Savaşa karşı sanatçı tavrı

İnsanların savaştan, zulümden ve yokluktan kırıldığı bir dünyaya kimse kayıtsız kalamaz. Hele sanat edebiyat insanının bu duruma karşı tutumu ve tavrı çok daha net olmalıdır. Hayat bir bütündür, sanatçı da yaşadığı toplumsal sürecin bir parçasıdır. Toplumun yaşadığı siyasal ve sosyal olayları bir birey olarak her insan gibi yaşayandır. Yaşanan bu gerçekliği yeniden üreten biri olarak hayatın her alanında, her türlü sömürüye, baskı, zulüm ve adaletsizliğe karşı olmak ve bu anlamda bir duruş sergilemek ve mücadele etmek durumundadır.

***

Sanat ve barış insanın ve hayatın temel kavramları durumundadır. Bu anlamıyla barıştan yana olmak, sanatçının aydın kimliğinden gelen sorumluluğunu da belirler. Bu sorumluluk,’ insan bilincinin barışın gerçekleşmesine engel olabilecek her türlü önyargı ve koşullandırmanın karşısında bir kalkan görevi üstlenmesiyle anlam kazanabilir,’ bunun yolu da barış için mücadele etmekten geçer ve bu mücadele tarih boyunca ezilenlerin ezenlere karşı yürüttüğü tüm mücadelelerin de ifadesidir. Çünkü ‘modern’ toplumun efendileri, geçmişteki tiranlardan daha az zalim değildir. Değişen şey mızrakların ve kılıçların yerini, tankların, topların ve bombaların almasıdır.

Sanat daha iyi yaşama tutkusunun da kurgulandığı bir alandır. Bu yüzden barış düşüncesi ve imgesi bir sorunsal olarak sanat ve sanatçının gündeminden hiç eksik olmamıştır. Savaşın acıları en çok da sanatçının yüreğini yaralamıştır.

Edebiyat tarihi, roman, şiir ve hikayenin yanı sıra  azımsanamayacak sayıda politik metin de kaleme alınmıştır. Bu anlamda Dostoyevski’den Hugo’ya, Tolstoy’dan Camus’a savaş karşıtlığını içeren metinlere rastlarız. Bunlar savaşa, sömürüye, militarist aygıtlara, bunların uygulama ve politikalarına karşı çıkan birer politik manifesto gibidir.

***

Sadece birkaç örnek: Edebiyatta yaygın bir yeri olan, çok sayıda esere konu olan, bu alanda bir başına adeta bir edebiyat yaratacak yetkinlikteki Homeros’un savaşı konu alan destansı ‘İlyada’ adlı eseri savaşın hayatta ve insanda yarattığı tahribatı bize duyurmaya çalışan bir barış çağrısıdır. 

Yakın Çağlarda savaş ve barış üzerine en güçlü yapıtlardan-birini de Tolstoy vermiştir demekle, sanırız, hata etmiş olmayız. Tolstoy, Savaş ve Barış adlı romanında savaşın getirdiği yıkımı büyük çöküntüyü eşsiz bir ustalıkla anlatmıştır. Bu eserdeki temel kahramanlar ve diğer kişiler insan ruhunun, insan karakterinin olumlu-olumsuz hemen bütün yönlerini simgelerler. Sonrasında söz gelimi Ernest Hemingway İspanya İç Savaşının insan ruhunu derinden yaralayan büyük dramını tüm gerçekliğiyle ortaya koymuştur.

Bertolt Brecht, savaş çığlıklarının atılmaya başladığı zaman, daha okulda iken Horatius’un "Vatan iςin ölmek hoş ve onurludur") sözü üzerine yazdığı bir yazıda "Bu söz yalnızca boş kafalıların rağbet ettiği bir propaganda sloganıdır’ cümlesi ile savaşa karşı tavrını net bir şekilde göstermiştir.

Pablo Picasso da “savaşların en korkuncu” diye nitelenen kardeş boğuşmasının, kanlı İspanya İç Savaşının dehşet verici bir kesitini “Guerrıica” tablosunda bütün açıklığıyla gözler önüne sermişti.

Ernest Renan da “savaşın gerçek mağlupları sadece ölülerdir” der. A.Heywood ise “Barışta çocuklar babalarını, savaşta ise babalar oğullarım gömerler” demektedir. Bu sözler bile hiç bir açıklamaya ihtiyaç duyulmayacak kadar öğretici ve düşündürücüdür. Aynı yetkinlikte daha birçok sanatçı örnek verilebilir.

***

“Şiddet, sözün bittiği yerde başlar”mış. Söz ise insanın bitmez tükenmez hazinesidir. Sanatın olduğu kadar siyasettin de en temel aracıdır. Sözün bittiği yerde çığlıklardan başka ses duyulmaz olur. Savaşa ‘operasyon’, ‘harekat’ gibi nazik tanımlar uydurularak, olan-bitenin meşrulaştırılmış toplu cinayetler serisi olduğunu unutmamız isteniyor sanki. Oysa vahşetin adı, kanın rengi değişmiyor. Söz bitmemeli. Sözün bittiği yerde şer vardır, kavga vardır. Tam da bu noktada sanatın iyileştirici gücüne ihtiyaç vardır. Sanatçı gerek eserlerinde gerekse söylemlerinde savaşlara karşı tavrını belirlemeli, barış arzularını güçlendirmelidir.

Barış içinde bir yaşamı hazırlamada kendine insanım diyen herkese görev düşüyor. Düşünce ve amaçları ne olursa olsun her kesimin ve onları temsil edenlerin bu konuda aktif rol üstlenmeleri gerekir. Bu konuda en çok da sanata ve sanatçıya büyük görev düşmektedir. Ancak bu sayede savaşı kışkırtan politikaların önüne geçilebilir.

Yazarın diğer yazıları