Savaş stratejisi yeni boyutlar kazanıyor

General Kasım Süleymani’nin ABD’ye ait bir insansız hava aracı tarafından öldürülmesinin ardından hızla küresel çatışmaya dönüşebilecek olan bir bölgesel çatışmanın fitili ateşlenirken, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan (NPT) çekilme açıklaması ise yeni bir süreci başlattı.

Selma AKKAYA

Washington, 3 Ocak’ta İran Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ve İran’ın Irak’taki iki ABD üssüne füze saldırıları biçimindeki sembolik misillemesinin ardından, İran ile topyekün savaş hazırlıklarını tırmandırıyor.

İran’ın iktidar yapısı içinde dini lider Ayetullah Hamaney’den sonra gelen ikinci kişi olarak görülen bir askeri liderin öldürülmesi, Trump yönetiminin İran’a yönelik “azami baskı” harekatında yeni bir boyuta geçildiğini gösteriyor. Bu harekat, aralıksız diplomatik ve askeri baskı ile yıkıcı ekonomik yaptırımlarla birleştirilerek, aslında topyekün bir savaş olarak yürütülüyor. Bu savaşın bir parçası olarak da Avrupalı emperyalist güçler, İran’a dönük nükleer anlaşma çerçevesinde yaptırımlar uygulamak için baskı oluşturmaya başladı.

Yeni bir boyuta geçildi

Elbette ABD’nin tüm bu günlük olarak yeni bir boyut kazanan söylem ve uygulamalarının yol haritası; ya İran’ın Şii din adamları önderliğindeki burjuva ve ulusalcı rejimini yeniden düzenleme ya da onu tamamen devirerek Amerikan emperyalizminin emrine amade bir hükümeti iktidara getirmek amacını taşıyor. Bu nedenle  bölgedeki ABD çıkarlarına karşı hareket eden İran, Suriye, Hamas ve Hizbullah gibi “aşırılıkçı” güçlere karşı kendi “ılımlılar”ını yaratmak için kaos yaratarak yol almaya çalışıyor.

Nükleer anlaşma tartışması

ABD nihayi amacına ulaşmak için yol arayışını sürdürürken, İran kendileriyle yapılan nükleer anlaşma dosyasının Avrupalı ülkeler tarafından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne götürülmesi durumunda, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan (TNP) çıkacağını açıkladı. İran’ın bu kararının gerekçesi ise geçtiğimiz günlerde İngiltere, Fransa ve Almanya’nın İran’ın nükleer anlaşmadan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle İhtilaf Çözüm Mekanizması’nı işletme kararı alması oldu.

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ülkesinin nükleer faaliyetlerinin BM Güvenlik Konseyi’nde ele alınması halinde harekete geçeceklerini belirtti. Zarif, “Avrupalılar yakışıksız davranışlarını sürdürür ya da İran dosyasını BM Güvenlik Konseyi’ne taşırlarsa işte o zaman biz de Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan (NPT) çekiliriz” ifadelerini kullandı.

Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması, 1968 yılında imzaya açılmıştı. Antlaşma, nükleer silahların kontrol edilmesine dayanak teşkil ediyor. Söz konusu antlaşma aynı zamanda İran’la imzalanan nükleer anlaşmanın da temelini oluşturuyor. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması şimdiye dek 190 ülke tarafından imzalandı.

Çatışmanın fitili ateşlendi

General Kasım Süleymani’nin ABD’ye ait bir insansız hava aracı tarafından öldürülmesinin ardından hızla küresel çatışmaya dönüşebilecek olan bir bölgesel çatışmanın fitili ateşlenirken, İran’ın NPT’den çekilme açıklaması ise yeni bir süreci başlattı.

2015 yılında Viyana’da imzalanan nükleer anlaşmanın Avrupalı tarafları Fransa, Almanya ve İngiltere, 14 Ocak günü ihtilaf çözüm mekanizmasını devreye koyduklarını  açıklarken, bu mekanizma aynı zamanda, BM Güvenlik Konseyi’nin nükleer anlaşma çerçevesinde kaldırdığı yaptırımların yeniden uygulanması anlamını taşıyordu.

Avrupa’nın üç devi İngiltere, Fransa ve Almanya’nın ABD’nin izlediği baskı çizgisine girmeyeceklerini belirtirken, nükleer anlaşmayı kurtarmaya çalıştıklarını ifade etti. Mekanizmanın işlememesi halinde Tahran’a karşı Birleşmiş Milletler yaptırımlarının tekrar devreye girmesi planlanıyor. Peki anlaşmadan çekilen ABD’ye neden yaptırımlar uygulanmadı sorusu güncel bir soru olarak duruyor.

Neden şimdi BM devreye koyuluyor?

İran, ABD’nin 2018 Mayıs ayında anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesi, sonrasında da ekonomik yaptırımları devreye koymasının ardından nükleer anlaşmanın gerektirdiği yükümlülüklerden zaten son bir yıldır vazgeçmişti. Sadece İran, Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı General Kasım Süleymani’nin 5 Ocak’ta ABD tarafından düzenlenen bir operasyonda öldürülmesinin ardından nükleer anlaşmadan çekilmenin son aşamasına geçtiğini duyurdu.

