Seçim hassasiyeti ve sessizlik…

YSK bu hafta uzattıkça uzattığı İstanbul seçimleri kararını açıkladı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını İmamoğlu’nun kazandığı netleşince, bir türlü bunu içine sindiremeyen Erdoğan nihayetinde seçimi yeniletiyor.

Seçim öncesi ve sonrası yaşananlar ve hükümet nezdinde yapılan açıklamalar gösteriyor ki artık durum sadece İstanbul Büyükşehir Belediye başkanını seçmekten çok öte bir hal aldı. AKP-MHP bloku bu yeni seçim süreci boyunca anlaşılan faşizan politikalarından ödün vermeyecek, halkın zaaflarını kullanarak sahte gündemler yaratmaya devam edecek, milliyetçi duyguları kaşıyacak, başta Kürtler olmak üzere muhalefeti terörize etmeye devam edecek.

Fakat diğer taraftan YSK kararına dünyadan tepkiler çığ gibi büyüyor. İlk tepki gösteren ülkelerden biri de Almanya oldu. Almanya’da gerek hükümetten, gerekse Federal Meclis’ten seçimlere yönelik antidemokratik karar eleştirildi.

Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier “Türkiye’nin geleceğine ve demokratik değerlere” büyük değer veren biri olarak YSK’nın İstanbul seçimlerini tekrar etme kararından ciddi endişe duyduğunu belirtti. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ise kararı “yeterince şeffaf ve makul olamamakla” eleştirdi. Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth, “Seçimin iptal edilmesi Türkiye’de demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri açısından ciddi bir gerilemedir“ yorumunu yaparken, Yeşiller partisi Federal Meclis Başkanvekili Claudia Roth, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve partisi AKP’nin yerel seçimlerden sonra demokratik değişim umut edenlerin hepsine kötü bir ders vermek istediği görülüyor” ifadelerini kullandı. Sol Parti lideri Katja Kipping, “Erdoğan seçim sonuçları ona uymadığı için İstanbul’da seçimleri yeniliyor” dedi. Alman basını da konuya geniş yer ayırdı. Gerek siyasetçilerden, gerekse basında yorumlar gelmeye devam ediyor.

İstanbul seçimleri elbette oldukça önemli bir yerde. Zira Erdoğan’ın yenilgisinin güçlü bir argümanı. Fakat gündemi sadece seçime boğmak isteyenler şu an ülkenin kanayan yarasına karşı sessiz, ya da görmezden geliyor. 2 Mayıs’ta Öcalan ile avukatları arasında gerçekleşen görüşmenin sonucunda gönderilen mesajda önemli kodlar bulunuyor.

Tecrit koşullarına karşı açlık grevine başlayan Leyla Güven, cezaevindeki tutsaklar, dünyanın bir çok ülkesinde devam eden açlık grevleri sonlanmadı. Nitekim görüşmeyi önemli bulmakla beraber tecrit koşullarının ortadan kalkmadığını ve hükümet nezdinde resmi bir açıklama yapılmadığı müddetçe eylemlerine devam edeceklerini açıkladılar. Eylemlerini ölüm orucuna çeviren tutsakların sayısı ise giderek artıyor.

Açlık grevleri başladığından bu yana gerek Almanya gerekse Avrupa’da sessizlik hakim. Zira Strasbourg’ta açlık grevinde olan Yüksel Koç’un oğlu Mazlum Koç tarafından “Türkiye’nin geleceğine ve demokratik değerlere” büyük değer veren biri olan Alman Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’e gönderilen mektuba, “Alman Cumhurbaşkanlığı’nın yetkisiz olduğu” cevabı verildi. Kızı Dilan Koç tarafından Almanya Başbakanı Angela Merkel’e gönderilen mektuba ise “Babanızı ikna edin, açlık grevini bıraksın” yorumlu bir cevap verilmişti.

Almanya hala açlık grevleri konusunu “Türkiye’nin iç meselesi” olarak ele alıyor. Oysa tecrit de, açlık grevleri de, Kürt sorunu da bir iç sorun olmaktan uzun zamandır çıkmış durumda. Cezaevindeki tutsaklardan bir grubu ölüm orucuna başlamıştı, bir başka grup da dün itibariyle başladığını açıkladı. Kaybedilen tek bir gün bile onları ölüme götürüyor. Ve o insanlar İstanbul seçimlerine duyulan duyarlılıktan fazlasını hakkediyor.

***

Almanya’da 10 Nisan 1933 yılında Berlin Opera Binası’nın önünde Nazi rejiminin tasvip etmediği çok sayıda muhalif yazarın kitapları meydanlara yığılarak ateşe verilmişti. Bu olay Nazi rejiminin sanatı, kültürü, düşünceyi kendi boyunduruğu altına alma çabalarının önemli bir adımı idi. Muhalif her kesime korku salarak tasfiye edilmeleri amaçlanmıştı. Kitapların yakıldığı bir zeminde daha sonra insanlar yakıldı.

Şimdi Almanya’da tarihe kara sayfalar bırakan o günler lanetle anılır, hatırlanmak istenmez.

Fakat günümüz Türkiye’sinde iktidarın uygulamaları Nazi döneminden farksız mıdır?

Öyleyse en sıkı ilişkide olduğu ülke olan Türkiye’ye Almanya neden sessiz kalıyor ve işine gelmeyen meseleleri iç mesele olarak görüyor?

Yazarın diğer yazıları