Sınırın ve savaşın sıfır noktasında: Evini terk etmeyen yaşlı çınar

NÛDEM TÊKOŞER / QAMIŞLO

Savaşın içinde doğduk büyüdük. Savaşın acımasız yüzünü bilmeyen kuşak kalmadı.

9 Ekim akşam üzeri saat 4’de kadar da aşırı sıcaklardan kurtulmanın yollarını ararken içimde anlam veremediğim bir huzursuzluk vardı. Yerimde duramıyordum. O gün Qamişlo bir başka ısınmıştı sanki. Ansızın gelen top ve havan sesleriyle irkildim. O ana kadar faşist Türk devletinin savaşı ne zaman başlatacağı yönünde tahminler yürütüyordum kendimce. Ancak ne olduğunu anlayamadan savaşın ortasında buldum kendimi. Sokağımıza atılan havan ve toplarla nefes nefese sokağa fırladım. Savaş başka bir ülkede veya kıtada değil, kapımın önündeydi artık. Haberleri okuyayım derken, kendim haberin ‘öznesi” durumundaydım. Bizzat savaşın tanıklığını yapıyordum.

Bir-iki evin duvarı dışında atılan topların çoğu boş araziye düşmüştü. Herkes sokağa toplanmıştı. Asayiş ekipleri kısa sürede olay yerine gelmiş, mahalle sakinlerini güvenli yerlere tahliye etmeye çalışıyordu. Savaş beni hazırlıksız yakalasa da halk kısa sürede kendisini toparlamış, savaş gerçeğine göre hazırlıklarına başlamıştı.

Hava bombardımanı, top, tank atışları direkt sivillerin yaşadığı şehirlere yapılıyordu. Bilanço ağırdı. Çocuklar, kadınlar ve yaşlılar hayatını kaybetti. Bu bir katliam girişimiydi. Bunun üzerine öz savunma güçleri ve asayiş birimleri sivilleri güvenlikli alanlara tahliye etti ancak ayak diretip mahallelerini terk etmek istemeyenlerin olduğuna şahit oldum.

Qamişlo’nun Qudurbeg mahallesi… Savaşın en sıcak hissedildiği yerlerin başında. Bu mahallede sadece Kürtler yaşamıyor. Savaş sürecinde Heleb’den göçüp buraya yerleşen yüzlerce Arap yaşıyor. Yoksul bir mahalle. Mahalledeki evler kerpiçten yapılmış. Nisêbîn’in, yani sınırın öte yanı. Yürüyerek on dakikalık bir mesafede.

Çocukların anadillerinde eğitim gördükleri okullarına giderken yaşadıkları heyecan, gürültüden; evlerinin önünü süpüren kadınların birbirleriyle sohbete daldığı, yaşlılarının kapı önlerindeki dut ağaçlarının gölgesinde oturduğu mahalleden eser kalmadı. Sokaklar bomboş. Savaş bütün bir yaşamı alıp götürdü. Sadece kapılarının önündeki ağacın gölgesinde oturan yaşlılar kaldı geriye. Havan ve top sesleri altında evlerinin nöbetini tutan yaşlılar bir yandan cepheden gelecek savaş haberlerine kilitlenirken, diğer yandan da cephede savaşan gençler için dua ediyorlar.

60 yaşındaki Nûrî, her zamanki gibi evinin duvarına sırtını dayamış vaziyette oturuyordu. Mahalleye gelen geçenin selamını alan bilgesiydi. Savaşın üçüncü günü yanından geçerken ilk kez onu bu kadar yalnız gördüm. Yalnızlığını paylaşmak için yanına gittim. Gri renkte bir gellabi (Arap erkeklerin giydiği elbise) üzerinde, elindeki küçük radyodan yanıbaşındaki savaşı takip ediyordu.

Selam verip çimlerin üzerine oturdum. Çok sıcak karşıladı. Üzerine oturduğu sandalyenin altına koyduğu minderi ısrarla bana uzatınca geri çeviremedim. Gelin ve çocuklarının güvenli bir mahalleye gittiklerini, kendisinin de ısrarlara rağmen gitmediğini, evini bırakıp terk etmek istemediğini söyledi. Xalê Nûrî’yi, savaşın ikinci günü zorla götürmüşler ama o üçüncü gün sabahın erken saatlerinde, herkesin uykuda olduğu bir vakitte gizlice geri dönmüş. “Evimi çetelere bırakmayacağım” diyor. Benim bu savaşta yapabileceğim tek şey evimi ve mahallemi korumak” diyor.

Etrafına bakınırken gözleri doluyor. Zira sokaklarda sadece aç köpekler ve tavuklar kalmış. Evlere girip karınlarını doyuracak şeyler arıyorlardı. Eskiden savaşta insanlar kadar hayvanların da ölüme terk edildiğine dair kitaplar okuyordum ama şimdi canlı tanıklığını yapıyorum.

Sohbetimiz sürerken radyoda ‘Şervano’ şarkısı çalmaya başladı. Savaşı ve direnişi müzik yoluyla anlatmak da başka bir mücadele biçimi. Sosyal medyaya düşen bu şarkıyı çok sevdik. Yaşlı bilge de şarkıyı dinlerken bir yandan duygu ve tepkisini dile getiriyor: “Tüm devletler Kürtlere düşman. Hiçbir devlet bize destek vermedi. Devrimden sonra ilk kez hayatım boyunca toprağımda kendimi özgür hissetmişim. Özgürlüğümüzü bizden almaya çalışıyorlar” diyor ve gözleri doluyor. Yaşlı bilge de Rojava Devrimi’nin dünya halklarına farklı bir dünyanın mümkün olabileceğini ifade ediyordu.

7 yıldır saldırılara rağmen burada yaşayan halklar özgürlüğün tadına varmıştı bir kere. Umudun atom bombasından daha etkili olduğunu farkettiler. O yüzden bir daha asla özgürlükten kopmamak üzere sözleşiyorlar. Yaşlılarımız yüz yıllık çınar ağaçları gibi evlerinin önüne kök salıyorlar.

Yazarın diğer yazıları

    None Found