Seyid Riza’nın bıraktığı iz

“Ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor.

Savaş olanaklarının eşitsizliğine, yangın bombalarının, boğucu gazların kullanılmasına rağmen, ben ve yurttaşlarım Türkiye ordusunu başarısızlığa uğrattık.”

Alıntı, tutuklanmadan kısa bir süre önce, İngiltere Dışişleri Bakanlığı‘na yazılan mektuptan.

İmza: Dersim Generali Seyid Rıza’ya ait.

Devam ediyor:

“Direnişimiz karşısında Türkiye ordusu kasabaları bombalıyor, yakıp yıkıyor…”

Okurken, Rojava’nın bugününü düşündüm.

Türk Devleti ve Ordu politikası değişti mi?

Türkiye Rojava’da napalm ve kimyasal silahlar kullandı.

Direnişi kırmak için devamla kentler, kasabalar ve köyler bombalanıyor…

Seyid Rıza ekliyor:

“Zindanlar yumuşak başlı Kürt halkıyla dolup taşıyor, aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor ya da Türkiye’nin tecrit edilmiş bölgelerine sürülüyor.“

Bu tablo da Türkiye’nin Kuzey Kürdistan’daki yaptırımlarının değişmeyen tablosuna işaret ediyor.

“Üç milyon Kürt, sesimden ekselanslarına sesleniyor ve hükümetinizin manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı sizden istirham ediyor“ cümleleri, Seyid Rıza’nın son satırlarına ait.

Nuri Dersimi’nin “Hayatım ve Hatıratım“ eserinde, böylesi bir mektubun yazılması için Seyid Rıza’nın kendisinden yardım istediği yazılı.

Bu son satırları, şimdilerin Rojava’daki General’i Mazlum Abdî BM’ye yazar mı?

Eğer Suriye rejimi, talepleri kabul etmezse, belki de yazar.

Yararlanmak değil, Özerk Rojava statüsünün tanınması için yazmaz mı?

İdam edilişinin 82’inci yılında Seyid Rıza’yı bükülmeyen iradenin duruşunun sahibi olarak anılıyor.

Eskilerin MİT’i, MAH (Milli Emniyet Hizmeti)’nin arşivlerinden aktarılanlara göre, Mustafa Kemal Elazığ’a gelmeden önce asılmalıydı. MAH’in raporuna göre:

“Cesetler alınarak boş bir araziye gaz dökülerek yakıldı. Kalan kırıntılar da çuvallara konularak Elazığ Merkez Tren İstasyonu ile Yolçatı Tren İstasyonu arasında çukur kazılarak defnedildi.”

Seyid Rıza barış görüşmeleri teklifine fırsat vermek için yola koyulduğunda, kendisiyle birlikte olan 72 direnişçiyle birlikte tutuklanacağını ve Dersim’den sonra, bir hile Cumhuriyeti’nin Dersim topraklarını işgal edeceğini geç de olsa, bildi.

Mustafa Kemal’e: “Ben sizin hilelerinizi anlayamadım, onlarla baş edemedim, bu yüzden görüşmek için geldim. Ölüme gidiyorum. Bu bana dert olsun, ama ben de size boyun eğmedim bu da size dert olsun” dedi. Çaresiz kalan Kemalistler, 15 Kasım 1937’de katlederek, direnişin sonunu getirmeyi dilediler.

Olmadı.

Seyid Rıza’nın izine sadık kütleler, direniş bükülmedi.

Şimdilerde Dersim’den Rojava’ya, direniş var. Dersim sürgünü bir ailenin çocuğu şair Cemal Süreya’nın deyimiyle Dersim’de köpekler hala havlıyor!

Ve “Tarih öncesi köpekler havlıyordu.” (Süreya)

Seyid Rıza’dan öğreniyoruz, Mustafa Kemal’e: “Emin oldum ki biz Dersimliler ne yaparsak yapalım bu sizi durdurmayacak. Sizin de başından beri planınız Dersim’i toptan yok etmek, ortadan kaldırmaktı. Bunu çok geç de olsa anladım.”

Dersim özelinde, Türk Devleti’nin özellikle Kürdistan ve Ermenistan politikasını bu kadar kısa ve öz anlatan bir tarif bilmiyorum.

Adı: mutlak red!

Türk devletinin kardeş Kürt vatandaşlarıyla ilgili ironisini son olarak bilen devlet adamları ABD’de.

Oval Ofis’de O adama inanmamışlar ve L.Graham konuşmuş:

“Benim de Kürtler’e senin askerlerinin yaptıkları konusunda bir video göstermemi ister misin?”

Ve bu son tablo, bir zamanların Dersim Generali Seyid Rıza’sıyla, Rojava Generali Mazlum Abdî’nin bileşkesi.

Yazarın diğer yazıları