Sivil faşist darbeye karşı demokratik direniş

HDP’li milletvekilleri için işlemeyen dokunulmazlıklar nihayet tümden kaldırıldı. Meclisten referandum sonucunun çıkacağı beklenirken, Kemal Kılıçdaroğlu öncülüğündeki CHP gurubunun desteğiyle meclisten anayasa değişikliği çıktı. Meclisteki yeşil, kara ve beyaz faşizmin birliğiyle 7 Haziran 2015 seçiminden sonra başlatılan sivil faşist darbede yeni bir aşama yaratıldı. Böylece faşist darbeye karşı devrimci-demokratik direnişte de yeni bir aşamaya gelindi.

Gerçek durumu meclisten karar çıktıktan sonraki açıklamalar daha net gösteriyordu. HDP gurubu acil toplantı yapar ve darbeye karşı demokratik direnişin gelişerek süreceğini açıklarken, sonuçtan en çok memnun olanın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli olduğu her halinden belli oluyordu. Tabi en ilginç olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun durumuydu. Zira mevcut sonucun çıkmasında belirleyici rolün sahibi oydu. Bu nedenle oylama ardından hızla ortalıktan sıvışırken, AKP’nin genel başkanı konumunda bulunan Tayyip Erdoğan mevcut durumla da yetinmeyerek bazı CHP’lileri "Sahtekar" olarak suçlayabildi. 

Böylece bir kez daha açığa çıkıyordu ki, faşist hegemonyada sınır yoktur. Karşıdakini düşürdükçe düşürür, baskı ve hakarette sınır tanımaz. Dolayısıyla faşizmle uzlaşma olmaz. Uzlaşmak isteyenlerin içine düşürüleceği durumun sınırı olmaz. Tıpkı Tayyip Erdoğan’ın karşısında CHP’nin içine düşürüldüğü durum gibi. Deyim yerindeyse kedinin fareyle oynaması gibi oynuyor. Tayyip Erdoğan karşısında CHP’yi bu duruma düşüren Kemal Kılıçdaroğlu’ndan gerçek CHP’lilerin hesap soracağı anlaşılıyor. 

Burada değerlendirilmesi gereken önemli bir konu şu: Mevcut üç parti de çökerken, nasıl oldu ki meclisten 376 oy çıkabildi? Zira siyasi oligarşinin çökmekte olduğu ortadadır. CHP zaten iç tartışmalarıyla tanınıyor. AKP ve MHP ise "Paralelci operasyon" denen iç tartışmalarla neredeyse bölünmenin eşiğine gelmiş bulunuyor. Ancak buna rağmen meclisten 376 oy çıkabiliyor, kendi içinde bu kadar parçalanmış olan partiler dokunulmazlıklar konusunda böyle bir birlik yaratabiliyor. Peki bu nasıl oluyor?

İşte burada iki husus önem taşıyor. Birincisi, mevcut durumun Kemal Kılıçdaroğlu tarafından yaratılmış olduğunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor. Yani bu sonuç Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin kazandığı bir başarı değildir. Çünkü AKP ile MHP’nin oylarının toplamı bu sonucu vermiyor. Eğer Kemal Kılıçdaroğlu dokunulmazlıkların kaldırılmasına "Evet" demese, meclisten bu karar çıkmıyor. Dolayısıyla dokunulmazlıkları kaldıran aslında Kemal Kılıçdaroğlu ve izlediği politika oluyor. Tüm gerçek CHP’lilerin bu gerçeği iyi görmesi gerekiyor. 

İkinci husus ise, HDP karşısında AKP, MHP ve CHP’nin birlik olmasıdır. Meclisteki dokunulmazlıkların kaldırılması oylaması bu gerçeği açıkça ortaya çıkarmıştır. Demek ki sorun HDP olunca üç parti rahatlıkla ortak politika izleyebilmektedir. Neden? Çünkü HDP Kürtleri ve demokratik güçleri temsil ediyor da ondan! Yani AKP, MHP ve CHP Kürtlere ve demokratik güçlere karşı birleşiyor. Sorun Kürtler ve demokratik güçler olunca, söz konusu üç parti aralarındaki her türlü kavgayı bir yana bırakarak birlik oluyor. Tabi ki bu birlik de faşist birlik oluyor. 

Peki bu sonuç ne anlama geliyor? Belli ki mevcut sonuca dayanarak HDP’li milletvekillerini yargılayacaklar, isterlerse tutuklayacaklar, meclis gurubunu yok ederek HDP’yi meclisten atacaklar. Yani HDP’yi resmen kapatamadılar, ancak bu yolla kapatmaya çalışacaklar. Tıpkı Eşbaşkan Kamuran Yüksek’i tutuklayarak DBP’yi işlemez kılmaya çalışmaları gibi. Zaten bunu geçmişte yaptıklarını da biliyoruz. 1994 baharında da DEP’e böyle yapmışlardı. Daha öncesinde böyle partilere zaten hiç izin vermiyorlardı. Kürtler ve demokratik güçler parti kurup siyaset yapamıyorlardı.

