Simurgdan siborga yiten anlam

Anlam yitimi içinde yaşadığımız zamanın en büyük hasarı. Hızla büyüyor, tüketiyor, boğuyor. Aşınıyor, aşındırıyor. Kendini kandıran bireyler çoğalıyor. Vahanın içinde çöl rüzgarının yüzüne vurduğu kum tanelerine kayıtsızlığını dokuyor birey. Fırtınanın onu çoktan içine aldığının farkında değil. Yatağına kadar sızdığının ayırdında hiç değil. Olmak da istemiyor. Ona ihtiyacı var çünkü. Kaçmak için ona ihtiyacı var; kendinden kaçmak için… Simurg’tan kopmuş, çünkü siborg olmuş. Simurg amaca kilitlenenler kadar onları yarı yolda bırakanların hikayesi çünkü. Siborg ise işine ne gelirse onu bir makine gibi programlayan siber çağımızın hikayesi. Çıkar döngüsünün dişlisi olanların sığınağı. Bu nedenle çok itaatkar birey. Tam kıvama gelmiş. Kendisine bahşedilen hayatı kaybetmemek için dehşet içinde bir itaatkarlık içinde hem de. Safı belli, kaybetmek istemiyor. Hal hatır için kıyamet koparırken şimdi sessiz. Orta yola kendini yatırmış. Bekliyor. Tehlikenin farkında mı? Değil. Farkındalık yaratmak isteyenlere karşı korkunç bir öfke içinde. Öfkesi dalgaya dönüşüyor. Kayıtsızlığa sonra, en sonda da inançsızlığa ve herşeyden kaçışa…

Simurg yanımız ise çok ütopik hala. Oysa Nietsche’nin dediği gibi, ‘Üzerinde durduğumuz buz öyle inceldi ki hepimiz meltem rüzgarının sıcak tehlikeli nefesini hissediyoruz’. Ama ısrarla çıkarı özgürlüğe tercih edenlere inanmak istiyoruz. Herşeyin çıkarlardan, salt akıldan, maddeden, güdüden ibaret olmadığına inanmak istiyoruz. Bunun için anlamlar biriktiriyor, en güzel cümleleri kuruyor, güzelliği ve iyiliği kuşanıyoruz. Duyguyu düşünceye, sezgiyi söze sürüyor, parçalanan benliğimizin tamamlanması için yaşam hakkımız ve varlık gerekçelerimiz olan özgürlüğümüz, sosyal-kültürel değerlerimiz için mücadele ediyoruz. Başarıyoruz da. Dünyaya etik estetik dersi veriyoruz. Ve dünyanın vicdanı olmayı başaran bir yerde duruyoruz. Manevi anlamda kuşandığımız ve paylaştığımız bu erdemler bir umut haline geliyor. Dünya halkları, inançları, aydınları, sanatçıları demokrasiye ve kadın özgürlüğüne dayanan ekolojik bir yaşam için mücadele eden anti kapitalist güçler dayanışma mesajlarını gönderiyor, eylemler yapıyor. Ama Mihemed’in acısını dindiremiyor, yaşlı amcaların annelerin yürek dağlayan haykırışlarına engel olamıyoruz. Çünkü soykırıma karşı hiçbir şey yapmayan, bekleyen her devrimde olduğu gibi şimdi de pusuda bekleyen bir orta sınıf var yanıbaşımızda.

Diğer yandan emperyal güçler de kendi kesesini değerlerimizle dolduruyor. Katliam yapanlar, Kürtleri ne kadar sevdiğini anlatıyor. Çağın itibarı Kürdistan Özgürlük mücadelesi ile kurtarılmak isteniyor adeta. Kürdistan Özgürlük mücadelesinin özü ve gücü hakiki bir şekilde dünyanın dört bir yanında karşılık buluyor. 27 Kasım’da 42. yılına girecek olan özgürlük mücadelesi kültürel-fiziksel bir soykırımın pençesinde olan Kürt’ün varlığını koruyor, kadın özgürlüğünün toplumun özgürlüğü olduğu şiarıyla Kürt aklını inşa ediyor. Rojava’da gerçekleşen kadın devrimi bunun somutlaşmış hali. Ve Hevrîn Xelef’in, Amara’nın şehit edilmesi, Çiçek Kobanê’nin esareti devletli hafızanın bütün şifrelerini taşıyan erkek aklının tesadüfü olmayan çok bilinçli hedefleri. Çünkü Şehit Hevrîn Xelef Rojava’dır. Rojava devriminin yüzüdür, ruhudur, kendi kökleri üzerinde yeşeren Til Xelef’in asaletidir. Şehit Amara’nın masumiyetidir Rojava. Çiçek Kobanê hevalin it sürüsünün içindeki öfkeli bir o kadar da kurdun ağzındaki ceylan kadar ürkek bakışlarıdır.

Dünya duygunun, sevginin, sosyal aklın o olağanüstü sezgisini, enerjisini yitirdiği için şimdi kötülerin elinde. Ve özgürlüğe göre yaşamı yaratanlar çok yalnız ve toy. Bireylerden devletlere kadar yürekleri titreten korkunç dünya ile baş etmek için çırpınıyor. Ama herşey çıkar bu çağda. Dünyayı twitter ile yöneten, sanal dünyada yaşamı aşındıran, sahte yaşamları tek gerçek olarak gösteren tüccar bir akıl ve o akla göre yaşayan tehlikeli bir orta sınıf var. Bu sınıf üçüncü yola inanmıyor. İnanmış gibi yapıyor. En büyük tehlike de bu ya. Temel kaygısının kendisi, evi, eşi olması, entelektüel aydın olma yarışları, sosyalizm lafını ağzından düşürmeyenlerin memurluk sevdası, liberalizmi yaşam tarzı haline getirip meşrulaştırması, bunu temsil edenleri öve öve bitiremezken, onu ona rağmen kurtarmaya ant içmiş yiğit kızlar ve erkeklerin bir fotoğrafını, şiirini, sesini paylaşmaktan korkması bu nedenle normal belki de!

Özgürlük için herşeyi göze alanlara ölüm, yalnızlık ve yasta dahil herşeyi layık gördükleri içindir muhtemelen. Bilemiyorum. Hiçbir şey değil, liberalizmin bataklığında, kendini orta yola yatıran ve pusuda özgürlük çizgisinin ne yapacağını bekleyen yakınımızdakilerin kayıtsızlığı yaralıyor işte. Mutlaka başaracağız ama başardığımızda bu hal hatır tayfasını affeder miyiz bilmiyorum. Gerçi orta yolu üçüncü yola tercih ederek onaylayan ve savunan bu tabakanın çok da umurunda değil ya yine de söylemiş olalım.

Yazarın diğer yazıları