Siyaset, yalan ve seçim

YSK kararıyla tekrarlanacak olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri öncesi siyaset kazanı iyice kızışıyor. Bu kazanın içinde bin bir çeşit iftira, tehdit, şantaj var. Kazanın altındaki ateş ise her türlü ölçüsüz bir “yalan” kampanyasıdır. Seçim öncesi normal sayılabilecek tartışmaların ötesinde, her türlü silahın kullanıldığı bir savaş ve kışkırtma ortamı var. Bu medya zaten devletin bir yan kuruluşu ve ihtiyaca göre yalan üreten bir propaganda makinesidir.

Hitler’in propaganda bakanı Joseph Goebbels “Yalan o kadar büyük olmalı ve o kadar çok tekrarlanmalı ki inandırıcı olsun” demiştir. Bunu en iyi uygulayan, onun karanlık yolunun takipçisi olan Türk medyası da boynuz kulağı aşmalı deyip onu da geçmiştir. Yanlışlıkla bile doğru haber vermezler. Tek parti diktasının sonucu olarak hepsi de tek merkeze bağlanmış yüzlerce gazete, TV-radyo istasyonu ve internet medyası vardır ama hepsi de halka karşıdır. Halkın biraz nefes alabildiği, hiç olmazsa derdini dökebildiği tek mecra olan sosyal medya da diktatörlüğün takibi ve tehditleri altındadır. Gün geçmiyor ki bir vatandaş sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle tutuklanmasın ya da bir siteye yasak konmasın.

Bu medya Sovyetler Birliği yıkılana kadar yalan oklarını sola ve komünistlere çevirmişti. Ne zaman sıkışsa “Komünistler camiyi bombaladı, Kuran’ı yırttı-yaktı” yalanı atıp komünistleri linç ettirmeye çalışırdı. Komünizmin yasak ve suç sayıldığı bir ülkede, hiçbir yerde görülmemiş biçimde “Komünizmle Mücadele Dernekleri” kurup saldıranların arkasında da bu medya vardı. Komünistleri suçlamak için sık sık kim olduğu belli olmayan perişan halde birinin resmiyle birlikte “Sınırda Rusya’dan komünistlere gönderilen bavullar dolusu ruble yakalandı” haberleri çıkardı. 1 Dolar ya da 1 Mark bulundurmanın bile döviz kaçakçısı olarak hapse atılmaya neden olduğu bir zamanda hiç kimse “Yahu bu haber doğru bile olsa, bu adamlar bu rubleyi nerede bozdurup harcayacak” diye sormazdı. Aziz milletimiz ise inanır ya da inandırılırdı.

Bir MİT ajanının Selanik’te Atatürk’ün evine attığı patlayıcı sonrası “Kahpe Yunan, Ata’mızın evini bombaladı” deyip on binlerce insan sokağa dökülmüş, Rumlar başta olmak üzere Ermeni ve Yahudi iş yerlerini, evlerini talan etmişti. Kıbrıs’ın işgali de benzeri yalan kampanyaları üzerine bina edilmişti. Hakan Fidan “O taraftan birkaç bomba attırırım, sonra da müdahale ederiz” demsinin ardından Reyhanlı bombaları ve Efrîn işgali gelmiştir.

Kendi içlerindeki kavga kızışınca birbirlerine de aynı yöntemlerle saldırıyorlar. 60’lı yıllarda DP-AP geleneğinin gazeteleri İnönü ile kapışanca genelkurmay başkanlığından emekli İsmet İnönü için “Asker kaçağıdır, Yunan casusudur, tutuklanmalıdır” diyerek saldırıya geçmişlerdi. Taraftarlarını buna bile inandırmışlardı.

Şimdi çok daha vahim bir saldırı Ekrem İmamoğlu’na karşı yapılıyor.

Yıllardır HDP’lilerin mazbatalarını vermeyen, halkın iradesini gasp eden YSK şimdi bu maharetini CHP’ye ve tüm muhalefete karşı da kullanıyor. İstanbul seçimlerini iptal ederek halkın iradesini gasp ettiler. Şimdi bunu halka zorla, hileyle onaylatmak istiyorlar. Bu nedenle Erdoğan, Binali, soylu-soysuz ve bütün medyaları birleşmiş saldırıyor.

Görünürde iki üç aday arasında belediye başkanlığı seçimi yapılıyor ama gerçekte rejimin geleceği oylanıyor. Halkın iradesini gasp eden hırsız-uğursuz takımının çete egemenliği mi yoksa halkın iradesine saygı mı? Beka meselesi budur.

Hukuktan, demokrasiden yana güçlerin İmamoğlu’nu destekleme tavrı bu nedenle önemlidir.

Bu seçimi kim kazanırsa kazansın temel gündem değişmeyecek ve tecridin kesinlikle kaldırılması, diyalog, müzakere, çözüm sorunları gündemdeki önemini arttıracaktır.

Zaten bu nedenle AKP kalemşörleri belediye sorunlarını tartışmıyor bile. İmamoğlu’nu PKK’li olmakla suçlayıp Başur’a, Kandil’e operasyon girişimleri ve haberleriyle kahramanlık taslayıp seçimleri kazanmaya çalışıyor.

Ama açlık grevi ve ölüm orucu direnişleriyle yeni bir devir açılmıştır. Miadını doldurmuş bir diktatörlük can havliyle çırpınıyor. Bunlar son çırpınışlarıdır. İstanbul seçimleri bir devri kapatıp yeni bir devir açmaya vesile olabilir. İktidar çetelerinin azgın saldırılarına da, kuru gürültülerine de pabuç bırakmamak gerekiyor.

Yazarın diğer yazıları