Peki meclis gurubu düşürülerek HDP meclisten atılırsa ne olur? Çok açık ki, meclis gerçek meclis olmaktan çıkar. Yani zayıf da olsa millet iradesinin açığa çıktığı yer olmaktan çıkarak, ortada Kürtlere ve demokrasiye karşı faşist bir topluluk kalır. Bu da meclisin irade olmaktan çıkması ve Tayyip Erdoğan’ın kapı kulu haline gelmesi demektir. Yani meclis iğdiş edilmiş ve böylece yeni bir darbe yapılmış demektir. Dolayısıyla mevcut kararın bir darbe olarak değerlendirilmesi doğrudur.

Zaten Türkiye 7 Haziran 2015 seçimi ardından süreklilik arz eden bir sivil faşist darbe sürecine girmiştir. 24 Temmuz 2015 topyekûn özel savaş saldırısı bir darbe idi. 7 Haziran’da seçilen meclisin lağvedilmesi bir darbe idi. 1 Kasım 2015’de sözde seçimle iktidarın AKP tarafından gasp edilmesi bir darbe idi. Cizre ve Sur’un bu biçimde yakılıp yıkılması darbeden de öteye bir soykırımdı. Ahmet Davutoğlu Hükümetinin Tayyip Erdoğan tarafından düşürülmesi bir darbe idi. Şimdi HDP gurubunun meclisten atılması temelinde meclisin iğdiş edilmesi de en son darbe olmaktadır. Demek ki darbe mekaniği işlemekte ve darbe içinde darbe yapılmaktadır. 

24 Temmuz 2015 topyekûn faşist saldırısı ile başlatılan çatışmalı süreç oldukça önemli bir noktaya gelmiştir. Artık netleşmiştir ki, Tayip Erdoğan’ın başkanlık sistemi dediği faşist tek adam diktatörlüğü olmaktadır. Zira HDP’li milletvekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını isteyen ve bunu emreden Tayyip Erdoğan olmuştur. Meclisten aldığı bu sonuca dayanarak da yürüttüğü faşist saldırıları daha da tırmandıracağı açıktır.

Zira Tayyip Erdoğan’ın AKP’ye genel başkan olarak atadığı Binali Yıldırım ayağının tozuyla Amed’e gitmiş ve "Terörün bitirileceğini" açıklayarak PKK’ye karşı savaşı sürdüreceğini ilan etmiştir. Dahası mevcut sonuçtan sonra da Tayyip Erdoğan ile Binali Yıldırım birlikte Amed’e giderek Kürt halkına karşı yürütülen savaşı daha da tırmandıracaklarını açıklayacak ve Kürtlere gözdağı vermeye çalışacaklardır. Bu konuda hiç kimse yanılmamalı ve Tayyip Erdoğan’ın yalan ve demogojilerine aldanmamalıdır. Şeker-kamçı politikası ile Kürt direnişi ve Türkiye demokrasi mücadelesi ezilmek istenecektir.

Bu konuda özellikle HDP ile DBP’ye çok önemli bir görev düşmektedir. Çünkü gerçekleri Türk ve Kürt toplumuna götürerek Tayyip Erdoğan’ın faşist tek adam diktatörlüğüne karşı demokrasi mücadelesini geliştirecek olan onlardır. Dolayısıyla herkesten önce yanılmaması gereken bu partilerdir. Milletvekillerine yönelik yargılama ve tutuklama uygulamaları geliştirilebilir. Çünkü millete yönelik her türlü baskı ve terör uygulanmaktadır. Millete karşı soykırım uygulayan bir rejim, belli ki vekile yönelik de baskı uygulayacaktır. Bu gerçeği görmek, gereken tedbirleri almak ve her türlü mücadeleye hazır olmak gerekir.

HDP Eşbaşkanlarının dokunulmazlıkların kaldırılması ardından yaptıkları açıklamalar önemli olmuştur. Darbeye karşı demokratik direnişin süreceğinin açıklanması iç ve dış demokratik kamuoyu açısından umut verici bulunmuştur. Bu tespit kuşkusuz çok önemlidir. Zira faşizme karşı mücadele edilmeden ve zafer kazanılmadan gerçek demokrasiye ulaşılamaz. Demokratik direniş dışında faşizmi hiçbir şey yıkamaz. Hele hele Tayyip Erdoğan faşizmini hiç yıkamaz.

Bu nedenle Saray-AKP faşizmine karşı demokratik direnişte yeni ve daha zorlu bir aşamaya girdiğimiz açıktır. Başarı için birincisi, demokratik direnişte kesin kararlı olmak gerekir. İkincisi mücadele yöntemlerinde yaratıcı ve etkin olmak şarttır. Üçüncü olarak tüm antifaşist demokratik güçleri birleştirmek ve ortak eyleme seferber etmek zorunludur. Son olarak da en geniş kesimleri bu konuda bilinçlendirmek ve eyleme çekmek gerekir. 

Türkiye’de 45 yıllık faşizm-demokrasi kavgasında son aşamaya gelinmiştir. Taraflar başarı için tüm potansiyellerini seferber etmeye çalışmaktadır. AKP-Saray faşizmi ne kadar hukuksuz ve saldırgan olursa olsun, artık imkanlarını tüketmekte ve yolun sonuna gelmektedir. Buna karşı demokratik hareketin ise iç ve dış potansiyelleri daha çok fazla ve güçlüdür. Burada belirleyici olan bu büyük potansiyelin harekete geçirilmesidir. Bu da başta HDP ve DBP olmak üzere tüm demokratik güçlerin vazgeçilmez görevidir. O halde faşizme karşı direniş görevine sahip çıkılmalıdır.

Yazarın diğer yazıları