1968 yılında sonuçlanan Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (TNP), küresel nükleer düzenin köşe taşı olarak değerlendiriliyordu. İran Dışişleri Bakanı Zarif, “Eğer Avrupalılar taahhütlerinden dönerlerse, İran da taahhütlerini düşürecek. Ama eğer aynı yolda devam ederlerse, bizim başka seçeneklerimiz var” diye belirtiyor. Zarif’e göre İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 2018 yılında AB eski Dış Politika Temsilcisi Federica Mogherini’ye gönderdiği üç mektupta TNP’den İran’ın çekilmeye hazır olduğu uyarısında bulunmuştu. İşin özü, İran bugün uyguladığını 2018 yılında zaten söylemişti. Şimdi, “ABD ve Avrupa neden şimdi BM’yi devreye sokmak istiyor” sorusunun yanıtı önemli.

Temel hedef İran rejimi

İran’a gözdağı vermek ve savaş hazırlıklarını tamamlamak amacıyla Körfez’e yeni savaş gemileri ve asker yollayan ABD’nin İran’la ilgili temel hedefi, rejimin kendisi. O hep bahsedilen “Batı’yla uyumluluk ve demokrasi değerleri” aslında ABD’nin bölge hesaplarına karşı çıkmayan bir rejim anlamını taşıyor. Bunu ise aslında direkt bir savaş biçiminden çok, BMGK’yi de dahil İran’ı her taraftan baskılayarak içeri hapsederken bir yandan da rejim karşıtı iç sesi yükseltmeye çalışıyor. Çünkü İran; Lübnan, Yemen ve Bahreyn’de etkili, Suriye’de ve Irak’ta etkili bir güç. İran’ın bu bağlarını kesmeyi hedefleyen ABD, ambargo uygulayarak İran’ın ekonomisini zayıflatarak halkın tepkisini rejime yöneltmeye çalışıyor.

Yeni çağın savaş stratejisi

Aslında ABD, Irak’ta olduğu gibi İran’da bir savaşı öngörmüyor. Yöntemin farklılığı; yapılan açıklamalar dizisi, sürekli bir kriz ve kaos ortamı yaratma biçimiyle kendisini gösteriyor. Bu savaşın nimetlerini hesaplayan başta Avrupalı ülkeler, şimdi ABD’nin ayakçılığını BM aracılığıyla yapmaya soyunurken, ABD’nin bir suikastla Süleymani ve yanındaki kişileri açıkça katletmesi karşısında “tarafları itidalli olmaya çağırıyoruz” açıklaması da bu stratejinin bir parçası olarak işliyor. Aynı ülkeler İran’ı, ABD üslerine füze atması karşısında “kınama” kuyruğuna girerken; İran’ın attığı füzelerden hemen sonra, Irak Başbakanı’nın “Ben füzelerin atılacağını önceden haber alıp ABD’ye ilettim” açıklaması, İran’ın füze saldırısının hemen sonrasında “Kasım Süleymani’nin intikamı alınmıştır, artık yeni saldırı yapmayacağız” içerikli açıklaması vb. tüm bu gelişmeler, yeni çağın savaş stratejisi olarak işliyor.

Avrupa 2003’ün gerisine düştü

Avrupalı güçlerin ABD’nin bu suç oluşturan eylemini kınamak yerine verdikleri tepkilere bakıldığında ABD’nin politikasına yedeklenmiş görünüyorlar. Britanya Başbakanı Boris Johnson, “Süleymani’nin ölümüne yas tutmuyoruz” derken; Berlin ve Paris kendilerinin de Süleymani’yi “terörist listelerine” koymuş olduklarını vurguladılar. “Gerilimin yatışması” çağrıları ise, Avrupa’nın güçler dengesinde 2003’ün de gerisine düştüğünü gösteriyor. 2003’te Paris ve Berlin, ABD’nin Irak’ı işgalini kınarken, Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac “Birleşmiş Milletler’in meşruiyetini reddeden ve güç kullanımını hukukun üstünlüğünün üzerine yerleştiren herkes ciddi bir risk alıyor” demişti. Almanya Başbakanı Gerhard Schröder de benzer açıklamalar yapmıştı. Elbette o dönemde bu kınama ABD’nin istilasına değil, biçimine ve kendilerini aşan boyutlarınaydı. Örneğin Berlin, bir taraftan kınarken diğer taraftan ABD’nin Almanya’daki askeri üslerini kullanmayı sürdürmesine izin vermişti. O dönemin ikili oyununda Almanya ve Fransa halen kart açacak pozisyondaydı.

Avrupa da savaşa dahil oldu

Peki, bugün Irak, Libya ve Suriye savaşlarının son derece yıkıcı olduğu kanıtlandıktan sonra ABD bu yeni savaş biçiminde hazırlıklarını ertelemek şöyle dursun daha da yoğunlaştırırken, savaşa karşı oldukları imajı çizen Almanya, Fransa ve Britanya ne yapıyor? “Avrupalı güçler ABD’nin savaş hazırlıklarına dahil oldular” demek yanıltıcı olmaz. Aslında Avrupa da nükleer anlaşma konusu üzerinden Ortadoğu’ya askeri olarak müdahale etme “hakkı”nı oluşturmaya çalışıyor. Fransa ve Almanya özellikle Birleşmiş Milletler’in onlarca yıl demokrasi ve dünya barışı kamuflajı altında işlerini yürütmeye çalışıyor. 2011 yılını hatırlayın, Fransa’nın Libya savaşı ve şimdiki Libya’nın durumu ortada. Diğer taraftan Suriye. Özellikle Fransa’nın, Suriye savaşının başından itibaren perde arkasında önemli rol oynadığını biliyoruz. Mali’de hızla tırmanan çatışmalarda, Afrika’daki varlığını kuvvetlendirme çalışmalarına hız kesmeden devam eden Fransa, İran meselesinden her türlü faydayı sağlamak için uçak gemisini bölgeye gönderdi bile.

Yazarın diğer yazıları

    None Found