Savaşta silah silahı yener Ama düşünceyi yenemez

‘Düşünce’ Kürt Özgürlük Hareketinin en büyük silahıdır.

“Düşünce birliği” zayıfladı mı, ne “ulusal birlik” gerçekleşebilir, ne de soykırımcılara karşı savaş kazanılabilir.

Şu anda yani savaşın en kritik aşamasında “silahla diplomasi”yi birleştiren biricik etken Öcalan’ın Konfederalizm düşüncesidir. “Kadın özgürlükçü” paradigmadır. “Demokratik ulus” düşüncesidir.

Konfederalizm “kalaşnikofların” toplamından daha etkindir. Öyle olduğu için kaleşnikofla tanka ve uçağa karşı savaşan devrimci, savaştaki “eşitsizliğe” meydan okumaktadır.

 Bu öyle bir düşüncedir ki, geçmişte “dünya devrimi” için hayatlarını verenler, şu sıralarda “ilhakçıların” kutladığı “Berlin Duvarı”nın yıkılmasıyla kaybettikleri “yolu” yeniden keşfettiler. Dünya çapında yükselen Rojava devrimini sahiplenme hareketinin öncüleri işte bu “kaybedilen yolu yeniden bulan” devrimcilerdir.

Bu düşünce çoktan beri Kürdistan’ın sınırlarını aştı, Avrupa’dan Latin Amerika’ya kadar “isyankar halklar” arasında git gide artan bir güce dönüştü.

“Kadın özgürlükçü” düşünce, bilelim ki, fosfor bombalarını yok edecek güçtedir.

Eğer “kadın özgürlükçü paradigma” ve silahlanmış kadın kuvvetlerinin tertemiz mücadelesi olmasaydı, Rojava devrimi bugünkü sahiplenmeyi gerçekleştiremezdi. Dünyanın yarısı kadın ve bu kadınların politik çoğunluğu, bilinçi ve örgütlü kesimleri, milyonlar halinde Rojava devriminin yanındadır. İşgalcilere karşı savaşta şehit düşen Batılı kadınlar, kadın vicdanında haklı bir yer edindi. Bu şehitlerden birisinin Alman babası, “O, Rojava’ya ait olduğunu söyledi” diye konuştu.

“Demokratik ulus” programı Rojava devrimini “ahlaki” bir devrim haline getirdi. Silah kendi başına “ahlaki” olabilir mi?

“Eli temiz devrim” zor bir iştir. Rojava devrimi bu “zor işi” başarmıştır. Düşünün, Suriye devletinin Rojava’yı parçalayan, Kürt’ün yaşadığı toprakların arasına “Arap kemerlerini” yerleştiren pratiğine karşı, Rojava devrimi bu Arap yerleşim yerlerini yok etmek yerine, onları korudu, hiçbir şekilde “Arap tehciri” yoluna başvurmadı, Arapların topraklarını “Kürtleştirme”ye kalkışmadı. Tersine, onlarla “demokratik ulus” içinde birleşti, onları hem yönetime, hem de en mahrem kurum olan “kendi silahlı güçlerinin” içine aldı.

O nedenle Arap Birliği ülkeleri Türk işgaline karşı çıkarken bu gerçeği bilerek karşı çıktı.

“Demokratik ulus”, bütün dinlerin ve inanışların kardeşliği demektir.

Rojava’nın birçok kentinde, ilçesinde ve köyünde, Türk devletinin bomba gürültülerine rağmen, Müslüman Kürtler “çan seslerinin” kesilmemesi için hayatlarını verdi. Çan sesleri Ezan sesleriyle birleşti. Süryaniler, Ermeniler, Hıristiyan mü’minler bugün ve belki de ilk defa Rojava savaşçılarının yasını tutuyor.

İnsanlık nice “kurtuluş savaşları” gördü. Ama böylesini görmedi. Kürdistan halkı kendi “milli” menfaatlerini insanlığın menfaatleriyle birleştirmeyi başardı. Bunun sırrı Öcalan’ın yazdığı programda gizlidir.

Öcalan’ın düşüncesini çıkardığımızda Rojava devriminden geriye ne kalır?

Milyonluk orduların, tankların, uçakların karşısında birkaç on binlik savaşçı… Üç-dört milyonluk bir nüfus… Şu anda dünyada buna benzer belki yüzlerce savaş var. Hiç biri “evrenselleşemedi”. Birçok kimse böyle savaşanların “haklı” olduğunu, onlarla “dayanışma” içinde olmak gerektiğini kabul etti.

Ama hiç kimse bu gibi savaşçılarla “bütünleşmedi.”

Rojava’yla neden bütünleşti?

Çünkü bu devrimde yalnız milli hedefler değil, tüm insanlığa yapılan bir çağrı var: Konfederal yeni bir dünya.

Çoğu zaman “savaş”, insanları “ideallerinden”   uzaklaştırır. Onların önüne “ölmek ya da yaşamak” ikilemini koyar. Böyle olunca “ölmemek” bütün ideallerin, düşüncelerin, ütopyaların önüne geçer. İşte bu, savaşın en tehlikeli sonucudur.

Bu nasıl bir sonuçtur? Düşünce cephesini terk etme sonucudur.

Savaşlar böyle kaybedilir.

O halde bugünkü savaşta asıl mesele “ideoloji siperlerini” sağlam tutmaktır.

“İdeolojik siperden” kaçtığın gün, düşman seni tek kurşun atmadan esir almış demektir.

“Savaşıyoruz, o nedenle ideolojik laflara gerek yok” dersek, Rojava devrimini de, Bakur’daki amansız direnişi de silahsızlandırmış oluruz. Meydan “teslimiyetçilikle”, devrimi evrensellikten koparan “dar milliyetçiliğe” kalır.

Düşünce inanç demektir. Düşüncesi olmayanın inancı da olmaz. İnancı olmayan direnemez.

O halde şu sıralar, Konfederalizm idealini, insanlığı “ulus devletlerin” cenderesinden kurtarma amacını, kadın özgürlükçü, ekolojik ve komünal toplum hedefini, bu hedeflerin insanlık için biricik kurtuluş olduğu gerçeğini, her gün, her saat, her dakika haykıralım.

O zaman uçaklar düşer, tanklar infilak eder. Düşüncen yoksa cephaneliğin de yok demektir.

Yazarın diğer yazıları