Sıradanlaşan cinayetler yitirilen değerler

Kürt kadınlarının içinde yaşadığı tarihi ve toplumsal koşullara bir göz atmak istersek, kuşkusuz ortaya çıkan savaş ve siyasi karışıklıkların peşini bırakmadığı alanlara bakmamız gerekir. Bu bakımdan Kürt kadınları bir yandan daha adil ve eşit bir toplum arayışındayken, diğer yandan toplumsal baskının, devlet ve erkek faşizminin yarattığı barbarlığı en acılı bir biçimde deneyimlemek zorunda kalmışlardır. Akıl donduran bir yılan soğukluğundaki öldürülme biçimleri ise inanmakta zorlanılacak kadar çeşitlidir maalesef. Güney Kürdistan özgülünde her türlü savaşın, fiziki ve psikolojik şiddetin yarattığı ölüm biçimleri içinde en yaygın olanı yakma ve yakılma! Düşününki öylesine cinsiyetçi bir nefret, öylesine bir yapısal düşünce bozukluğu, öylesine bir insanlıktan çıkma hali ki bu, birlikte yıllarını devirdiği kişiye, incir çekirdeğini doldurmayacak gerekçelerle ateşte yakılmayı hak görüyor.

Biyolojik olmaktan çok kültürel olarak üretilen cinsiyet kimliği, kişinin var oluşunu ve bu arada yaşamını tıpkı şu ya da bu sınıftan olması gibi, etkiliyor. Etkilemekle kalmıyor azap çektirerek öldürüyor. Cinsiyetin keskin bıçağıyla bölünmüş bu toplumda kadın ya da erkek olarak yaşamak birbirinden çok farklı deneyimler yaratırken aynı zamanda durmaksızın kendini besleyen erkek faşizminin de dallanıp budaklanmasına yol açıyor. Nitekim diğer tüm coğrafyalarda olduğu gibi kadın hayatlarının ucuzlaştırılma düzeyini, erkek faşizminin niteliğini özellikle kadınların yaşam öyküleri çarpıcı bir biçimde yansıtıyor. Sêwan Qadir bu kadınlardan biridir işte. Çok değil kısa bir süre önce çocukları ile birlikte diri diri yakıldı. Süleymaniye’nin Çemçemal ilçesinde eşi tarafından ateşe verilen evde yaşamını yitiren Sêwan Qadir ve 3 çocuğunun trajedisi ne yazık ki Güney Kürdistanda ne ilk nede son vahşet örneği. Ölmeden önce son sözleri bu vahşeti, bu acılı ölümü kendisinin seçmediği, kendisine bahşedildiği oldu. Belkide bu bir kaç kelimeyi söylemese onun kendine kıydığı ve diğer yüzlerce kadın gibi intihar ettiği söylenecek ve böylece kayıtlara geçecekti. Fakat Seêwan konuştu ve yaşamını yitirmeden önce yangının nasıl çıktığını, kendisi ve çocuklarının nasıl katledildiğini, eşinin ve bu olayın arkasındaki zihniyetin cezalandırılmasını istedi.

Sêwan hastanede iken kendisini ziyaret eden ‘Kadın Yaşamdır Öldürme’ platformu üyesi Tara Hisên konuyla ilgili yaptığı açıklamada ağır yanıklarına rağmen bilinci açık olan Sêwan’ın eşinin kendilerini bu duruma getirdiğini söylediğini aktarıyor ve şöyle devam ediyor: “Sêvan eşi tarafından evin bir odasına kapatıldı. Ağzı bezle bağlandı. Sêwan evin kapısını kırmak istemiş, telefonu yokmuş, ailesine haber verememiş. Eşi Sêwan’ın kapıyı kırmak istediğini fark edince evi ateşe veriyor. Sêwan ve evdeki 3 bebeği böyle vahşice katledildi” Sêwan eşi tarafından birçok kez şiddete maruz kalmış ancak çocukları için eşi ile yaşamaya devam etmiş. Ölmeden önce bu faşizmi, bu yılan soğukluğunu, bu zalimliği insanlığın körelmiş vicdanına gırtlağından çıkan zoraki bir kaç kelimeyle haykıran Sêwan’ın yaşadıkları erkek faşizminin en yalın biçimi maalesef.

Aslında her insanın yaşamının, onu kuşatan maddi ve ideolojik koşullardan bağımsız olmadığı genelde kabul edilen bir önermedir ama iş cinsiyete geldi mi, bizzat erkekler tarafından erkekler için dizayn edilmiş toplumda, itirazlar başlar. Bu bakımdan dinsel kültürün de büyük ölçüde beslediği ataerkil aile ideolojisinin ve bunun dayandığı cinsiyetçi iş bölümü ve kalıp yargıların neredeyse tabu düzeyinde bir dokunulmazlık kazanması üzerinde düşünmek gerek. Siyasal anlamda en hızlı muhaliflerin, başka başka iktidarlar tarafından ezilen ve hor görülenlerin bile iş baskıcı aile düzeninin, eşitsiz cinsiyet rollerinin sorgulanmasına, kadının yaşamsal haklarının tanınmasına geldiğinde bu hızlarının kesilmesi, hatta iyice muhafazakar ve baskıcı bir tutum sergilemeleri bu açıdan gerçekten düşündürücü.

Sêwan özgülünde bir kez daha görülen o ki; başta bütün kadınlar, özelde ise siyasi ve ataerkil baskı altındaki savaş bölgelerinde yaşayan kadınlar açısından, örgütlenmek ve bilinç geliştirmek büyük önem arz ediyor. Tek tek bireyler düzleminde böylesi bir bilinç ve anlayışı geliştirmenin kolay olamayacağını göz önünde bulundurursak erkek faşizmine karşı radikal değişim ancak mücadelenin güçlü bir kolektif sosyal ve siyasal harekete dönüşmesiyle mümkün olabilir. Bu bakımdan kadınlar için mücadalenin, örgütlenmenin ve bilinçlenmenin daha da büyütüleceği bir zamanı yaratmak düşünen bilincin ve sorgulayan vicdanların en büyük sorumluluğu. Nihayetinde Sêwan’ın haykırışı bir tek kadının öfkesi değil tüm kadınların öfkesinin damıtılmış halidir. Sêwan’ın haykırışı biz kadınlar açısından sadece ölmek üzere olan bir kadının son isteği değil, tüm kadınlara yönelen acılı ve güçlü bir mücadale çağrısıdır.

Yazarın diğer yazıları