Selahattin Demirtaş korkusu

Selahattin Demirtaş, Faruk Bidirici ile yaptığı ve 16 Haziran 2011 tarihli Hürriyet gazetesinde yayımlanan röportajda, “Kürt diye bir etnik kimlik olduğunu lisede öğrendim“ diyordu.

Ama Kürt kimliğinin çelikleşmesi, Kürtlerin oy verdiği Halkın Emek Partisi (HEP) Amed il başkanı Vedat Aydın’ın katledilmesinden sonradır. Öyle ki, 1991’de anayasa ve yasalarını yana iterek, Kürdistan boyunca “faili meçhul“ kamuflajlı haydutlaşma sürecine geçti. İlk kurdan, ölüm listesinin başındaki Vedat Aydın’dı. Polisler onu, 5 Temmuz 1991 gece yarısından sonra evinden aldılar. İki gün sonra ölüsü, yol kenarında bulundu. İşkenceden tanınmaz haldeydi. Kolları, bacakları da kırıktı.

10 Temmuz’da, cenazesi kaldırıldığında, Kürdistan Amed’e akmıştı, sanki. Sokak ve meydanlar doluydu. Amed tarihinin en büyük kalabalığına tanıklık ediyordu.

Selahattin Demirtaş Faruk Bildirici’ye anlatıyordu:

“Cenaze töreninin yapılacağı meydana doğru yürürken, bir grup gençle karşılaştım. Onlar kaçıyor, sivil polisler kalaslarla kovalıyorlardı. Ben de o gençlerle birlikte kaçtım.“

Türk devleti tarafından katledilmiş bir düşmanın, bunca insan tarafından kucaklanması kabul edilemezdi, elbette. Edilmezdi de…

Çünkü Kürtlere göre, cenazeler “Nuh Nebi’den beri“ yer yüzünün bütün toplumlarında kutsal, ardında yürüyenler de dokunulmazdı. Eh Türkler nihayetinde “insan“dı. Göz darlığı edecek değillerdi, ya…

Ama öyle olmadı. Vahşi, vahşetini gösterdi, sonunda. Cenaze Mardin Kapı’da defnedileceği sırada Türk devleti, havadan ve karadan ölüm yağdırmaya başladı. “Bir Türk dünyaya bedel“di, bir kara daha. Vahşet büyük, ortalık kan kokuyordu. Her yer ölü ve yaralılarla doluydu…

Demirtaş anlatıyordu:

“O gün, başka bir insan oldum. Hayatımın rotası değişti. Kafamda, ilk siyasal şimşeklerin çakıldığı gün, o gündür.“

Kurt kurtluğunu yapmıştı. Gün onun günüydü. Demirtaş o gece, halkının davasına adanmış bir genç olarak yattı yatağına. Geci yok, hemen o gün, Kürt gençleri bölük bölük dağlara akmaya başladı. Kürtler Türk devletinin savaşı kızıştı…

Savaş bütün hızıyla sürerken, dinbazlar fırladılar ortalık yere. İçlerinde çıplak göbeklere üfürerek “bahtsız kadınların derdi“ne çare üreten üfürükçüler, kadın göbeğine muska yazarak para kazananlar vardı. Cami avlularına dadanmış ayakkabı hırsızları, namaza duranların cebini soyan yankesiciler, müptezel hırsızlar, kalpazanlar, soyguncu ve yalancılar…

En alttaki maganda, iktidara talipti. Halk önüne çıktıklarında, öylesine içtenlikle insan, o kadar özgürlükçüydü ki, inanmamak, güven duymamak mümkün değildi. Kürdistan davası da ağızlarında pelesenkti. Allah üstüne yemin billah ederek özgürlük vadediyorlardı, Kürtlere. Bunu yaparken, Atatürk dönemini mahkum ediyor, hatta Dersim soykırımı için, devletin özür dilenmesi gerektiğini söylüyorlardı…

Maganda, “Kürt sorunu benim sorunumdur, ırkçılığı ayağımın altına aldım ezdim“ derken, o kadar inandıcıydı ki, bir hoş olmaktan ağlayan Kürtlere bile rastlanıyordu. Ne demek, Kürtlerin “Şekspiri” Ehmedê Xanî’nin büstü bile dikiliydi. Belediyelerin kapısında Kürtçe tabela, makamlarda seçilmiş Kürtler…

Kim inanabilirdi, Kürtleri daha fazla kullanamayacağını anlayan magandanın geçmişteki bütün katilleri aratan gaddar olacağını… Ama oldu işte. Maganda Roboskî’den toplu cinayetler işleme emrini verdi. Kürt şehirlerini kuşatıp yakma planına geldi sıra. Çocuk oyuncağı bir kaç barikatı, bahane edip evleri insan başına yıktırdı. Cizre’de insanları diri diri yakma emrini, sonraya bıraktı…

Ama bunla da kalmadı. Kürtler yer yüzünden silinmeliydi. Putin ve Trupm’tan izin satın alındı. Rojava işgal edildi. Güney Kürdistan işgal kuleleriyle donatıldı.

Recep Tayyip Erdoğan, keyifli artık. Çünkü kafasına göre bir demokrasi yürütüyor. Gasp da Recep Tayyip demokrasisinin bir parçası…

Kürdistan Belediye yönetimleri gasp edildi. Kürtlerin oy verdiği HDP polisin şamar oğlanı ama, lideri Demirtaş en başta, bütün önder kadroları esir.

Ama zindandaki Demirtaş, sıradan biri olmadığını gösteren sanat çalışmalarıyla, Recep Tayyip’i çıldırtıyor, adeta.

Tiyatro sanatçısı Julide Kural, Demirtaş’ın hikayelerinden bir seçkiyle sahneye çıkınca, Recep Tayyip ile cellat olması gerekirken, Türk medyasında yazar olmuş katil ruhlu bazıları saldırıya geçtiler. Gösteriyi Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’la birlkte izleyen CHP lider Kılıçdaroğlu’nun eşi Sevil Kılıçdaroğlu‘nu, İstanbul Belediye Başkanının eşi Dilek İmamoğlu ile CHP İstanbul il başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun partisinin parlamento grup toplantısında, kalabalığa yuhalatıyordu.

(Yakışır. Daha önce polisin katlettiği 14 yaşındaki Berkin Elvan’ın annesini kalabalıklara yuhalatmış, sonra hakkında dava açmıştı.)

Recep, oturduğu makama pisleyerek, Türk adaletine görede halen bir masum olan terörist diyordu. O zaptiyesi Gestapo Süleyman ile besleme kalemler izinde gidiyorlardı.

Selahaddin kişiliğinde, Kürt korkusunu dışa vuran hezeyanlardır, bunlar. Bunlar saldırdıkça büyüyor, o. Hasan Cemal’in deyimiyle “Selo“dur.

Korksunlar, korkacaklardır…

Yazarın diğer yazıları