Serhildan jiyan e!  –  Dîlzar DÎLOK

Rojava’da demokratik özerklik için savaşan ve devlet dışı bir alan oluşturan Kürtlerin yürüttüğü özgürlük ve demokrasi mücadelesi önemli bir düzey kazandı. Tabi uluslararası alanda da kendini kabullendirdi. Kürdistan’da tüm kazanımlarda olduğu gibi, bunu savaşla, büyük bedeller vererek yarattı. Bu durum, salt Rojava Kürtlerinin değil, tüm Suriye’nin kaderini belirleyecek bir düzey yarattı.

Durum böyleyken, DAİŞ vahşeti tüm Rojava Kürdistan ve Şengal’i kana boyarken varolmayan, direniş göstermeyen, hatta direnişe saldıran, zayıflatmaya çalışan, tırtıklayan ve düşman güçler karşısında varlık gösteremeyen bazı kesimlerin, Bagera Cizîrê hamlesinin son aşamasının da ortaya çıkardığı gibi Rojava Kürdistan’ın DAİŞ çetelerinden büyük oranda kurtarıldığı bir dönemde, ortaya çıkmalarının nasıl bir anlamı var?

Kazanılmış Kürdistanî değerler var. Tabi bir de bunları kazananlar var. Ve bu kazanımlara göz koyan halk düşmanları, direniş karşıtları, işbirlikçi, teslimiyetçi kesimler var. Her zorluk karşısında düşmana boyun eğmeyi alışkanlık haline getirmiş olanların yapacağı şeyi yapıyorlar: teslim olmak ve direnenlerin kazanımlarına konmak! Tabi bunları yapabilmek için de, öncelikle bu değerleri kazananları ortadan kaldırmaları gerekiyor.

Kim bunlar?

İlk sırada, her zaman Kürdistan özgürlük mücadelesine karşıt olan, 1992 ihanet savaşından bu yana iktidarcı sistemlerin artığı olan tüm kesimleri teslimiyetçilik-işbirlikçilik düsturuyla örgütleyen, ve en son, Efrîn’i işgal eden çetelerle anlaşmaya oturan PDK ve Mesud Barzani var.

İkinci sırada da, PKK direniş çizgisinde duramayan, soykırım sisteminin posa haline getirdiği ve kendi gerilikleriyle düşman dayatmalarına teslim olan osman ve benzerleri var. ki bugün bunlar Suriye birleşik halk cephesi adındaki oluşuma sığınıp birlikte hareket etmek için kendi benzerlerinin sahasına girmek için antrenman yapıyor, yuvarlanıyorlar.

PDK veya Mesud Barzani bu dönemde Efrîn işgalcileriyle ne konuşabilir?

92 yılından beri bu Kürtler tarafından yönetilen Şêladizê’de halk, Türk sömürgeciliğine, işgalciliğine karşı isyan ederken, baş kaldırıp karakolları ateşe verirken, sloganlar atarak Kürdistan’ın birliğini haykıran devrimci eylemler geliştirirken, KDP ve Mesud Barzani, Efrîn çeteleriyle ne tartışabilir?

Bir olasılık: Efrîn’de yapılanları Başurê Kurdistan’da yapabilmek için çetelere akıl danışabilir. Başka bir olasılık: Şêladizê’de kendileri ne yaptıysa, Efrîn çetelerine de, aynısını yapmaları için akıl verebilir. Sonunda iki olasılık da aynıdır: Efrîn’den Şêladizê’e kadar, teslim olmuş, tüm değerlerine el konulmuş, tüm kültürel değerleri yok sayılmış, tüm toprakları karış karış Türk devletinin işgaline açılmış, Türk karakollarının gölgesine terk edilmiş Kürt yurdu olamayacak bir alan yaratmak.

Kürdistan’ı işgal eden, her gün soykırım uygulayan, hava saldırılarında her gün Kürt köylülerini katleden faşist Türk devletine karşı, KDP tek bir karşıt söz söylemedi. Ve aynı KDP, Şêladizê’deki Kürt gençlerinin haklı öfkesi karşısında halkı suçlayan, işgalcileri haklı çıkaran, kendi varlık ve yaşam koşulları hakkında özgürce söz söyleyen Kürt gençlerini suçladı. Yine aynı KDP, Şêladizê serhildanı sonrası yaptığı açıklamalarla, Kürt halk gerçeğinden kopukluğunu, egemenlerle olan akıldaşlığını da ortaya koydu. Ardından tutuklamalar, gözaltılar başladı. Hem de Türk istihbaratı MİT ile birlikte bunları yaptı. KDP, işgalci Türk devletinin silahla yaptığı soykırımları, tutuklamalarla tamamlamaya çalıştı. İnsanlık suçu işleyen ve uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanacak olan AKP-MHP faşizmi ile yapılan işbirliği, savaş suçuna, soykırım suçuna ortak olmaktır.

Oysa uzun yıllardır Kürdistan’da olan bir partinin, Kürdistan ihanet ve direniş tarihini bilmese de, hiç olmazsa küçük bir Kürdistan kasabasındaki insanların duygusunu, yaşayışını, toprağını, havasını, düşüncesini, öfkesini, sevincini bilmesi gerekirdi. Ne yazık ki, KDP bunu da bilemedi, bilemez.

Şêladizê halkı öfkeliydi, yakıp yıktı. Ama kendini kaybeden tahrik olmuş bir kitle değildi. Şêladizê halkı “ew cergê me sotin” diyordu, “serhildan jiyan e!” diyordu. Öyle ki, Şêladizê serhildan görüntülerinde ilginç kareler vardı. Örneğin, bir binayı baltalarla-kazmalarla yıkıp kıran gençler, bina yanarken, kazma ve baltaları toplayıp bir kenara bırakıyorlardı. Ne yaptıklarının farkındaydılar. Nasıl yapacaklarının farkındaydılar. Bundan dolayı Şêladizê serhildanı, Başurê Kurdistan halkının işgalci faşist Türk devletine olduğu kadar KDP’ye karşı da yaptığı bir isyandır. Bu aynı zamanda Kürdistan özgürlük mücadelesinde bir dönemin de başlangıcıdır.

KDP bu durumdan çıkmazsa, Şêladizê halkının işgalci Türk devletine yönelen öfkesi tüm Başurê Kurdistan öfkesi olur ve işbirlikçilikten vazgeçmeyen KDP’ye yönelir.

Yazarın diğer yazıları

    None Found