Sıra Cemil Bayık’ta

Washington Post’da yayınlanan yazısında Cemil Bayık, diyalog önerdi.

Bu, 30 yılı aşkın bir halk savaşı sonucunda, yeni bir iletişim başlangıcı olarak kabul edilmeli.

Halka/ezinlen uluslara dayanan silahlı savaşların stratejisi, iletişim kurmak oluyor!

Sorunun temelinde, Kürtler “mutlak red” ediliyorlardı.

Silahlı mücadele sonucunda, “Politik bir nüfus” olarak var olan Kürtler, muhattap aradılar.

Ve Oslo müzakereleri gibi bir süreç yaşandı.

Sonrasında karanlık tünelden geçti Kürdistanlılar.

Sorumlusu Erdoğan rejimiydi.

Ve Cemil Bayık, Erdoğan rejiminin çözüm ile ilgili tek adres olarak görmelerinin bir naiflik olduğunun altını çizdi.

Bu aynı zamanda, suçlarından arınacak AKP ve Erdoğan için de bir çağrı olarak kabul görmeli.

Önemli olan, onlarca yıl devam eden silahlı bir halk savaşı sonucunda, Cemil Bayık’ın makalesinin Washington Post’da yayınlanmasıdır.

Aynı dönemde sanki dünya “küçük bir köy”e dönüşmüş oldu;

Öyle ki, Trump, basın toplantısında, Erdoğan’ın kulağını iki kez çektiğini açıkladı.

Birincisinde, Amerikalı Papaz’ın serbest bıraktırmış;

İkincisinde, Rojava’da soykırımını engellemiş. Erdoğan ve yanlısı medya bu çıkışı sessizce hazmetti.

Ve aynı dönemde, SDG’nin Kürt komutanı Mazlum Kozani BM Cenevre Ofisi’nde çocuk savaşçıların bırakılmasına dair bir plana imza attı.

Tayyip ve ekibi bu çıkışlar karşısında histerik nöbetlere kapıldılar.

Ancak bu gelimeler, aynı zamanda Türkiye’deki toplumsal muhalefetin değişmesi için önemli mesajlar içeriyordu.

Demirtaş Cumhurbaşkanı olsun mu, tartışmasına yeni bir boyut kazandıran değişimlerin anahtar başlangıcı olarak görülmeli.

Erdoğan’ın Öcalan’ın açıklamalarına mecbur edilmesi, TRT’nin kırmızı listede yer alan eski bir “terörist”i konuk etmesi, politik tansiyonu yükseltmiş bulunuyor.

Bunlara bir de HDP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan’ın İyi Parti’ye cevaben: “Size rağmen, içinde bulunduğunuz ittifaka, HDP ve PKK’ye içinde gönül vermişlerin de olduğu insanlar oy verdi… Siz şunu bileceksiniz: Zar zor şu kapıdan içeri girdiniz” dedi ve bu Türkiye’de alışılmadık bir politik tabloya işaret ediyor.

Tüm bunlat Cemil Bayık’ın yazısının Washington Post’da yayınlanan yazısının akabine denk düşüyor.

Hatırlatmak istiyorum: New York Times 1957’de Castro ile üç günlük bir röportaj yayınlamıştı. Ve bu röportaj, 1956’nın sonunda Sierra Maestra’ya sağ ulaşan, Castro kardeşler, Che Guevara ve Cenfuegus’un da içinde olduğu 11 sakallı’nın başlattığı Gerilla mücadelesinden birkaç ay sonrasına denk düşüyordu.

O Gerilla mücadelesinin stratejisi de, hem dünya kamuoyu ve aynı zamanda Küba halkıyla “iletişim” kurmak oluyordu ve bunu belirleyen silahlı Gerilla mücadelesi olmuştu.

Ve diktatör Batista 31 Aralık 1958’de Dominik Cumhuriyetine kaçmıştı…

Cemil Bayık’ın yazısının Washington Post’da yayınlanması, Mazlum Kobani’nin BM ofisinde kabul edilmesi ve KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Diyar Xerîb’in Cenevre görüşmesinden iki gün sonra, 5 Temmuz’da Türk savaş uçakları tarafından katledilmesi, bir resim karesinde değerlendirilmeli.

ABD ve emperyal güçler, Erdoğan’ın ve Türkiye’deki egemenlerin kalesine ateşten bir top attılar ve Kürdistan Kurtuluş Örgütlerine de fren yapmaları için müdahale ettiler.

Ama tüm bu gelişmelere rağmen, söz Cemil Bayık’da.

Ve bunu ortaya çıkardığı sonuç: tüm taraflar elleri çabuk tutmalı!

Yazarın diğer yazıları