Savaşın sebebi de yalan darbenin sebebi de

Bir yandan kendi ordusuna saldırıyor. Daha geçen gün yüz bilmem kaç subayı kodese tıktı. 80 subayın eşini tutukladı.

Diğer yandan da Küt Özgürlük Hareketine saldırıyor. Ve bu iki güç birbiriyle savaşıyor.

Ne güzel değil mi?

Çok güzel.

Bu güzel manzarayı seyreden laik ve ulusalcı ya da Kemalist ve Atatürkçü, „en büyük asker bizim asker” diyerek ordunun Kürt Özgürlük Hareketiyle savaşmasına alkış tutuyor. Alkış tutunca kime alkış tutmuş oluyor? O ordunun feleğini şaşırtan, „sahte bir darbe” provokasyonuyla, generallerin yarısını pataklayarak ve kim bilir daha neler yaparak hapse atan ve atmaya devam eden Erdoğan’a alkış tutuyor.

Hatta başka şeyler de oluyor.

Bizim laik, ulusalcı, Kemalist ve Atatürkçü kardeşlerimiz, „FETÖ” numaralarını yuttukları için, o generallerin „imam” olduğunu düşünüyor. „İmam generalin” de başına gelenlerle ilgilenmiyor.

İyi de içeriye tıkılan bu subaylar gerçekten de „imam” mı? Gerçekten de Gülen Cemaatinin askerleri mi?

Bunlar bildiğimiz subaylar. NATO tarafından eğitilmişler. Bu Amerikan eğitimiyle Harbiye’nin Kemalizm eğitimini ruhlarında, bilinçlerinde birleştirmişler. Saray, bunların NATO’ya, dolayısı ile ABD’ye „bağlılıklarını“ bildiği için onları „kontrollü darbeyle” oyuna getirdi. 

Okuyorsunuz.

Şehirlerden sürülüp atılan bu ordunun da „malları” yağmalanıyor. Şehirlerdeki büyük ağaçlıklı muazzam arsalara „rezidans” yapacaklarmış. „İnşaat” ekonomisiyle ekonomiyi batırdılar, yine inşaat ekonomisiyle ekonomiyi „kurtaracaklarına” halkı inandırmaya çalışıyorlar. 

Binlerce subayın maaşları iptal edildi. Mallarına el konuldu. Binlercesinin eşi, çoluk çocuğu sefalete uğradı.

Bizimki bunları „imam” sandığı için polislerin postallarının altında yüzü gözü dağılan subaylarla ilgilenmiyor bile.

İlgilenmeyince ne yapmış oluyor? Saray’ın kendi ordusunu tasfiye etmesine destek vermiş oluyor. Bizim için sorun yok, siz iyi düşünün.

Oysa Kılıçdaroğlu bile, „Yenikapı ruhu” filan dedikten bilmem kaç ay sonra bu „kontrollü darbeydi”, asıl darbe OHAL ilan edildiği zaman 20 Temmuz’da gerçekleşti” demedi mi?

Eeee… O zaman ömrünüz boyunca tepenizde taşıdığınız ordunuzu savunsanıza…

Savunamazlar.

Hangi orduyu savunurlar?

Sınıf arkadaşları Saray’ın zindanlarında inim inim inlerken, koltuk, maaş, rütbe için Saray’ın emrine giren ve Kürt halkına karşı savaşan orduyu savunurlar.

Böyle bir orduyu savundukları zaman ne yapmış olurlar? Bu savaşın emrini, aşağılık bir yalana dayanarak veren Saray’ı savunmuş olurlar.

Şimdi size şunları hatırlatayım:

Savaş geçtiğimiz yıl 24 Temmuz’da başladı. Saray savaş emini, Urfa’da iki polisin öldürülmesi üzerine verdi. Bu cinayet PKK’nin üstüne yıkıldı. Sonra ne oldu? Geçen gün mahkeme, bu cinayetin en önemli dört sanığını tahliye etti. Onlar, polislerin evine bitişik evi cinayet için tuttukları iddasıyla 17 ay tutuklu kalmışlardı. Ortaya bir şahit çıktı. Bir bakkal. O gün öldürülen iki polisin başka iki polisle eve gittiklerini gördüğünü söylemişti. Sonuç: Cinayet „Saray derin devleti” tarafından işlenmiş ve bu bahaneyle savaş başlatılmıştı. Savaşı PKK başlattı sanan sizlere karşı büyük bir yalan söylenmişti.

İkincisi ise AB’nin istihbarat servisinin açıklaması. 

İngiliz The Times gazetesi, Erdoğan’ın ordudaki görevden almalar ile büyük gözaltı dalgalarını 15 Temmuz’daki darbe girişimi öncesi planladığını yazdı. Gazete, bu bilgiyi Avrupa Birliği istihbarat merkezi INTCEN’in raporuna dayandırdı. Gazete Gülen cemaatinin orduda iddia edildiği gibi bir güce sahip olmadığını da yazdı.

Demek ki, PKK’nin savaş başlattığı da, Cemaatin darbe yaptığı da yalanmış. Bunların hepsi Saray’ın „önceden planladığı” korkunç bir komploymuş…

Ve şimdi sıra sizde. Türkiye’nin laiklerinde, Kemalistlerinde, ulusalcılarında. Darbeyi tertipletenler ve savaşı başlatanlar, şimdi sizleri de Saray’a kul köle yapacak bir anayasa oyunu oynamakta…

O halde „darbenin de savaşın da sorumlusu Saray’dır” diyerek „ayağa kalksanıza”…

Yazarın diğer yazıları