları ile ortaya çıkan sivil ve askeri yetkililere ilişkin suç duyurularında görüldü. Urfa Valisinden askere kadar herkesin bir hiyerarşi içinde sorumlu olduğu ortaya çıksa da, sadece İlçe Emniyet Müdürü Mehmet Yapalıal hakkında “görevi kötüye kullanmak”tan dava açıldı. Bu davada da, Yapalıal’a avukatların soru sormasına bile izin verilmedi. Çünkü Yapalıal’ın ifadesi, avukatlara bildirilen duruşma gününden bir gün önce, gizlice alındı. İfadesinde de ortadaki belgeye rağmen, Kobanê’ye geçmek üzere gelen SGDF’lilere yönelik herhangi bir saldırı gerçekleşeceğine dair herhangi bir istihbari bilginin bulunmadığını öne sürdü. Halbuki, hakkındaki davanın iddianamesinde söz konusu belge yer alıyordu. 

Urfa Valiliği ve İl Emniyet Müdürlüğü tarafından 17 Temmuz’da Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne gönderilen bir yazıda, polislerin canlı bomba saldırısına karşı dikkatli olmaları istenmişti. Bu yazıdan üç gün sonra, DAİŞ katliam yapmasına rağmen, kamuoyundan kaçırılan yargılama sonunda polis şefine, “görevi ihmal ve kötüye kullanma” suçundan 7 bin 500 lira para cezası verildi; üstelik 12 ay taksite bölünmüş olarak. Saray’ın adaleti buydu. 

20 Temmuz 2015 günü Amara Kültür Merkezi’nin önünde bombayı patlatanlar hakkındaki dava ise 2017 yılının Şubat ayında açıldı. Bu davada da nasıl bir ortaoyununun sergilendiği geçtiğimiz Pazartesi günü bir kez daha görüldü. Sanık Yakup Şahin, Saray ve yargısının öyle kıymetlisi ki, bir önceki duruşmada, sanığın duruşmaya getirilmesi kararı alınıyor ve buna mahkeme heyetinin hiçbir üyesinden şerh gelmiyor. Ancak duruşma günü görülüyor ki, sanık salonda değil, SEGBİS’te. Davanın avukatlarından Kazım Bayraktar’ın da altını çizdiği gibi, bu karar değişikliğinin altında Adalet Bakanlığı’nın olduğu kesin. 

Sanık Yakup Şahin, duruşmaya getirilseydi ne olacaktı? Elbette, adalet yerini bulmayacaktı. Ancak, “yüzyüzelik” diye tanımlanın adil yargılamanın bir ilkesi yerine getirilecekti. Şehit ailelerinin ve gazilerin avukatları, sanığa doğrudan soru sorma imkanına sahip olacaktı. Daha önemlisi, aileler, çocuklarının katilleri ile yüzleşmek, onların gözünün içine bakarak, “Neden?” diye sormak istiyorlar. İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir’den, Adana’dan, Samsun’dan ve Kürdistan kentlerinden onlarca kilometre yol kat ederek duruşma için Hilvan’a gelen annelerin, babaların, kardeşlerin, yoldaşların, sevgililerin hakkıydı bu. Saray yargısı bu talebi hiçe saydı.

Önceki duruşmada, katliam mağdurlarının avukatlarının sorularına, “Yok ya, bir de size cevap mı vereceğim” cevabını veren Yakup Şahin, bu duruşmada daha bir kollandı, daha bir sırtı sıvazlandı. Sanığın duruşmaya getirilmesi konusundaki tüm talepleri dikkate almayan ve sanıktan şefkatini eksik etmeyen mahkeme başkanının, “İfadeni cezaevinde mi vermek istiyorsun, yoksa burada mı?” sorusu da tarihe not düşüldü.

Duruşma salonunun dışında yaşananlar da var elbette. Ailelerin, duruşmaya ilişkin açıklama yapmasının PÖH, JÖH gibi resmi tetikçiler tarafından engellenmesi gibi. Ya da, Ezilenlerin Hukuk Bürosu’nun bildirdiğine göre, ailelerin alışveriş yapmaması için adliye kantinin kapatılması. Yıllar önce Trabzon’da görülen Gazi katliamı davası sırasında yapılanlar gibi. Aileler, ihtiyaçlarını karşılamasın diye esnaf duruşma günü dükkanlarını kapatmakla kalmaz, caminin tuvaleti bile kilitlenirdi. 

Soruşturma ve yargılama aşamasında yaşananların özeti şu: Suruç aileleri, gazileri, tanıkları ve SGDF’lilerin her ayın 20’sinde Kadıköy’de yaptığı oturma eylemi başta olmak üzere adalet mücadelesi olmasaydı, bu dava “Zaten fail öldü. Ortada sanık yok” denilerek açılmayacaktı. Böylece diğer pek çok katliam davası gibi tek bir sanık bile cezalandırılmadan üzeri kapatılacaktı. Ancak Suruç katliamının bir araya getirdiği o büyük aile buna izin vermedi. Elbette, Saray, bunun cezasını da kesti. Suruç katliamından yaralı kurtulan İlke Başak Baydar, Mazlum Demirtaş, Zindan Borudemir, Volkan Uyar ve Havva Cuştan ile katliamda kardeşi Hatice Ezgi Sadet’i kaybeden Özgen Sadet ve avukatları Özlem Gümüştaş ve Sezin Uçar, Saray yargısı tarafından tutsak edildi. Özellikle avukatların tutuklanmasının, dava öngününe gelmesi dikkat çekici. Nuriye ve Semih davasında olduğu gibi belli ki, Suruç ailesini avukatsız bırakmak istiyorlar. Ancak amacına ulaşamadıkları duruşmada görüldü. 

Çok açık ki, Suruç katliamı Türkiye’de yeni bir dönemi açtı. Ardından sonra yaşananları bir hatırlayın. Suruç’tan İstanbul’a uzanan DAİŞ katliamları, Saray’ın Kürt halkına karşı yeniden başlattığı savaş, savaşa karşı halkın özyönetim direnişi, 15 Temmuz darbe girişim ve ardından gelen Saray darbesi. Suruç katliamı tam bunların orta yerinde duruyor. Haliyle, Suruç’ta yerini bulacak adalet, herkes için adaletin yolunu açacak.

Yazarın diğer yazıları