Şark kurnazı

“Şark kurnazı” kavramı, biri Arapça öteki Farsça iki kelimeden oluşur: Şark (doğu) ve kurnaz.

Nişanyan sözlüğe göre Farsça bir kelime olan kurnaz (kurnas), hilekar, yalancı, aldanmaz, uyanık gibi anlamlara sahip.

Türk Dil Kurumu ise daha uzun bir tanımla girmiş topa:

‘Doğu dünyasının anlayış, görgü ve davranış gibi özellikleri çerçevesinde zamana yayma, boş vermişlik, neme lâzımcılık içeren uzun vadeli planlar yaparak bir işte karşı taraftan istediğini elde etme işi’.

“Taşra kurnazlığı”, “köylü kurnazlığı” da zaman içinde kale etrafında dönmeye başlayan oyuncular..

İstanbul tek başına batı, geri kalan “şark” ise; batıyı her fırsatta aldatan, kandıran doğulu ile her fırsatta tuş olan bir batılı profili de çıkıyor ortaya.

İyi bir şeyden söz etmiyoruz elbette. Şark deyince akla Anadolu’nun tümü gelmiyor çünkü. Cumhuriyetin kuruluş hikayesi hep Şark’ı tımar etmeyi içerir. İtirazlar, baş kaldırmalar, kafa tutmalar… Ankara ya da İstanbul, Şark’ta tecrübe etmiştir devlet olma halini. En güçlü kuruluş (kurtuluş) hikayelerini oralarda yazmıştır(!)

Haliyle sözün büyüğü orada söylenir, yeminin büyüğü orada edilir; devlet aklına göre “katıksız yalancı ve hilekarların” toplandığı bu alan hiç boş bırakılmamalı, devletin varlığı orada hep hissettirilmelidir. Dağa taşa kireçlerle “önce vatan” “tek”çilik falan yazmalar, hissedişin mertebesinin ne kadar yüksek olması gerektiği üzerinedir. Demek ki Şark’ın kurnazı sadece küçük işlerde değil, büyük işlerde de kafayı çalıştırıyor. Ehlen ve sehlen…

Devlet Şark’ı ‘adam etmeye’ yeminlidir hep.

Oysa yemin etmek/ettirmek uğursuzluk getirir. Her şeyi olacağına bırakmak yani geleceğe güvenmek gerekir. Devlet işini şansa bırakmak istemez elbet, geleceğe değil, imha senatörlerinin planlarına güvenir. Ol bu sebeple tüm kadrajlar ayarlanır, Şark’ın en iyi pozu vermesi beklenir. Sosyoloji buysa, psikoloji aşağıdaki sözü söyletir:

“Isınmak için parası olmayıp da kaçak elektrik kullanmak zorunda(!) kalan bu gibi kişiler oturdukları evin duvarlarına rezistans gömerler mesela”

Ekşi sözlükte şark kurnazı için biri böyle yazmış. Bunun ardına eklenenler de bir deyimin “ırk” üzerine nasıl inşa edildiğini gösteriyor. Burada enerjisi negatif olan Kürtlerdir. “Şark Islahat Fermanı” Çorumlu köylüler için değil, Kürtler içindi. “Şark görevi icra etmek” demek, Kürt kentlerine/ilçelerine istenmediği halde zorunlu olarak gönderilmek demekti. (Gerçi Gümüşhane ve Bayburt da bu kentler arasında sayılmış, yazık.)

Dilde ve zihinde Kürtlere adreslenen bu deyim, siyasetin iştah açıcısıdır; ana yemek öncesi tıka basa tüketilir.

Bir seçimin arifesindeyiz ya şimdi, biri gidip Kürdistan’ın kalbinde “Kürtçe” saçmalama hakkını kullanıyor, Kürdistan, Lazistan vs diyor; Kürtler ise Kürt oldukları için kıyımdan, sürgünden, hapislikten, talandan geçiriliyor. Kürtlükleri yok edilmeye, dilleri de -Selim Temo’nun dediği gibi- sokaktan sökülmeye çalışılıyor. Kentleri başlarına yıkılıyor, yas tutmaya mecalleri kalmayacak kadar ölüleri birikiyor.

Ortada bu kadar net bir tanım varsa, coğrafi kader olarak kimin doğusuna denk geldiğimize de bakmalı. Ne de olsa bütün dünya “biz”i kıskanıyor, Hazar denizinden girerek işgal planları yapılıyor. Gidişat kötü. O halde? Kürdün “kurnazlığı” devlete, devletin babalığı Kürtlere, deniyor.

Kürtlerin, bu seçimde babalık hakkını da analık hakkını da nasıl kullanacağının işaretleri iyiden iyiye belirdi aslında.

Her daim “kurnaz” geçinen devlete Kürt anaları beyaz tülbentleriyle en şık yanıtı vermişti. O yanıtlarla akıl denizinden fora edilen yelkenler, isyanbuldan İstanbul’a doğru şişmekte.

Yazarın diğer yazıları