Sen de boykot et!    –   Rohat BARAN

Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik başlatmış olduğu işgal saldırısından sonra Başurê Kurdistan’da Türk mallarına yönelik başlatılan boykot toplumun neredeyse tüm kesimleri tarafından sahiplenildi ve gün geçtikçe yaygınlaştı.

Herhalde Kürtler için boykotun en önemli sonucu, ulusal birlik anlamında duyguda oluşmuş bütünlüğün eylemde de anlam bulmuş olmasıdır. Kürtler bir olmalı! Kürtler ortak davranmalı! Soykırımcı sömürgeci Türk devleti Kürt düşmanıdır! Söylemleri boykotlara katılımla daha fazla anlam buluyor. Bu gerçeği artık Başurê Kurdistan’da yaşayan herkes rahatlıkla görmektedir. Zaten onun için Dihok’tan Süleymaniye’ye, Hewlêr’e kadar her yerde Türk mallarını boykot ediyor ve birbirine “sen de boykot et!” diyor. Gencinden yaşlısına herkes AKP-MHP faşizmine tepkisini Türk malını boykot ederek ortaya koyuyor. Çünkü bir kuruş da olsa bunun kendisine siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik kırım, yani soykırım olarak döndüğünü biliyor.

Aslında bir yönüyle bölgesel yönetime ve Başur’daki siyasi güçlere de mesaj veriyor, sen beni yok etmek isteyen bir devletle ilişki geliştirirsen ben de senin üzerine kurduğun ilişkilere ve bu ilişkilerin doğuracağı sonuçlara alet olmam diyor. Belki Başur’da Kürtlerin içine düşürülmüş olduğu üretimden koparılmış ve sadece maaşla insanları kendisine bağlayan sisteme karşı çok fazla tepkisini ortaya koyamıyordu, ama boykotla Başur yönetimine yönelik de de bir mesaj verilmiş oluyor. Türk devletiyle ekonomik ilişkilerini kes, deniyor.

Geçmiş süreçte piyasayı ele geçirmiş Türk malları artık esnaf eşrafının elinde patlıyor. Bir yandan üzülüyorlar malları elinde kaldığı için, ama diğer taraftan hoşnutlar. Çünkü onlar da Kürt’tür ve Türk devletine karşı tutum alınması gerektiğini düşünüyorlar. Zaten Türk devletinin kendi piyasalarına sürdüğü malların da defolu, tarihi geçmiş, bozuk ve üçüncü, dördüncü kalitede olduğunu biliyorlar.

Bundan birkaç gün önce Başur’da kalan bir arkadaşımla görüştüm, Boykotun başladığı dönem ve sonrasındaki sürece ilişkin başından geçen bir hikayeyi anlattı, epey bir güldüm. Boykotun ilk günlerinde elbise almak için pazara çıkmış, ama bir gününü vermesine rağmen istediği şeyi alamamış. Çünkü çoğu şey Türk malıymış. En son gittiği mağazada satıcı personel, ellerindeki malın Türk malı olmadığını, ancak piyasada hakim olduğu için başka yerlerden getirdikleri malın üzerine TM menşeini vurduklarını itiraf etmiş. Böyle bir şey olmasına rağmen, sadece TM menşei vurulduğu için istediği şeyi almayacağını söyleyen arkadaşıma personel de teşekkür etmiş ve bir daha Türk mallarını işyerine koymayacağı konusunda yeminler etmiş. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra aynı mağazaya bir daha gitmiş ve aynı personel arkadaşımı alıp depoya götürmüş. Kuytu bir köşeye Türk mallarını atmış ve o günden sonra mağazadaki TM menşeiliği tüm malları çıkarıp buraya attığını söylemiş.

Basından izlediğim kadarıyla ve söylenenlere göre yaşamın her alanında toplum boykota sahip çıkıyor. Akıllı telefonlarda basit bir uygulamayla bir malın nerede üretildiği tespit ediliyor ve Türk devletine ait oldu mu ondan uzak duruluyor. Şu anda en fazla revaçta gören bu uygulama olmaktadır.

Başurê Kurdistan halkı boykotu önemli bir düzeye ulaştırdı. Tabii ki sadece boykot etmek yeterli değildir, bir de başka güçlere muhtaç hale gelmemek için üretim yapmak gerekir. Bu anlamda kendisi neler yapacak konuları üzerine de kafa yorulmalıdır. Kürdistan’ın hem yeraltı hem de yerüstü açısından zengin kaynakları bulunmaktadır. Bunları değerlendirmek ve toplumu çalışır ve işler hale getirmek için neler yapılabilir sorularını sormak ve cevaplar bulmak gerekir.

