Silahlı savaş, psikolojik savaş askeri karargah ve medya!…

Savaşın ne olduğunu en iyi savaşanlar bilir. Hiç birimiz Türk emekli paşaları gibi harita başında Rojava güçlerine “tabya” dersi vermiyor. Medya çalışanları, savaşın “ikinci cephesinde” yani “psikolojik savaş cephesinde” yer alıyor.

“Psikolojik savaş cephesinde” “hakikat ile yalan” çarpışıyor.

Bizim gazetecilerimiz hakikat savaşçıları olarak şu anda cephenin ön sıralarında canlarını tehlikeye atarak Kürdistan kamuoyuna ve tüm dünyaya hakikati duyuruyor. Onlar medya ordusunun öncü savaşçılarıdır.

Psikolojik savaşın cephe gerisinde de gazetelerde ve televizyonlarda, aynı zamanda sanal medyada çalışan biz gazeteciler yer alıyoruz. Bizim görevimiz, “birinci cephedeki” Askeri karargahın savaşla ilgili açıklamalarını halka duyurmak ve aynı zamanda savaşın ön safındaki arkadaşlarımızın duyurduğu hakikati en etkili şekilde işlemek.

Düşmanın psikolojik savaştaki en büyük silahı “yalandır”. Bizim medyamız bütün bu yalanları büyük bir çabayla, kıt olanaklarla her gün çürütüyor.

Burada bir parantez açabiliriz.

Savaşta sorulabilecek en önemli soru bana kalırsa şudur:

Karargah açısından önemli olan nedir, psikolojik savaş alanında direnen medya açısından önemli olan nedir?

Örneğin, uluslararası durumu savaş açısından analiz ederken, savaş alanındaki merkez, “devletlere güven olmaz” ilkesinden hareket eder. Öyle de ediyor zaten. O nedenle bu devletlerin açıklamalarına göre değil, attıkları adımlara göre savaş strateji ve taktiğini formüle eder.

Medya ise savaşın bütün alanlarında en küçük “olumlu” bir gelişmeyi, açıklamayı, düşman cephesinde bozgun yaratmak, savaşanlara “zafer” için umut aşılamak, halkın “zafere” inancını yükseltmek için dikkate alır.

Savaş alanındaki bir komutan, örneğin Fransa ve Almanya’nın Türk devletine silah satışını durdurmasıyla ilgili haberle uzun boylu ilgilenmez. Şöyle düşünür: Türk devletine istediğiniz kadar silah satın, ticaretinizdir, satabildiğiniz kadar uçak da satın; keyfinize göre isterseniz F-35’leri de ikram edin; ama şunu yapın, o uçaklara Rojava hava sahasını kapatın. Türklere bugüne kadar sattığınız uçaklar Rojava şehirlerini vurmak için yeterlidir.

Medya ise bu silah ambargo haberlerini, devletlerin, kimi yarım ağız, kimi daha gürültülü protestolarını Rojava direnişinin, o direnişe destek veren insanlık vicdan hareketinin bir “başarısı” olarak ilan eder. Ardından da “direniş insanlık vicdanını kazandı, bu vicdan da devletleri kuşatıyor… Her şey direnişe bağlı… Direnen kazanıyor” yorumunu yapar.

Bana sorarsanız, insanlar, “zafer imkanı” büyüdükçe direnişe katılır. Zaten Türk psikolojik merkezinin amacı, insanları umutsuzluğa, karamsarlığa, zaferden umut kesmeye zorlamaktır.

Oysa Türk devletinin NATO’daki müttefiklerinden duyulan her “suçlama”, Türk bürokratik mekanizmasında paniğe yol açar. Çünkü onlar kaderlerinin aynı zamanda büyük devletlerin tutumuna bağlı olduğunu bilir.

Düşünün, Erdoğan savaş ilan etti. Ardından HDP dışındaki tüm muhalefeti birleştirdi. Ama bir de şu oldu: Erdoğan içeride “birlik” sağlarken, dışarıda “tecrit” oldu. Göreceksiniz direniş bu tecridi çok daha fiili bir karşı çıkışa zorladığında, içerideki “Türkiye ittifakı” paramparça olacaktır. Çünkü bu ittifakın unsurları krize girecek, her biri işlenen savaş suçlarına ortak olmama telaşına düşecektir.

Baksanıza, Kıbrıs’ın Kuzeyi’ndeki işgal bölgesinin başında bulunan Mustafa Akıncı, bu telaşa düştü bile: “1974’te biz adına Barış Harekatı desek de bu bir savaştı ve akan da kandı. Şimdi Barış Pınarı desek de akan su değil kandır. Bu nedenle bir an önce diyalog ve diplomasinin devreye girmesi en büyük dileğimdir.”

Az sonra pek çoğu daha da açık konuşmak zorunda kalacaktır.

Askeri savaş devletlerin laflarına bakılarak yürütülmez. Ama düşmanın psikolojik saldırısına karşı, onun tüm sisteminin çelişkileri, ayrılıklar, bunlardan kaynaklanan açıklamalar bizim elimizde birer silaha dönüşür.

Yeter ki halkın bilincinde “bizi devletler kurtarır” yanılgısına yol açmayalım. Bu da, “bütün bu çelişkiler bizim direnişimizin başarısıdır” düşüncesiyle sağlanır.

Özgür Medya bu anlayışı tutarlı bir şekilde sürdürüyor.

Yazarın diğer yazıları