Siyasi kuşatmaya rağmen Kürdistan

“Demokratik Özerklik”in kuzey Kürdistan’da, Hewlêr, Mahabad ve Qamişlo ile bütünleşmek için atılmış bir adım olduğunu hep düşündüm.
Bu projenin, Kürt orijinli olmadığını iddia eden görüşlere pek itibar etmedim.
Çünkü, dünden bu yana atılan tüm adımlar, bundan sonra ilan edilecek tüm projeler, Kürtler’i kendi yönetimlerine taşıyacak.
Bunun tek ve asıl nedeni: Böylesi ve benzeri projeler, arkasında ne istediğini bilen bir halk kütlesinin olmasıdır.
Böylece karşıtlarının olması da doğal.
Çocuklarını bu davada kaybedenlerin hayallerinin bir “Kürdistan” olduğunu sadece ben bilmiyorum.
Bu projeye karşı çıkan “Kürt orijinli” karşıtlar da biliyorlar.
Eğer bu projenin ilanı öncesi tartışmalara katılma şansım olsaydı ve belirleyici söz sahibi olsaydım “Sosyalist Kuzey Kürdistan” devleti ilan edilmesini önerirdim.
Dünyada böylesi bir devleti sempatiyle karşılayacak milyonlar olurdu.
Sonrası ne olurdu, bilemiyorum.
Ancak, İngiltere’nin Devletlerarası Hukuka göre hala meşru olan Libya Devleti’nin diplomatlarını sınırdışı etmesi eğer “illegal” bir manevra değilse, o zaman milyonlarca Kürdistanlı’nin desteğini alan DTP’nin devlet ilan etmesi “yasal” olmaya aday en sağlıklı projelerden biri olacaktı.
Özellikle de “Sosyalizm”in Kürdistan gibi bir ülkede “start” alması, “gelişmiş ülkelerin emekçileri” için de güçlü bir dayanak ve umut kaynağı olurdu.
Ama, “Demokratik Özerklik” ilan edildi.
Yani Avrupa’da yaşayan benim “kurgularım”a tam yanıt gelmediyse de, karşıtı birşey de olmadı.
Neden mi?
Kürtler kendi rotalarını çiziyorlar.
Direksiyon Ankara’nın elinde değil.
Bazıları bunun, karşıtlarını “nakavt” etmek için, öyle olmasını arzu ediyorlarsa da, öyle değil.
Kuzey Kürdistan Hakereti’nin attığı her adım, Kürdistan’daki sömürgeci sistemin Kürdistan’daki temellerini sarstı, sarsmaya devam edecek.
Erdoğan’ın yardımcısı Atalay: “Biz bunlara papuç bırakacak değiliz!” dedi.
Hükümet, Kürdistan’daki güce “papuç bırakmamak için”, sivil kolonyal-faşist güçleri harekete geçirdi.
Türk militarizmi, kasaba ve köyleri abluka altına almış durumda.
Ablukadakiler, askere yabancı, askerler ablukadakilere yabancı.
Atalay devam ediyor: “Biz açık ve net olarak söylüyoruz ki, Onların istedikleri özerklik ve ayrı bir devlet kurmaları hayaldir.”
Bu tanıyı aşıkar dile getirmesini “diplomasi dilini profesyonalce tercüme etmesine mi bağlamalı?”
Bana göre değil.
İnanıyorum; bazı Türk yazarı, siyaset danışmanı, bunun tersinin olmasını, yani Kürt “kölelerden feragat” etmemek için birçok neden ileri sürebilirler.
Bazı “Kürt menşeeli” yazarlar, Kürt Hareketi’nin Türkiye’ye bağlanmasını ve böylece “haklı çıktıklarını tescil” etmek için, şimdiden başarı histerisi nöbetleri geçirebilirler…
Ahmet Altan, Kürtler’i basiretsizlikle itham ettikten sonra: “Bu yanlış siyaset de bir sonuç getirmez, aksine zarar verir. Demokratik özerklik talebi bence de doğru bir talep, sadece “Kürdistan” için değil bütün Türkiye için de uygulanmalı” dedi ve eğer Kürtler birşeyler istiyorlarsa, Türkiye’ye bağlı kalmak üzere ve Türkiye ekseninde istemelidirler buyurdu.
Ama gerçekten Ulusal Kurtuluş Hareketleri, sisteme entegre olmak için mi başlarlar?
Tarih bunun tersini gösteriyor.
Bask (Euskadi)‘de mücadele bitti mi?
İrlanda’da mücadele sona mı erdi?
1987’lerde en kritik dönemini yaşayan Güney Kürdistan Hareketi, bitti mi?
Ortada, Kuzey Kürdistan Hereketi’ne karşı siyasi bir kuşatma var ve bu da Hereketin daha da güçlü mevziler elde etmesiyle orantılı gelişiyor.
Kürt Hareketi’nin en güçlü olduğu an, kolonyal-faşist sistemin çıldıracağı ve akabinde de Kürdistan’ı terkedeceği zaman olacaktır.
İşi gücü Kuzey Kürdistan’daki Hareketi karalamakla sınırlı olan, internet sayfalarındaki kalem sahiplerinin tüm bu olanların yanında kıymeti harbiyesi ne olabilir ki?

Yazarın diğer yazıları