Şark Islahat planlarıyla çöktürme planlarıyla bir türlü bitmeyenler

Kadın bedeni tüm iktidarlar açısından kullanıma açık bir meta olarak ele alınmış. Konu Türkiye’de incelendiğinde “azınlık” kadınların bedenleri üzerinden uygulanacak politikalar daha çok Kürt kadınlarına odaklanır. Cinsiyetçiliğe milliyetçilik de yedirilir ve kadının bedeni üzerinden söylenebilecek her şey “yüce Türklüğün” istediği yönde ilerletilmek istenir. Buna birde sürgünler, sakat çocuklar da eklenir. Çünkü milliyetçilik temel olarak nüfus üzerinden meşruiyetini inşa eder. Nüfusu oluşturanlar da bedenlerdir. İnsanın düşüncesinin pek bir anlamı kalmaz. Konu çoğalmak ya da azalmak sınırlarında tahayyül edilir. Nasıl ki İsrail de Filistinliler, Fransa’da Cezayirli Araplar ise Türkiye’de de diğer “azınlık”lardır. Ama Kürtler dışındaki “azınlıklar” çokça bastırıldığı için elde bir “Kürt unsuru” kalmıştır. Dolayısıyla mümkünse yok edilmesi o da olmuyorsa nüfusun çoğalmasını durdurmak başat bir problem olarak görülür.

Türkler için de Kürtlerin, Rumların, Ermenilerin, Asurilerin, Süryanilerin vb Türk olmayan halkların varlıkları, nüfus ve nüfuz oranları hep bir tehlikeyi barındırır. Neme lazım yarın öbür gün sayıları artıp da daha büyük harflerle hak iddia ederlerse nasıl bastırılacağına dönük planlar hep öncesinden yapılır. Bunun için de hep nüfus sayımları ile birlikte yeni projeler oluşturulur ve uygulamaya konulur. Siyasiler de dil birliği ile projeleri desteklemeye çalışırılar.

Nüfus sayımlarında da 1945 sayımı önemli bir veri olarak Türk devletinin önünde durmaktadır. Örneğin bu sayıma göre Türkiye’de anadili Çerkezce konuşanların sayısı 67 bin kişiyken 1967 sayımlarında 58 bine düşmüştür. Ülkenin birçok yerine dağılmış Çerkez nüfusu dilini unutması için de özel projeler oluşturulmuştur. Tabi bununla birlikte nüfus ölçüm verilerinin paylaşımı da değişime uğramıştır.

Türkiye’de isteyen araştırmacılar, 1965 ve öncesinden kalma nüfus sayımları ile 1993 ve sonrasına ait Türkiye Nüfus ve sağlık araştırmalarının (TNSA) bulmaları mümkün. Türkiye’nin ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapılmış. 1985 yılına kadar yapılan sayımlarda da anadil ve ikinci dil ile ilgili sorular aralıksız olarak sorulmuş. Bu sayımların il il dökümleri de ilgili sayım kitaplarında yayınlanmış. 1970 sayımından itibaren bu sorunun dökümü sadece Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve MİT gibi devlet kurumları ile paylaşılmış.

1985 sayımının uygulanmasından önce dil sorusunun yayınlanmaktan öte sorulmasını dahi olanaksız hale getirmiştir. Nedir bu gelişme diye bakıldığında 15 Ağustos 1984 PKK’nin ilk silahlı eylemini başlatması olarak görülüyor. Kuzey Kürdistan’da uzun yıllar ardından yeni bir Kürt hareketinin doğuşu, Kürtlerde yeni bir uyanışa neden olacağı korkusu nüfus sayım oranlarının da paylaşılmasını etkilemiş. Burada hemen Roma imparatorluğu geliyor akla. Roma imparatoru Tiran başta kölelere siyah renkli tek tip elbise giydirmek ister. İster ki köleler ve tebaası arasında bir ayrım olsun. Ancak danışmanları hemen kendisini uyarırlar. Kölelerin şehirlerin büyük bir bölümünü oluşturduklarını düşünüp de isyan etme olasılıkları düşünülerek vazgeçilir. Tiran’ın uygulamasını anımsatıyor bu uygulama.

Tabi nüfus oranını devletin ve hükümetin bilmesi önem taşıyacağı için soru sorulmaya devam edilir. Ama buna göre politikalar da daha ağırlaşarak devam eder.

Türklüğün hazırladığı hiçbir proje Kürt’ün nüfusunun azalmasına, dilini unutmasına neden olamadı. Ama Türklük hale Kürt’ü yok etmekten vazgeçmedi. Nüfusu azaltmak, sakatlamak için tekil ve genel birçok olaya imza attı. IMC Tv’nin yaptığı bir haberde 1998-2001 yılları arasında tarihi geçmiş kızamık iğnelerinin Kürdistan’daki çocuklara çift doz yapılması sonucu sakatlanan çocuklarının durumlarını aileler anlatmıştı. Yaklaşık 500 çocuk SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) hastalığından kaynaklı birçok yetisini yitiren Kürt çocukları var. Bu tabi ortaya çıkarılan bir de Kürdistan’da halen ortaya çıkarılamayan ama sonuçları görülen sakatlama, kısırlaştırma, tedavi etmememe ve öldürme vakaları yaşanmış. Bitmeyen, bitirilemeyen Kürtlerin yaşamaya devam ediyor…

Geçtiğimiz Kış Mısır’da yayın yapan TEN Tv, Türk devletinin ‘Çöktürme Planı’nı ortaya çıkarmıştı. Türk devletinin Abdullah Öcalan ile yürüttüğü dialog süreci devam ederken 2014 Eylül ayında itibaren Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından ‘Çöktürme Planı’ hazırlanmış, Müsteşarlık planı Genel Kurmay Başkanlığına Sunmuş ve Genel Kurmay Strateji Plan Dairesi ve şube müdürlüğü tarafından Kürdistan’daki şehirler, ilçelerin nasıl yıkılıp, halkın nasıl göçe tabi tutulacağı ayrıntılandırılmıştı. Çöktürme Planı çerçevesinde Sur, Cizîrê, Şirnêx, Nisebîn gibi Kürdistan’ın Güney ve Rojava sınırındanki birçok şehirde Kürt nüfusunu değiştirmeyi nasıl bir strateji olarak belirlediklerini o belgeden okuduk. Bölge halkı uygulamaları iliklerine kadar hissetti. Ama Kürtler bitmedi.

Ardından Türk cumhurbaşkanı Türklere çağrıda bulundu; “Nikahlanın, evlenin, çoğalın. Teröristlerin 15 çocuğu var” diyerek Türkiye kadınlarının da bedenleri hakkında karar verdi. Tüm iktidarlar gibi cinsiyetçiliği ve milliyetçiliği kullanarak saltanatını sürdürmenin peşine düşmekteydi. Ama Kürtler bitmedi.

Türk’ün son hamlesi BM salonunda paylaştığı haritaydı. Kürtleri nasıl kendi topraklarından sürgün edip, Arapları ve Türki cumhuriyetlerden getirip, Kürtlerin, Arapların, Ermenilerin, Asurilerin, Süryanilerin, Çerkezlerin yani Osmanlı ve Türk devletinin katliamlarından kurtulanların kurdukları yeni yaşam alanının nasıl işgal edileceği bu halkların kıyımında bir araya gelenlerin masasında yeniden tartışıldı.

Orada hesaba katılmayan ise ortak yaşayan halkların bir de kendi bedenleri hakkında kendileri karar veren kadınların ülkesi olması.

Yazarın diğer yazıları