Seçimin bir galibi var

Seçim sonuçları açıklandıktan sonra yapılan iç değerlendirmelere bakın; bu seçimin mağlubu yok. Tayyip ilk turda seçimi alarak galip, Ekmeleddin bu kadar sönük performans ve kötü kampanyaya rağmen o kadar oy almakla galip, Demirtaş tüm Türkiye’den oy almakla ve oylarını büyük oranda artırmış olmakla galip.

Tamam, bu değerlendirmelerin hepsinde haklılık payı var. Ayrıca ben de pozitif bakmayı severim ama herkesin galip olması size de biraz garip gelmiyor mu? Hem, galip varsa mağlup nerede diye soran olmaz mı?
Bu pozitif psikolojinin “ha gayret!” babından  teşvik edici bir yanı olduğu da  söylenebilir, buna da bir itirazım yok. Ancak bu yorumların ya da psikolojik ihtiyaçların hiçbiri seçimin bir galibi olduğunu gizlemeye yetmiyor.  
Evet, seçimin galibi Tayyip. Yani temsil ettiği tarz ve değerler oldu. Üstelik bunu, iddia edildiğinin aksine sadece katılanların çoğunluğu, yani seçmenin yaklaşık üçte birinin oyu ile de değil, yüzde altmış civarı bir oyla gerçekleştirdi. Oy kullanmayan yüzde 25’lik kesim, yok ya da muhalif sayılarak yapılan tespitlerin kimseye yararı yok. Zira bu oylar nitelik olarak muhalif olmadıkları gibi kaderci olmaları nedeniyle muhafazakarlığa daha yakın. Nasıl olsa Tayyip kazanacak, o kazanmasa Ekmeleddin olsa ne olur ki zaten, hem desteklenecek başka kimse de yok ki düşüncesiyle, bir vurdumduymazlıkla gitmediler sandığa. Yani Tayyip karşısında susmayı tercih ettiler. Yani susarak onayladılar. Yani Tayyip’i desteklediler. Yani Tayyip seçmenin; yani toplumun yüzde altmışının desteğini almış oldu.
Üzerinde durulması gereken en önemli nokta bu bence. Ortaya çıkan hırsızlıklara, arsızlıklara, hukuk yasa tanımazlıklara, ötekileştirmelere, muhalif her türlü harekete yönelik tehditlere, devletin sorumluluğu olan iş cinayetlerine, artan kadın cinayetlerine, büyüyen işsizliğe, gelir dağılımında derinleşen eşitsizliğe, açlık sınırının altındaki asgari ücrete, güvencesiz, kayıtsız istihdamın tırmanmasına, uyuşturucunun ilkokullara kadar girmesine, sağlık ve eğitimin ticarileştirilmesinin ağır sonuçlarına, sosyal yaşamın getirilen yasaklarla mahalle baskılarıyla daraltılmasına,  adli skandallara, devlet kurumlarının itibar kaybına ve benzeri daha pek çok şeye ve bu olumsuzlukların artarak devam edeceğini gösteren ciddi verilere rağmen yüzde altmış destek.
HDP’nin söylemlerindeki özgürlük, eşitlik, kardeşlik, barış, insanlık gibi yüksek değerlerin toplumda bir itibarı olduğunu yine bu seçim sürecinde gördük. Ancak bu itibar, belirgin Kürt ve sosyalist kesimler dışındakiler için sadece bir romantizm derecesinde destek buldu.
Tartışmalara tam hız devam. “Tayyip başkanlık ya da yarı başkanlığa mı geçecek, Tayyip gidince AKP dağılacak mı, CHP kurultaya mı gidecek, MHP yerini koruyacak mı?  CHP-HDP ile ittifak yapsaydı seçimi alır mıydı?” Hatta  “CHP’li kimi milletvekilleri, HDP’nin söylemleri CHP’nin söylemleri olmalıydı” diyerek statüko partisi CHP’ye yeniden sol makyaja bile heves ediyorlar yeniden.
Dikkatinizi çektiği muhakkak, yapılan tüm tartışmalar yine siyasetin usulüne dair. İktidar, CHP ve MHP işin esasına girmek istemiyor. Hatta işin esasını saklamak için bin çeşit numaraya yatıyor. Bu yolla toplumun enerjisini ürettiği yapay kulvarlarda tüketiyor. Toplum karnının açlığını, yoksunluklarını değil de Tayyip başkan olsun mu olmasın mı ile kavgaya tutuşuyor.
Tayyip herkesi kucaklamaktan söz ederken, müftüsü, Karadeniz yaylasında yapılan bir festivalde tam da horonla coşmuşken herkes, alıyor mikrofonu eline “kadın erkek birlikte horon çekemez, erkekler kadınların horonunu izleyemez, bu dinen caiz değil” diye fetva veriyor. Kimse “yetti bu diyanet” demiyor da başkanlık, kurultay bilmem ne tartışmaya devam ediyor. Ve Tayyip kazanmaya devam ediyor.
Hal böyle olunca bu konuyu başka bir yazıda tartışmak isterim doğrusu. Ve bir başlangıç cümlesi;  “nasıl galip olunur” diye düşünenin öncelikle, “başarmak istediğim nedir” sorusuna yeterli bir cevabı olmalı.

Yazarın diğer yazıları