Başur’un Türkiye’den alması gereken hiçbir şey yoktur, her şeyi kendisi üretebilir. Yani Başur Türkiye’ye muhtaç değildir, tersine Türkiye Başur’a muhtaçtır. Dolayısıyla Başur yönetimi toplumun bu istemini doğru okumalı, yerinden üretimin sağlanmasını hem teşvik etmeli hem de katkı sunmalıdır. Bir de Türk devletine karşı öneminin farkına varmalıdır.

Elbette ki Başurê Kurdistan tüm komşularıyla ticaret yapacak, buna kimsenin diyecek bir şeyi yoktur. Ama ticareti yapacak alternatifi varsa ve toplum da tutumu ve eylemliliğiyle sunulanın alternatifini istiyorsa buna kulak verilmelidir. Hele hele bu kadar açık Kürt düşmanlığı yapan AKP-MHP faşizmini ayakta tutmanın hiçbir anlamı yoktur. Gerçekten de şu anda Türkiye ekonomisinin ayakta kalmasını sağlayan en temel güç Başurê Kurdistan yönetimidir. Milyarlarca dolarlık gizli ve açık ticari anlaşmalarla bunu sağlıyor. Buna dur demesini bilmek gerekir.

Bugün Türkiye’de üzülerek izlediğimiz olaylar yaşanmaktadır, dünyada eşi görülmemiş biçimde toplu intiharlar gerçekleşiyor. Bu intiharları ekonomik krizden bağımsız düşünmek mümkün mü? Toplum öyle bir hale getirilmiş ki, ne yapacağını, ne diyeceğini bilemiyor ve sonuçta çaresizliğin içinde boğuluyor. Bunun hesabı herhalde iktidardan sorulmalıdır. İzlenen güvenlikçi politikalar sonucu harcanan paralar ve bunun sonucu millete yüklenen vergiler, düşük ücret ve işsizlik ve bunun toplumda yaratmış olduğu sıkışmışlık, bunalım insanları bu yola sevk ediyor. Yani ortada bir katletme durumu vardır ve sanık da iktidardır. İnsanlar AKP-MHP faşizminin kendisini ayakta tutmak için içine girmiş olduğu borç yığınının altında eziliyor ve bir çare bulamayınca siyanürü tercih ediyor. Ölüm tercih olamaz tabii, ama ölme ve öldürme üzerine kurulu oldu mu politikalar sonuçta birileri için yaşamın anlamı kalmamış oluyor ve ölüm tercih ediliyor.

Faşist şef Tayyip Erdoğan’ın “bir mermi kaç paradır, savaş halindeyiz” diyerek toplumu teskin etme çabasına Devlet Bahçeli de katılmış bulunuyor. Ne diyelim, Allah akıl fikir versin. Kin ve nefret duygularınızla toplumları birbirine düşürüp mermi ve bomba alıp insanları öldürerek ayakta kalacağınıza, insanların birbirini sevmesini sağlayın ve ekonominizi güçlendirin! Sevgi ülkeyi güçlendirir, nefret ise insanlığı ölüme sürükler. Bu savaşın sorumlusu kim? Tabii ki ben değilim. Ben olsam “dursun” derim. Ama benim “dursun” dememle durmuyor. Başka kimsenin de “dursun” demesiyle durmaz. Ama faşist şef Tayyip Erdoğan “durduruyorum” derse durur. İnsanlar daha huzurlu ve mutlu olur. Neden bunu yapmıyor?

Kuşkusuz sadece ekonomik sıkışmışlıkla soykırımcı sömürgeci bu iktidar yıkılmaz, esas olan mücadeledir. Ama ekonomi ve toplumun geçimini sağlama kaynakları konuları önemli şeylerdir. Toplumsal tepkilerin, eylemliliklerin açığa çıkmasını bile etkiler.

Son olarak, boykot sadece Başurê Kurdistan halkıyla ve Türk mallarını almamayla sınırlı kalmamalı. Dünyanın her yerinde yaşayan Kürtler ve dostları buna destek olmalıdır. Bununla birlikte Avrupa’da ve Türkiye’de yaşayan yurtseverler hiçbir biçimde maddi imkanlarını bu ülkeye aktarmamalıdır. Tabii ki her şeyden önemlisi de Kürtler Türkçeyi boykot etmelidirler ve kendi dilleriyle konuşmalıdırlar.

Yazarın diğer yazıları

    None Found