Sefaletli ve kanlı sermaye birikimi

Yılın son haftasında asgari ücret açıklandı: 2324,70 tl. Şimdilik 390 dolar. Şimdilik, çünkü Türk Lirası değer yitirdikçe yıl sonuna varmadan rahatlıkla 300 doların altına düşer. Çin işçisine burjuvazisi/devletinin biçtiği asgari ücret de (322 dolar) bu rakama yakın. Tabii ki alım gücüne göre ise Çin’deki asgari ücret “milli ve yerli” diktatörün biçtiği ücretin bir hayli üzerinde.

İyi niyetli bazı ekonomistler, “Türkiye bu yoksulluk kısır döngüsünü ne zaman kıracak, asgari ücreti insanca yaşam seviyesine ne zaman çıkaracak” (B.Soydan, t24) diye yakınıyorlar. IMF raporu asgari ücret artışına rağmen Türkiye’nin rekabet gücünde iyileşme olduğunu belirtiyor. Bu notu da aynı ekonomist vurgulayarak, emek gücünün sermayeye 2015’te 100 olarak alınırsa 10 yılda 180’den 40’ın biraz üzerine inmesinin, 10 yılın çok çok gerisine düşmesinin acı verici olduğunu belirtiyor.

Vurgulamaya devam edelim. Sefalet birikmeye devam eder, asgari ücret açlık sınırının altında seyrederken, 2017’de P80/P20 oranıyla hesaplanan gelir dağılımı eşitsizliğinde Türkiye, Sırbistan’dan sonra gelerek Avrupa’da ikinci ülke oldu. (euronews.com/2019/09/19)

Öte yandan, her yıl 2000 civarında işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor. (bknz. İş cinayetleri raporları, isigmeclisi.org)

Türkiye’de sermaye, birikimini hızlandırmak için yalnızca sefalet üretmekle kalmıyor, birikimi kanlı da yapıyor.

1800’lü yılların ikinci yarısında kapitalizmin en gelişmiş ülkesi İngiltere başta gelmek üzere Avrupa’da, bir yanda sermaye birikirken, diğer yanda sefalet biriktirdiğini, Karl Marx ölümsüz eserlerinde vurguladı.

Sonraki süreçte kapitalist merkezlerde işçi ücreti ve sosyal hakların gelişmesi, işçi sınıfının sosyalizm ve hakları için mücadelesinin sonucu olarak gerçekleşti.

Bir de elbette sermayenin sömürgelerden elde ettiği aşırı karın bir bölümünü vererek işçileri kendisine bağlamak ve sosyalizm amacıyla mücadeleyi engellemek istemesi rol oynadı.

Cecil Rhodes’e atfedilen bir hikaye var. İngiltere sömürgeler bakanı iken, doğu Londra sokaklarındaki yoksulluğu yanındakine göstererek, ‘bunu gidermek için sömürge savaşlarından başka yol yok’ içeriğinde sözler söylediği rivayet edilir.

Sosyalizmin yıkıldığı ve işçi sınıfının mücadelesinin gerilediği dönemden geçtik. Kapitalizmin merkezi ülkelerinde de sermaye, devletiyle elele işçi haklarını ve sosyal hakları tırpanlıyor. Her devlet temsil ettiği sermayenin rekabet gücünü artırmak için yaptığını arsızca dile getiriyor.

Mali-ekonomik sömürge haline getirdiği, görece geri kapitalist ülkelerde ise, o ülkelerin sermayesi ve devleti, ucuz işgücü rekabetiyle dünya mali sermayesini yatırıma çekmeye çalışıyor. İşbirliği ve ortaklıkla kendi büyümesini güvencelemek istiyor.

Türkiye dahil, dünya ve bölge burjuvazisi ve devletleri bununla yetinmiyorlar da. Her biri, şiddetlenen rekabet temeli üzerinde, enerji ve hammadde kaynaklarını, sermaye ve meta ihraç alanlarını işgalci savaşlarla gasp ediyor, kendi sermayesinin rakipsiz talan ettiği alanlara dönüştürmek, rekabette üstün çıkmak istiyor. Kapitalizmin vahşiliğinin artışıyla, işgalci savaşların tırmanan vahşeti, kapitalizmin karekteristik niteliği olarak birleşiyor.

Diktatör Erdoğan, bu karekteristik niteliğin özgün ve kaba örneği.

Bakanına “işçiyi ezdirmedik” yalanını arsızca söyletiyor, içte-dışta savaşı pervasızca tırmandırıyor.

Rojava işgalinden sonra çetelerini, savaş mekanizmasını Libya’ya seferber ediyor. Libya’nın verimli petrolünü talan için ve himayesindeki ihvancı iktidarı korumak için savaş narası atıyor. Sermaye büyütmeyi, sefalet biriktirerek, iş cinayetlerini artırarak, savaş cinayetlerini tırmandırarak kanlı vahşetle sürdürüyor.

İşçi sınıfı ve ezilenler, Erdoğan’ın diktatörlüğüne de, içte-dışta savaş vahşetine de, sefaletle ve kanla sermaye büyütmesine de , yalnızca mücadele ederek karşı koyabilir. Erdoğan diktatörlüğünü yıkarak, devamla işçi sınıfı ve ezilenlerini iktidarını kurarak, sefaletli ve kanlı birikime son verebilir, yakınarak değil!

Yazarın diğer yazıları