Seçeneksizliklerin seçeneği FN!

Fransa’da bölge seçimlerinin birinci turunda aşırı sağın temsilcisi Ulusal Cephe’nin (FN) birinci parti olması büyük tartışmalara yol açtı. Önümüzdeki Pazar günü yapılacak seçimlerin ikinci turu öncesi partilerin stratejik çalışmaları sürerken, ikinci bir şok etkisi de iktidardaki Sosyalist Parti’nin ‘FN’nin geçişini durdurmak stratejisi’ adı altında Sarkozy’nin partisi Cumhuriyetçileri desteklediğini açıklaması oldu. 

Basın yayın organlarında "şok" sonuç olarak verilen, birçok siyasi aktörün üzerinde tartışmalar yaptığı bu sonuç, aslında öyle söylenildiği gibi bir sürpriz değildi. Bundan iki ay öncesinde yapılan seçim sonucuna dair anketlerde zaten, FN birinci parti olarak öne çıkıyordu. Bu yükseliş hali, Avrupa Parlamento, Fransa’da parlamento, Belediye ve cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi önemli son yıllarda yapılmış dört önemli seçim sürecinde sürekli artan bir oy profili şeklinde devam etmişti.  

Bu sadece Fransa’ya özgü bir durumda değil elbet. Avrupa’nın birçok ülkesine bakıldığında aşırı sağ partiler oy potansiyeli olarak bir yükseliş gösteriyor. Krizlerin derinleştiği süreçlerde yıpranan sağ partiler biraz geriye çekilip limanda yeniden denize açılması için bekletilirken, liberal sol bir parti iktidara getirilip ve aşırı sağ ise hep yükselen bir profil olarak arkadan gösterilen bir sopa durumunda. Bu yükseliş hali ayrıca Fransa’da bir ilk değil. Aynı durum 2005 yılında yaşanmış ve dönemin sağ Cumhurbaşkanı, Le Pen seçilmesin diye o dönem sol tarafından desteklenmişti. 

Bugün yaşananlar, 2017 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını gösteriyor. Bir önceki iktidar partisinin lideri Sarkozy Cumhurbaşkanlığına hazırlanıyor. Yıpranan UMP, ad değişikliğine giderek Cumhuriyetçiler adını aldı. Devamında yolsuzluk, rüşvet skandallarıyla devre dışı bırakılan Sarkozy’nin dosyaları bir bir rafa kaldırıldı. Sarkozy, yıpranan iktidar partisi Sosyalist Parti yerine bir sonraki seçimlerde ülkede bulunan diğer sol partilerinde neredeyse tek seçeneği haline getirildi. Bu nedenle Fransa’da yaşanan kanlı saldırıların bu duruma tek nedeni olduğunu belirtmek pekte gerçekçi değil. Bu durum belli bir etki yaratsa da Fransa’da son on yıl içerisindeki siyasi ve ekonomik politikalara bakıldığında toplumsal bir dönüşümden bahsedebiliriz. 

Fransız toplumunun "eşitlik, kardeşlik ve özgürlük" değerleri diye sarıldığı her bir başlık kendi içerisinde bir evrime uğradı. Toplumda, gelir dağılımında yaşanan uçurum büyüdü. İşsizlik tavan yaptı. Sosyal haklar bir bir budandı. AB gibi ülkelerin kısmi "refahından" bahsedemiyoruz artık. Fransa’nın "eşit"liği bir ev kirasına dayanan asgari ücret uygulamasıyla çoktan dağıldı. Kardeşlik derken, yüzyıllardır farklı halklarla yaşama kültürü ile bilinen Fransa için, yabancının her kötülüğün anası olarak tanımlanmasıyla çoktan kafalarda silindi. Kardeş; işsizliğin, kardeş; yokluğun sebebi oldu. Yargı bağımsızlığı rafa kalkmış, eğitimden, sağlığa bütün alanlarda kemer sıkma politikaları nedeniyle işten atmalar, kapatmalar birbirini izlemiş, her altı ayda bir asker ve polis alımı tavan yapmış bir ülke var artık karşımızda. Son on yılların politik ve ekonomik uygulamalarıyla FN’e oy veren milyonları biriktirerek bugüne gelmiş bulunuyoruz. 

İkinci turda aşırı sağın kaybetmesi için Sosyalistlerin geri çekilip oyların Cumhuriyetçilere gitmesi bekleniyor. Sol Cephe, Yeşiller, NPA vb partiler ise kriz, işsizlik, eğitim, barınma ve daha birçok sorunla boğuşan milyonları; ikna edecek, politik ve siyasi bir çözüm odağı olma noktasından çok uzaklar. Bütün bunlar düşünüldüğünde ortada "şok" olacak bir tablo yok. Seçeneksizliklerin seçeneğinin FN olması doğal bir kapitalist döngü olarak karşımızda duruyor. 

Yazarın diğer yazıları